Sanat Alanında Hak İhlalleri – Aralık 2016

sanat-meclisiMimesis Haber/ Sanat Meclisi’nin yayınladığı Aralık 2016 hak ihlalleri raporunu aşağıda bulabilirsiniz:

Geçen yıl henüz olağanüstü hal ufuklarda görünmez iken Balıkesir’de bir kültür merkezinin basılıp kapatılmasıyla başlamıştı 2016 yılı. Bu yıl İzmir’de iki Antakya’da bir sanat merkezi yılın son günü kapatılarak yıl tamamlanmış oldu. Yılın son ayında sanat alanında ise aşağıdaki gelişmeler yaşandı.

⦁ Tutuklu yazarlar Necmiye Alpay, Aslı Erdoğan ve tutuklu tüm gazeteciler için Bakırköy Cezaevinin önünde sürdürülen dayanışma nöbetinde; sanatçı Haluk Tolga İlhan’ın da katılacağı mini bir müzik dinletisi düşünülmüş, etkinlik çeşitli gazetelerde haber olmuş ama gerçekleşmemişti. İstanbul Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü bu haberden yola çıkarak gerçekleşmeyen konser için İlhan hakkında “müdürlüğün izni olmadan etkinliklere katılıyor” gerekçesiyle soruşturma açtı. Aynı Müdürlüğün aynı sanatçıya açtığı ikinci soruşturmada ise, “görevli olduğu halde konser salonda bulunmadığı” gerekçe gösterildi, olay şu: Bu yıl Kadıköy’de bulunan Süreyya Operasında düzenlenen Ernani konserinde görevli olan sanatçının konser esnasında tansiyonu yükseldi, sahne yetkililerine hastalandığını ve revire gideceğini söyledi… Revirde tedavi gördüğü için de konser esnasında salona geri dönemedi. Haluk Tolga İlhan’ın basın danışmanı Duygu Cankılıç, sanatçının muhalif kimliğinden dolayı, düzenlenmeyen bir konsere katıldığı gerekçesiyle soruşturma açan İstanbul Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün sanatçıya mobbing uyguladığını söyledi.

⦁ Oyuncular Sendikasının “Bu Sette Çocuk Var” adlı kampanyası devam ederken çocuk oyuncu konusunda bilinçlendirme çalışmaları yapan Meltem Cumbul, senaryo gereği çekimlerde küçük bir bebeğin yer alması gerektiğini öğrenince duruma tepki gösterdi ve çekimleri terk etti. Cumbul, çocuk oyuncuların çalışma koşullarını belirleyecek olan yönetmelik hâlâ çıkmadığı için çocuk işçi çalıştırma kuralları konusunda çalışmalar yapmaktadır.

⦁ Bir grup müzisyen yaptıkları açıklama ile tüm üyeleri tutuklanan ⦁ Grup Yorum için dayanışma kampanyası başlattı. “İçinde yaşadığımız topraklarda yaşayan herkes için çok zorlu günlerden geçiyoruz. Faşizm maskesini araladı, OHAL’le, KHK’larla ve tüm baskı aygıtlarıyla kendisinden olmayan tüm kesimleri sindirmeye çalışıyor. Siyasetçileri tutukluyor, yazarları, sanatçıları tutukluyor, tüm toplumu kendi korku imparatorluğuna itaat ettirmeye çalışıyorlar” denilen açıklamada Grup Yorum’un tüm üyelerinin tutuklanmasının bunlardan bir tanesi olduğu ifade edildi. “Bir şarkı da biz çalalım karanlığın yüzüne, duvarları aşsın gitsin Grup Yorum müzisyenlerine” diyen grup “Sonra dedik ki, niye sadece biz çalalım, herkes çalsın, kaydetsin ister telefon kamerasıyla, ister stüdyoya girsin, ister klip yapsın, isterse tek cümle, üç-beş akor, türkü çalsın, caz yapsın, elektronik müzik yapsın, cover yapsın, beste yapsın, ne yaparsa yapsın ve hep birlikte 26 Aralık günü ⦁ #grupyorumiçin etiketinde buluşalım” ifadelerini kullanıyor.

