Ron Athey’in Kefareti

Abe Ahn

Mimesis Çeviri / Walker Art Center sponsorluğunda Minneapolis kabaresinde sergilenen gösterisinden bu yana geçen yirmi yılda Ron Athey; bir ucubeden gıpta edilen bir performans sanatçısına dönüştü.

Hyperallergic, 20 Mart 2014, Çeviri: İlke Albar

1DSC_0113-1024x664Divinity Fudge, Sage Charles, Jon John (soldan sağa) “Sebastiane”i icra ederken, Hammer Müzesi, Los Angeles (Tüm fotoğraflar Hammer Müzesi’nin nezaketi sayesinde Barbara Katz tarafından çekilmiştir.)

Athey’in 1994’teki aşırı derece beden-odaklı performansı karşısında yükselen politik öfke de muhafazakar sağın sanata karşı yürüttüğü savaşın pek çok örneğiyle beraber tarihe geçti. Bir Amerikan müzesinin Athey’in herhangi bir çalışmasını sahneye koyabilmesi yirmi yıl aldı. Bu gerçek kültürel çatışmaların savaşlarının biçimlendirdiği kurumsal korkunun kapsamını aşmakta. Bu sefe,r Athey’in geçtiğimiz günlerde Hammer Müzesi’nde sahneye konan “Sebastiane”i bambaşka bir tepki uyandırdı.

“Sebastiane” ,Athey’in Martyrs and Saints(1992) [Şehitler ve Azizler] isimli çalışmasının bir parçası. Sanatçı, bu kısmı yıllar boyunca defalarca gözden geçirdi. Çalışma, Roma imparatorunun okçularından kurtulan, Romalı İrene tarafından bakılarak sağlığına kavuşturulan ve ancak nihayetinde imparator tarafından katledilen Aziz Sebastian’ın ölümünü sahneye taşıyor. Rönesans ressamları bu azizi; vücudu oklarla delinmiş güzel bir bedene sahip yakışıklı bir genç olarak resmetme geleneğini başlatmışlardı. 19. ve 20. yüzyıllarda ise, Sebastian eşcinsel bir ikon olarak sahiplenildi.

2DSC_0119-1024x747Ron Athey ve David Harrow (soldan sağa), “Sebastiane”, Hammer Müzesi, Los Angeles

“Sebastiane”in son sahnelemesi Athey’in başından geçenler ve sağlık durumu nedeniyle duygu yüklüydü. “AIDS-sonrası” bir dünyada bir HIV pozitif olarak, her ne kadar doktorların “elite controller” [nadir taşıyıcı] dediği, ilaç kullanmadan da hayatta kalabilen insanlardan olsa da Athey pek çok arkadaşının AIDS’e yenik düşüşünü görmüştü. Athey’in AIDS’e rağmen hayata tutunuşu ve yoğun fiziksel çalışma gerektiren programına devam edişi Sebastiane’i bulaşıcı hastalıkların ve sporcuların koruyucu azizine dönüştürüyor.

Performans; kutsanmışlar ve kafirler ritüeliyle, Athey’in çalışma arkadaşları Jon John, Sage Charles ve Divinity Fudge’ın önderlik ettiği, davullar eşliğinde bir geçit alayıyla başlıyor. Geçittekiler, rahibe kıyafetlerinin içinde yarı çıplak bir şekilde müzenin bahçesini turluyor ve seyircilere performansın olduğu binaya doğru rehberlik ediyorlar. Athey burada yüksek bir platformun üzerinde, bir direğe bağlanmış, ayartıcı ve meydan okuyan yüzü ve iğnelerden tacıyla duruyor. Sage Charles’ın davul ritimleri ve yapımcı David Harrow’un müzikal eşliği yükselip ve azalarak sahnedeki aksiyonlara dönüşüyor.

3DSC_0134-1024x669Ron Athey, “Sebastiane”, Hammer Müzesi, Los Angeles

Jon John, Athey’in vücudunu oklarla delmek için platforma tırmanıyor- buradaki acı çığlıkları, gerçek olsun ya da olmasın, beniderinden sarsarak tüm dikkatimi topladı. Çığlıklar, Athey kendinden geçmiş bir halde konuştukça*(sanatçı bu yeteneğini Pentecostal inanışa sahip ailesinin yanında büyürken, henüz bir çocukken kazanmıştı) bir duaya dönüştü. Garip konuşması ve transa benzer ruh hali sahnenin, binanın veya müzenin dışında bir dünya yaratmışa benziyordu.

