Gezi Sanatı… Soma… Çocuklar…

Kemal Oruç

Gezi Sanatı, Gezi Ayaklanması’nı temel alan, birçok farklı sanat alanından insanların bir araya gelerek oluşturduğu bir sanat örgütüdür. Gündemle ilgili sanat temelli eylemler yapar. Dört ay içinde de, sokaklarda, mahallelerde, fabrikalarda, köylerde birçok eylem gerçekleştirdi.

Son olarak kırk kişilik bir ekiple Soma’ya ve Kınık-Elmadere Köyü’ne gidildi. Gözlemlerimizi kısaca paylaşmak isterim.

Kınık merkeze ulaştığımızda oradaki bağlantılarımızın bir ön çalışma yapamadığını anladık. Bunun sebebi ise emniyet müdürlüğünün ilgili kişilere ulaşarak “İstanbul’dan komünistler geliyor. Tiyatro yapacaklarmış. Dikkatli olun, onlara yardım etmeyin ve yer vermeyin.” demesidir.

Oradaki işçi dostlarımızın rehberliğinde Kınık-Elmadere Köyü’ne ulaştık. Galata Fotoğrafhanesi bu köyde fotoğraf çalışmaları yaptığı için insanlara, özellikle çocuklara ulaşmamız biraz daha kolaylaştı.

Çocuklar bizi meydanda alkışlarla karşıladı. Köye sanatçılar geldiği için bu şekilde karşıladıklarını düşünmüştük. Oysa işin aslı başkaymış. Her gelen bir sürü hediye ve para getirdiği için çocuklar yine hediye ve para geldiğini düşünmüşler. Otobüsten indiğimizde üzerimize koşup “Bize ne getirdiniz?” diye sordular.

Yanımızda sanat, bilinç, sohbet ve oyun götürebilmiştik.

Çocuklarla köy meydanında sohbet edip anne ve babalarla konuşmak üzere evlere dağıldık. Köyde Soma’daki madende çalışan on bir işçi hayatını kaybetmiş. Biz cenazesi olan/olmayan tüm evlere gidip sohbet ettik. Genel olarak izlenimlerimiz şunlar:

-       Köye sürekli hediye, özellikle oyuncak gönderiliyor. Bu oyuncaklar babası ölen çocuklara dağıtılıyor. Babası ölmeyen çocuklar ise oyuncaksız kalıyor. Örnekle, bir çocuğun beş bisikleti varken, diğer çocuğun hiç bisikleti yok.

-       Evlerde oyuncak yığınları oluşmuş durumda. Diğer evde tek tük oyuncak var.

-       Çocuklar köye gelenlerden sürekli bir şey ister duruma gelmiş. Eğer verecek bir hediyeniz ya da paranız yoksa çocuk sizden hemen uzaklaşıyor ya da size sinirleniyor.

-       Aynı şekilde evde cenazesi olana beyaz eşya geliyor, evde cenaze yoksa ona beyaz eşya yok.

-       Babası ölmeyen, dolayısıyla oyuncaksız çocuklarda, doğal olarak, oyuncak çalma eğilimi başlıyor. Çocukların arasında bir bölünme var.

-       Babası ölen çocuklara eğitim bursu veriliyor, babası ölmemiş olan çocuğa verilmiyor.

-       Bir baba şunu söyledi: “Çocuğum bana şunu dedi: Keşke sen de ölseydin baba, o zaman benim de oyuncağım olurdu.” Diğer taraftan konuştuğum ailelerin çoğu öfkeyle şunu söylüyor: “O kadar çok hediye geldi ki, bırakın çocukların üzüntülerini yaşamasını, neredeyse bu olaya sevinecekler bile.”

-       Diğer bir taraftan yetişkinler arasında da ayrışma başlamış. Yardım dağıtılacağı zaman, evde cenazesi olanlar cenazesi olmayanlara “Sen niye geliyorsun yardım istemeye, senin evinde kimse ölmedi ki!” deniliyormuş.

-       Altlı üstlü iki ev… Her iki evde de yeni doğmuş bebek var. Bir eve beşik getirilmiş, ötekinde beşik yok. Üstelik cenaze olmayan eve girmiş beşik. İki komşu artık birbiriyle kavgalı.

-       Bir ev ziyaretimizde bir yetişkin şunu söyledi: “Evinde cenazesi olanlara bir sürü yardım geliyor. Siz bir kısmını onlardan alıp bize getiremez misiniz?”

-       Bizim ziyaretimizde evinde cenazesi olmayanlar tedirgindi. Bir aile şunu söyledi: “Şimdi siz bizim eve girdiniz ya, komşular hemen sizin bize para verdiğinizi düşünecek.”

-       Çocuklar elimizdeki müzik aletlerini veya fotoğraf makinelerini istediğinde onlara vermezsek hırçınlaşıyorlar. Çocukların bir kısmı elimizdekilerin onlara mutlaka verilmesi gerektiğini düşünüyor. Vermezsek şiddet uygulayabiliyorlar.

-       Köyde tam bir bölünme var. Çocukların arası açık, aileler kavgalı.