⦁ İzmir Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde Sanatçı Fazıl Say’ın konserine satırlı saldırı düzenlendi. Kimliği henüz belirlenemeyen saldırgan tekbir ve satır eşliğinde konser yapılan alana girmek istedi. Saldırganın  “Bu konser olamaz” diye bağırıp bir taraftan da satır salladığı belirtildi. Tekbir getirip konserin iptal edilmesini isteyen kişi, sanat merkezinin güvenlik görevlilerince etkisiz hale getirildi. Olay yerine gelen polis ekipleri, eylemciyi gözaltına aldı.

⦁ 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas Madımak Oteli katliamında yakılan şair Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan, çıkarılan bir KHK ile Devlet Tiyatrolarındaki dramaturg görevinden alındı. Aysan hakkında nasıl bir soruşturulma yürütüldüğü ve hangi delillerle görevden alındığı bilinmiyor. Devlet Tiyatrolarına kurum dışından (ilk kez) vekalaten genel müdür olarak atanan Nejat Birecik, “Genel Müdür olarak bu kadar nazik ve hassa konuda ayrıntılı bilgi vermem doğru değil, soruşturmayı Kültür ve Turizm bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı yürütüyor” dedi. Bakanlık ise yaptığı açıklamada, “Böylesine hassas konuların öncelikle kişilerin çalıştığı kurumlarla ilgili olduğunu” belirtti. Yetkililer, ”Eren Aysan’ın açığa alınmasıyla ilgili soruşturma, çalıştığı kurumdaki makamlarca yapılan değerlendirme sonucu gerçekleşmiştir” ifadelerini kullandılar. Bir ay süren sürecin ardından Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile açığa alınan Eren Aysan, görevine iade edildi.

⦁ Muzaffer İzgü’nün “Üç Kuruşluk Diktatör” oyununu sahneleyen Ankara Birlik Tiyatrosuna, soruşturma açıldı. Topluluğun yönetmeni Gül Göker, konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı: “Geçtiğimiz yıl sahneye koyduğum oyunla ilgili olarak Burhaniyedeki gösteriminin arkasından bir soruşturma açıldı… Gittim ve ifademi verdim. İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun birçok yerinde sergilenen oyuna dair Burhaniye’de soruşturma açılması doğal, olabilir. Ankara Birlik Tiyatrosu’nun 45 yıllık tarihinde soruşturma açılmamış bir tek oyunu dahi yok… Ama bu kez açılan soruşturmayı farklı kılan, Burhaniye Belediye başkanının hemen arkamızdan Cumhuriyet Savcılığına koşuşturarak suç duyurusunda bulunması! Belediye Başkanı oyuna gelmedi, salonun kapısından bile geçmedi, hatta oyun başlamadan salon görevlilerini arayarak salonda sürekli bulunan yapma çelengini de kaldırttı… Ee, hiç izlemediği bir oyunda suç işlendiğini, üstüne üstlük Cumhurbaşkanına hakaret edildiğini nasıl iddia ediyor?” 45 yıldır Anadolu’nun dört bir yanına tiyatro götüren Ankara Birlik Tiyatrosu bakalım hangi bedelleri ödeyecek? Bunun hep birlikte takipçisi olacağız.

⦁ Uluslararası ölçekte e-dergi yayını sağlayan Issuu, 107 no’lu sayısının kapağında yer alan Diego Rivera imzalı nü tablo “müstehcen/sakıncalı” bulunarak erişimini kısıtladı. Geçtiğimiz yıllarda “genital organların” açıkta yer aldığı gerekçesiyle Picasso‘nun Kore’de Katliam adlı tablosunu kapaklaştıran 84. sayısını sansürleyen Issuu, çıplaklığa müsaade etmeyen ayıklama anlayışıyla diğer sosyal medya kanallarından farkı olmadığını göstermesi bir yana, gerici ve yasakçı çürümüşlüğün küresel boyutunu da bir kez daha gözler önüne sermiş oldu.

⦁ “Babamın Sesi” filminin ödüllü yönetmeni Zeynel Doğan, kayyım ataması sonrası içerisinde girilen ortamda çalışmalarını sürdürmekte zorlanacağı için, belediyeye yeniden halk iradesi hakim oluncaya dek çalışmalarını başka alanlarda sürdürme kararı aldı. Aynı zamanda Çandamed’in sinema biriminde eğitim veren Zeynel Doğan, Amed Film Festivali’ni belediye bünyesinde yapmayacaklarının bilgisini verdi. Belediye tarafından 17 dönümlük alan üzerine yaptırılan devasa büyüklükteki kültür ve kongre merkezi olan Çandamed’de, belediye eş başkanlarının görevden alınarak tutuklanması sonrası atanan kayyım ve birçok sanatçının kültür çalışmalarından alınarak farklı birimlere verilmesi nedeniyle kültür ve sanat çalışmalarına başlanamadı. Kış aylarında kentin en büyük etkinlikleri olan tiyatro ve film festivalleri de bu nedenle alternatif mekanlarda gerçekleştiriliyor. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinde oyunlarını sergileyen şehir tiyatrocuları, kayyımın “güvenlik” gerekçesini göstererek sahneyi yasakladığını söylüyorlar. Belediye binasının polis ve zırhlı araçlarla kapatıldığı, çalışanlarının giriş çıkışlarda arandığı bir atmosferde çalışılamayacağının altını çizen Doğan, “Böyle bir müdahalenin olduğu yerde kimse sanattan, sanatçıdan, özgürlükten bahsetmesin. Halkın seçtiği belediye başkanları alınıyor, belediyeye seçilmemiş biri geliyor. Benim çalışmaya başladığım belediye bu belediye değildi. Biz bundan sonraki çalışmaları Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin demokratik ruhuna denk bir çalışma olacağını düşünmüyoruz. Bundan sonra kültürel, sosyal ve sanat çalışmalarının yerelin taleplerine denk yürüyeceğini sanmıyorum. Ne kadar kendi oyununu yapacak? Ne kadar Kürtçe oyun yapılacak? Nasıl filmler oynayacak bu salonlarda belli değil” diye konuştu. Amed Film Festivali’nin de askıya alındığı bilgisini veren Doğan, şunları söyledi: “Bizim orada öngördüğümüz şey Amed Film Merkezini kurmaktı. Salonlarda film gösterimleri olacaktı, festivaller düzenlenecekti, Bu bizim yerel yöneticilik sürecinin bir parçası olarak olgunlaşmış bir projeydi, deneyimlerimizi somutlaştıracağımız bir çalışmaydı. Bu festivalin hiçbir şey olmamış gibi Amed Büyükşehir Belediyesinin eliyle yapılmasına karşıyım. Amed Film Festivali’ni belediye bünyesinde yapmayacağız. Görünen şu ki şov belediyeciliği yapacaklar, insanların gözünü boyayan, içi boş, ayakları yere basmayan, kısa vadeli işlerle yılların birikimini yok edecekler. Filmlerimizi, tiyatrolarımızı, tüm sanatsal faaliyetlerimizi kendi oluşturduğumuz komünlerimizde yapmaya devam edeceğiz ve bu yönlü çalışmalarımız var.”

⦁ Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne atanan kayyım, belediyeye ait sanat galerisinde yer alacak tutuklu gazeteci Zehra Doğan’ın sergisini engelledi. Mardin E Tipi Cezaevi’nden mektup gönderen gazeteci-ressam Zehra Doğan, cezaevinden hazırlandığı ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı sanat galerisinde yer alacak olan sergisine belediyeye atanan kayyım tarafından engel olunduğunu açıkladı.

⦁  İstanbul Şehir Tiyatrolarını “dingonun ahırı” gibi yöneten İstanbul Büyükşehir Belediyesi yöneticileri, önce açığa aldıkları ardından göreve çağırdıkları oyuncu Kemal Kocatürk’ü yeniden kovdular. Geçtiğimiz günlerde, OHAL kapsamında açığa alınan Şehir Tiyatroları sanatçıları Sevinç Erbulak ve Mahperi Mertoğlu görevine geri dönmüştü. Erbulak, Kocatürk’ün yeniden ihraç edildiğini duyurduğu satırlarda şöyle yazdı: “Ellerinde kına ile bekleyenler vardır bu haberi. Eksilmemizi kutlayanlar. Varsın olsun, hiçbir zafer sonsuza dek sürmez. Eksildikçe içimiz boşalıyor. Bunu biliyoruz ama elimizden bir şey gelmiyor. Öfkem, buna. Kendini ve düşüncelerini, alıntısız, kaçak göçek olmaksızın ifade edenlerin, yazanların, söyleyenlerin dışarıda bırakıldığı günlerden geçiyoruz. Seyredenin, seyirci kalanın gidenlerden çok daha fazla üşüdüğü ve giderek üşüttüğü günler. Bugünler geçip, gidenler geri döndüğünde ”yuva”dan geriye kalan o şey neyse, yeniden bir şeye benzetmeye çalışacağız onu. Umarım o gün, herkes bakabilir birbirinin yüzüne. Yüz yüze bakabilmenin güzelliği benzemez başka bir şeye. Umarım, yapabiliriz bunu.”
Sanatçı onurunun bu kadar ayaklar altına alındığı bir dönem daha olmamıştır.