Bütün bunların tek sebebi şudur: Biz ülke olarak vicdan rahatlatmada çok başarılıyız. Bir yerde katliam ya da facia yaşandığında hemen maddi yardımda bulunup vicdanımızı rahatlatıyoruz ve hızla kendimizi o gündemin dışında hissedip rahatlıyoruz. Sadaka kültürü tüm ülkeye sinmiş durumda.

Soma’da yaşanan katliamdan sonra da tüm ülkede maddi yardım kampanyaları başladı. Hatta bizzat devletin ilk açıklamalarından biri kabaca şu oldu: “Ölenlerin tüm borçlarını silip ailelerine para vereceğiz.”

Aşırı maddi yığılma köyde bir deformasyona sebep olmuş. Köyün düzeni alt üst edilmiş. Katliam bir tarafa, yaratılan bu deformasyon köydeki huzuru ayrıca yok etmiş. Hediye ya da para gönderip vicdan rahatlatanların bunlardan hiç haberi yoktur, eminim.

Bütün bunların bilinçli olarak yapıldığını düşünüyorum. Sonuçta bu ülkede bütün bu deformasyonu daha en başında engelleyebilecek olan sosyolog, psikolog, pedagog, toplumbilimci vs. yok mu? Elbette var. Peki neden onlar devreye girip de bütün bu deformasyonu engellemedi? Buna da, devletin planlı bir oyunu, diyelim.

Bütün bu sorunların çözümü şunlar olabilir:

-       Köye birkaç ay hiç kimse uğramasın. Böylelikle orada yaşayan insanlar kendi içinde hesaplaşabilsin ve köy yaşamı özüne dönsün.

-       Yüzlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan bir katliam var ve insanların, özellikle çocukların bu olayın üzüntüsünü yaşaması doğaldır. Bu üzüntü hafifletilebilir. Ama doğal süreçte bu üzüntü yaşanmalı da. Yoksa daha ileride çok daha büyük bir acıyla tekrar ortaya çıkabilir. Acılar hafifletilmeli, ama üzeri kapatılmamalı.

-       Şayet köye maddi yardım geliyorsa bu yardımlar evde cenaze olup olmadığına bakmaksızın tüm köye eşit dağıtılmalı.

-       İhtiyaç duyulmayan hiçbir şey köye getirilmemeli.

-       Eğitim bursu yine ayrım gözetilmeksizin tüm çocuklara verilmek zorunda.

-       Çocuklara artık oyuncak ya da başka bir nesnel hediye yerine düzenli eğitim ve bilinç götürülmesi gerekiyor. Bu eğitimleri de mutlaka alanında uzman kişiler vermeli.

-       Sanat ve oyun temelli eğitimler hem çocukların ilgisini daha çok çekecektir hem de ulaşılması gereken hedefe daha net ve kalıcı bir şekilde ulaşılmasını sağlayacaktır. Yine bu eğitimleri de sanat eğitimi konusunda uzman kişilerin gerçekleştirmesi gerekir.

Gezi Sanatı olarak Elmadere Köyü’nde yaratıcı drama, yüz boyama ve ritim atölyelerini gerçekleştirdik.

ko soma 1

Yaratıcı drama atölyesinde “paylaşım” üzerine farkındalık çalışması yapıldı. Katılım oldukça iyiydi. Çocukların atölye bittikten sonra da rol oyunlarına kendi aralarında devam ettiği görüldü.

Yüz boyama atölyesinde çocukların birbirlerinin yüzünü boyaması sağlandı. Çocuklar ev ev dolaşıp bütün çocukların yüzünü boyadı. Evden çıkmayan çocuklar da böylelikle meydana çıktı.

ko soma 2

Ritim atölyesinde çocuklar çevreden buldukları nesnelerle ritim çalışması yaptı. Ortak ritim bulunduktan sonra bir melodi yaratıldı ve bu melodinin üzerine çocukların dünyadaki durumu üzerine çocuklarca söz yazıldı. Gün sonunda biz köyden ayrılırken kimi çocuklar bu şarkıyı hala söylüyordu.

Tek bir hediye bile götürmedik. Ama çocuklara birbirleriyle oynayabilecekleri oyunlar ve birlikte söyleyebilecekleri bir şarkı bıraktık. Başta hırçın olan çocuklar gün sonunda bir arada ve mutluydu.

ko soma 3

Bu örnek çalışma, Soma ve çevresindeki insanlara ulaşmak isteyen bilinçli insanlara ön ayak olabilmek için de yapıldı. Dilerim bu köylere bilinçli insanlar ulaşır ve insanlara, özellikle çocuklara bolca bilinç bırakır.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Okuyucu Yorumları

“Gezi Sanatı… Soma… Çocuklar…” yazısına bir yorum var.

  1. firuz ozdemir diyor ki:

    ellerinize yüreğinize sağlık.
    birkez daha içimde umut tohumları filizlendi.
    sizler gibi güzel insanlar var olduğu sürece hedefledikleri noktaya toplumu yozlaştırma, bir birinden uzaklaştırma ve yabancılaştırma noktasına asla ulaşamayacaklardır.
    teşekkürler…

Yorum


işlemi tamamlayınız:


− 5 = üç