⦁ Geçtiğimiz aylarda gazete manşetlerinde rastladığımız yandaş medyanın sanatçılara saldırıları Aralık ayında da sürdü. Daha önce Akit Gazetesi’nde yönetmen Ragıp Yavuz ve öğretim üyesi Selen Korad Birkiye için yapılan saldırıların bir benzeri bu kez Sabah Gazetesi manşetinden yönetmen Mustafa Altıoklar, oyuncu Bülent Emrah Parlak, Cem Mumcu, Şehrazat, Levent Üzümcü ve Ceren Moray için yapıldı. Sabah gazetesi, birinci sayfasında “Türkiye düşmanları” diyerek Mustafa Altıoklar, Levent Üzümcü, Mirgün Cabas, Cem Mumcu, Şehrazat ve Ceren Moray’ın fotoğraflarını yayımladı. Oyuncu Bülent Emrah Parlak, kendisini “Türkiye düşmanı” diyerek hedef alan Sabah gazetesine dava açacağını Twitter’da “Kim Türkiye düşmanı? Kim Türkiye sevdalısı? Bunu tarih gösterecek. Sizinle mahkemede hesaplaşacağız Sabah. Yaşasın demokratik laik Türkiye” şeklinde yazarak duyurdu.

⦁ Severek izlediğiniz, bir sonraki bölümünü iple çektiğiniz dizilerin görünmeyen tarafında, yönetmen, reji asistanları, kameramanlar, montajcılar, kurgucular yani set işçileri var. Dizi setleri, set işçileri için, uzun çalışma saati, güvencesiz çalışma, stres, yorgunluk, uykusuzluk, haftalarca evin yolunu unutmak demek. Bir dizi kısa sürede reyting kurbanı olursa, set işçileri hiçbir hak iddia edemeden işsiz kalıyor. Dizi tuttu diyelim… Bu kez de insanüstü çabayla çalışmak zorundalar. Birkaç kişinin yapacağı işi, tek kişi üstleniyor. Oyuncular Sendikası ve Sinema TV Sendikası, dizi setlerindeki emek sömürüsüne karşı harekete geçti ama bugüne dek olumlu hiçbir adım atılmadı. Yapım şirketleri kör, sağır, dilsiz! Kostüm şefi, oyuncu kaprisinden ve mesai saatlerinden yakınıyor. Kostüm asistanı, sigortalarının yatırılmadığını ve parasını zamanında alamadığını söylüyor. Yönetmen, dizi süreleri nedeniyle mesai saatlerinin uzadığını söylüyor. Çalışma koşulları yüzünden evlenememiş. “Güvencemiz yok, bu dizi bittiğinde işsizim” diyor. Kime dokunsak bin ah işitiyoruz. Herkes yorgun… Kamera asistanı: “Bir daha bu dünyaya gelsem asla bu işi yapmam. Kameraman geliyor, sahnesini çekip gidiyor. Kamerayı, milyarlık lensleri korumak zorundayız. Tabii bir de onları taşıma işi var. Çok ağır!” Çekim sırasında uzun mikrofonu tutan ve oyunculara mikrofon takan ‘boomcu’: “Ailemi görecek vakit bulamıyorum.” Sinema TV Sendikası Genel Koordinatörü Cemal Nadir Tekel’e göre, set işçilerinin en büyük problemi ödeme, ikincisi çalışma saatleri, üçüncüsü mobbing. Tekel “Haklarımızı biz bilmiyoruz. Yapımcılar da. Sigortasız çalıştırılıyoruz. Sektörün bir tanımı yok. Meslek tanımı da yok. Devlet tarafından vasıfsız işçi olarak görülüyoruz. ”Oyuncular Sendikası Genel Başkanı Meltem Cumbul, sorunların çözümü için ilk adımın her zaman örgütlenmek olduğunu vurguluyor. Dayanışma olmadan bu sorunlarla baş edebilmenin oldukça zor olduğunu söyleyerek, “Az zamanda, az parayla, çok iş yaptırmak gibi bir mantık var. Koşulları değiştirmek istiyorsak hep birlikte çalışmalıyız. Sektör çalışanlarının çoğu serbest meslek makbuzu açmak zorunda kalıyor. Bu da sektörümüzü iş kanunu çatısı altından çıkarıyor. Denetim mekanizması işlemediği için kanuna uygun hareket etmeyen işverenlere bir yaptırım uygulanmıyor” diyor.
⦁ Edirne’de öğrencilerle buluşan yönetmen Çağan Irmak, Türkiye’de yayımlanan dizilerinin reyting kaygısıyla izleyiciyi sürekli gerdiğini ve reyting uğruna olması gereken yere gelemediğini söyledi. Yapımcı diyor ki “bunu ev kadını seyrediyor, orada çocuğunu doyuruyor bir taraftan bir taraftan dizi izliyor, o yüzden bir lafı on kez söyletiyorum. Anlıyorum da bana neden bu işkenceyi yapıyorsun diyecek başka bir izleyici kitlesi lazım”.

⦁ Yönetmen Yeşim Ustaoğlu Kültür Bakanlığı desteğiyle çekilen “Tereddüt” adlı filmini Sınıflandırma Kurulunda sevişme sahneleri yüzünden “+18” almamak için festivallerde gösterilen orijinal halindeki bazı sahnelerini farklı kurgulayarak (yani sansürleyerek) vizyona girdi. Ustaoğlu’nun filmi sevişme sahneleri yüzünden “+18” yaş sınırı alsaydı bu durumda bakanlık verdiği desteği geri alabilme hakkına sahip olacaktı.

⦁ Suruç’ta yıllardır çalınıp söylenen kimi şarkı ve türküler hakkında “terörü övüyor” saptaması yapan Suruç Emniyet Müdürlüğü, müzik gruplarına uyarı yazısı gönderdi. İlçede düğün salonlarında ve sokaklarda müzisyenlik yapan gruplara gönderilen resmi yazı şöyle diyor: “Suruç ilçesinde düğünlerde müzik çalan müzisyenler 14.12. 2016 günü saat: 14.00’da İlçe Emniyet Müdürlüğümüz hizmet binasına çağrılarak düğünlerde hiçbir suretle siyasi içerikli terör örgütlerini ve üyelerini övücü her türlü sözlü ve sesli müzik çalmayacaklarını ve söylemeyeceklerini aksi takdirde haklarında Terör Örgütünün propagandasını yapmaktan işlem yapılacağının sorumluluğunu aldıklarını imzaları karşılığında tebellüğ ettiklerine dair, bu tebliğ tebellüğ tutanağı tarafımızdan tanzimle imza altına alındı.”

⦁ Yazar ve siyasi tutsak Bejdar Ro Amed’in cezaevinde kaleme aldığı “Demokratik Siyaset ve Özgür Toplum” isimli kitap taslağının belirli bölümleri “örgüt propagandası” olarak değerlendirilerek, cezaevi dışına çıkarılmaması kararı alındı. Bafra T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu Başkanlığı’nın aldığı söz konusu karar, Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuru sonucu iptal edildi. “Zamanda yolculuk, insan evreni ve evrensel tarih, anlam ve hakikat, yapısallık ve işlevsellik, evrensel akıl olarak demokratik özerklik ve demokratik konfederalizm, demokratik siyaset sosyolojisi, özgürlüğü yaşamak, demokratik siyaset felsefesi ve örgütlenme halleri, inanmak ve inanarak çoğalmak” konularının işlendiği kitaba ilişkin AYM, yerel mahkemeler tarafından verilen kararların “ifade özgürlüğünün ihlali”ni oluşturduğunu ve Anayasa’nın 26’ncı maddesi olan ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar verdi.

⦁ Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’a ‘üstün zekalı’ dediği gerekçesiyle gözaltına alınan Yazar Seray Şahiner, şimdi de Limon Film’deki işinden atıldı. Durumu sosyal medya hesabından duyuran Şahiner, “Ekim 2016’dan beri senaryo grubunda çalıştığım, Limon Film’in çektiği, ATV’de yayınlanacak Aşk ve Gurur adlı dizideki işimden atıldım. Projede birlikte çalıştığımız yazar Yıldırım Türker de benim işten çıkarılmamın üzerine, duruma göz yummayarak işten ayrıldı. İşimden atılmam sebebiyle Limon Film’i kınıyorum” dedi. Şahiner, BirGün gazetesinde yazdığı yazı sebebiyle 11 Aralık’ta Bursa’da gözaltına alınmış, daha sonra serbest bırakılmıştı.

⦁ Sanatçı Ahmet Güneştekin’in geçen yıl Venedik Bienali’nde sergilenen eseri Kostantiniyye, Ataköy’deki alışveriş merkezinin önüne konulmasından sonra tepkiler üzerine brandayla kapatıldı, ardından da kaldırıldı. Güneştekin, yaptığı açıklamada, “Eserimi satın alan işadamı Nihat Delibalta, ‘İstanbul’u sembolize eden bu eseri herkes görmeli’ diyerek A Plus AVM’nin önüne koymak istedi. Perşembe akşamı 50’nci doğum günümdü. Saat 18.00’de eserin açılışını yaptık. 23.00’te ‘Bu ismi nasıl koyarsınız, burası 1453’ten beri İstanbul’ diyen öfkeli bir grup AVM’nin önüne gelmiş. Tepkiler artınca Bakırköy Belediyesi gece eserin üzerini brandayla kapatmış” dedi (Not: Ahmet Güneştekin’in son dönemde düzenlediği sergilere yandaş Çalık Holding‘in sponsor olması dikkat çekerken, Kars’ta, İzmir’de, Bursa’da, Kadıköy’de heykellere yapılan saldırılara sesini çıkartmayan sanatçıları yandaşlığın da kurtaramaması tarihe önemli bir anekdot olarak düşüyor)

⦁ Barış için akademisyenlerin ardından barış sinemacıları için de soruşturma başlatıldı. Oyuncular Sendikası’na gönderilen üzerinde İstanbul İl Emniyet Müdürü Haydar Özdemir imzalı bir bilgilendirme metinde “Sözde çağrı ve barış müzakarelerine destek amaçlı bildiri yayınlayan 11328 şüpheli hakkında 2016/5734 sayılı evrak üzerinden ‘Terör örgütüt propagandası yapmak’ suçundan soruşturma yürütülürken 14701/2016 no’lu, konusu suç teşkil eden bildiri içeriği ve bildiride bulunanlara destek olmak amacıyla bildiri yayınlayan sinemacı olduğu bildirilen 433 kişi hakkında ‘suçu ve suçluyu övmek’ yönünden soruşturma başlatıldı” denildi. İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü, Oyuncular Sendikası’a gönderdikleri isim listesinde üyelerine ait kimlik ve iletişim bilgilerini İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’ne göndermelerini istedi. ‘Bu suça ortak olmayacağız’ diyerek çatışmalı sürecin sona ermesini isteyen ancak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun hedefi olan 2 bini aşkın akademisyene, gazeteciler, edebiyatçılar, hukukçular ve sinemacılar destek vermişti. 400’ü aşkın sinemacıya ait açıklamada “Bizler Türkiyeli sinemacılar olarak, Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi’nin 11 Ocak 2016 tarihinde hükümete yaptığı barış ve müzakere çağrısına destek veriyoruz. Düşünce ve ifade özgürlüğünün engellenmesini reddediyoruz. Eşitlik ve barışın yanındayız. Yaşam hakkının yanındayız. Özgür düşüncenin ve sanatın yanındayız. Ama’sız fakat’sız eğer’siz: Bu suça ortak olmayacağız! Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi’nin yanındayız” ifadeleri yer almıştı.

⦁ Almanya’da 20 yıla yakın bir zamandır düzenli biçimde çalışmalar sürdüren Tiyatro Ulüm, AKP’ye yakın olduğu bilinen  Avrupalı Türk Demokratlar Birliği (UETD) tarafından hedef gösteriliyor.  Geislingen Demokratik İşçi Dernekleri Fedarasyonunun düzenlediği bir etkinlikte yer alan Tiyatro Ulüm, gösterim öncesinde salonda yapılan konuşmalardan rahatsız olan bir grup tarafından tehdit edildi. Barış mesajlarının sıklıkla vurgulandığı konuşmalar esnasında “ülkemizi kötülemeyin, cehenneme kadar yolunuz var, şerefsizler, hainler cezasını çekecek” sözleriyle protesto eden bir grubun eylemi yaşandı. Salondakilerin müdahalesi sonucunda grup dışarı çıkarıldı. Daha sonra UETD’lilerin olduğu öğrenilen grup kısa bir süre sonra sosyal medyadan harekete geçti. Paylaşımlarında Tiyatro Ulüm’u hedef gösteren grubun bu çabasından sonra ekibin Köln’deki gösterisi iptal edildi. Tiyatronun sanat yönetmeni Atilla Cansever; bizler bugüne değin cami derneklerine gittik, demokrat derneklere de gittik. En küçük bir olay olmadı. Yabancı düşmanlığı, ırkçılık konusunda söylediklerimiz alkışlarla destekleniyordu. Almanya, Fransa, İşviçre, Hollanda ve Avusturya’da seyircilerle buluşmalarımızda sevinçle ayrılıyorduk. Fedakarlıklar yaparak sanatı emekçilerle buluşturmaktan onur duyuyoruz. Seyircilerimizi güldürmeye devam edeceğiz’ dedi. 1998 yılında Almanya’nın Ulm şehrinde kurulan Theater Ulüm, Türkçe ağırlıklı oyunlar sergiliyor. Ulm Belediyesi tarafından desteklenen ve düzenli oyunların oynandığı kendilerine ait bir salonu bulunan Theater Ulüm, aynı zamanda Güney Almanya’nın ilk profesyonel Türk tiyatrosu olma özelliğini de taşımakta.

⦁ İzmir Yenikapı Tiyatrosu ve Antakya ve İzmir Ayışığı Sanat Merkezi son KHK’yle birlikte mühürlendi. Yenikapı Tiyatrosu’nun Alsancak’ta bulunan Metin Altıok Kültür Merkezi’ne giden polisler, yapılan sayımın ardından binayı mühürledi. Ardından Konak’ta bulunan Ayışığı Sanat Merkezi’ne giden polis burada da sayım yaparak kapıya mühür vurdu. Yapılan saldırıyı protesto eden Yenikapı Tiyatrosu oyuncuları yayınladıkları açıklamada şu görüşlere yer verdiler: “Yenikapı Tiyatrosu alanlara çıkmakta inatçıdır biraz. Türlü yalan ve hilelerle onları sokaktan, sahneden koparmaya çalışanlara hiç eğilmemiştir. Zaten dikkat edin her türlü baskı mekanizması oluşturmaya çalışanın temel derdi de bu olmuştur: Eğilmemesi.
O yüzden mühür vuranlar arkası yarın meraklarını radyolarına bıraksınlar, bizim yarınımız dünden belli. Hülasa; ezilenlerin kapısı hep açık ki bu yüzdendir adı “Yeni Kapı”. Mühürleriniz onur nişanesi olarak tarihimizdeki yerini çoktan aldı. Dememişlerdi demeyin sonra; kapılarına mühür vurduklarınız; aç bıraktıklarınızı, işsiz, evsiz bıraktıklarınızı, emeğini sömürdüklerinizi de yanına alarak çalacak kapınızı er ya da geç. İşte o zaman güleceğiz ağız dolusu. Madımak’tan, Gezi parkından, Suruç’tan, Ankara’dan, emekçi mahallerinden, fabrikalardan çıkıp geleceğiz; uykunuzun en tatlı yerinde irkildiğiniz türküler söyleyeceğiz. Alın size kar topu gibi döne döne gelen son söz; Faşizme ölüm, halklara mutlu yıllar!”
Ayışığı Kültür Merkezi çalışanları da İzmir’de ve Antakya’da kültür alanlarına yapılan saldırıları kınayarak “Bütün Çiçekleri Koparabilirsiniz Ama Baharın Gelişini Engelleyemezsiniz” dediler.

⦁ Bu yıl sanat alanına yılın ilk günlerinde başlayan saldırılar son günlerine dek böyle sürdü gitti. Bakalım 2017’de sanat alanı ne serüvenler yaşayacak!

Yorum


işlemi tamamlayınız:


+ 2 = üç