Alnından damlayan kanlar, etine giren oklar, vücudunun kalanını cinsiyetsiz kılarak şişmiş ve sıvıyla doldurulmuş cinsel organıyla Athey’i izlemek bedensel empati duymanın uca çekilmiş bir egzersiziydi. Tüm bu acının ortasında, performansta şefkat anları vardı: mücevherlerle donanmış, ışıldayan Divinity Fudge; Aziz Zoe rolünde Athey’e losyon sürüyordu ve Jon John, Aziz Irene olarak, yaralarını beyaz kumaşla temizliyordu.

Platformdan indikten sonra, diğerleri kanla ıslanmış giysiden parçalar kesip onları seyircilerin kutsal hatıralar olarak elden ele geçireceği küçük çerçevelere yerleştirirken, Athey sırtüstü yatıyordu. Bedensel acı ve kanla dolu sert sahneler bittiğinde icracılar sahnede ayakta durdular ve her ne kadar bazıları gösteri tarafından allak bullak edilmiş görünse de, takdir dolu seyircileri selamladılar.

4DSC_0147-2-1024x680Ron Athey, “Sebastiane”, Hammer Müzesi, Los Angeles

Bedenini en uca kadar zorlayarak Athey kendini canlı bir ayin olarak sunuyor: yaşam ve ölüm arasında bir vücut, sağlık ve hastalık arasında. O dirilişin ve iyileşmenin mucizesini gerçekleştirirken, yüzündeki ve göğsündeki yaralar apaçık görülebiliyor. Her performansta, Athey’in vücudu, bir bedenin kazığa oturtuluşu ve yenilenişi ayinini tekrarlıyor.

Yandaki bir galeride, Hammer’in Take It or Leave It: Institution, Image, Ideology [Ya Kabul Et Ya Da Git: Kurumsallaşma, Görsellik, İdeoloji]de benzer bir bedensel yenilenme performansı gerçekleştiren diğer bir sanatçının bir çalışmasını konuk ediyor. Félix González-Torres’in “Untitled (Portrait of Ross in L.A.)”[Başlıksız-Ross’un L.A.deki Portresi] (1991) isimli çalışması, ağırlığı sanatçının AIDS nedeniyle ölen arkadaşı Ross Laycock’ın ağırlığına denk olan selofanla kaplı şekerden bir tümsekten oluşuyor. Müze ziyaretçileri bir komünyon misali şekerden biraz almakta serbestler; şeker azaldıkça, yığının ağırlığı da azalıyor. Şeker yığınıyla temsil edilen Laycock’ın vücudu, şeker yeniden dolduruldukça yenileniyor. Bu çalışma; ölümden sonraki yaşam, AIDS’ten sonraki hayat olasılıklarını simgeleyen bir portre.

Walker Art Center’ın 1988den 1996’ya dek küratörlüğünü yapmış olan John Killacky performanstan sonra doksanlı yılları ve muhafazakar sağın savaş açtığı sanatçıları aktardığı bir sunum yaptı. Onun Walker’daki zamanları aynı zamanda Ulusal Sanat Ödeneği(USÖ)’ne giden bağışların zirvede (1989’da 8.4 milyon dolar) ve hedeflenen miktarda olduğu zamanlardı. 1990’da federal hükümet  Karen Finley, Holly Hughes, John Fleck, ve Tim Miller’dan oluşan USÖ dörtlüsünden ve ahlaka uygunluk beklentilerini karşılamayan çalışmalardan ödeneği çekti.

Killacky “95 yılı, Reza Abdoh’un AIDS’ten öldüğü yıl, USÖ tarafından bağımsız artistlere ödenek verilen son yıldı. Hala edebiyat, caz ve folklora ödenek var, ancak diğer tüm dallardan vazgeçildi. Böylece bir şekilde sanat, aşk ve politika yıkıldı. Bence bu olağanüstü bir dönemin bitişiydi.” dedi.

Kültür çatışmasının olduğu devir aynı zamanda pek çok sanatçıyı onları sansürlemeye çalışan kurumlara karşı yüreklendirdi. “Sanatçılar çok kızgındılar, çok da korkuluydular. Ortada son derece politikleşmiş ve cinselleştirilmiş bir şiddet vardı. O zamanlar bir histeri hüküm sürüyordu-vücut sıvıları hakkında. İnsanlar korkutuldukça bir dürtü oluşur, durum sanatçılar için de böyleydi.”

5IMG_2244-1024x595John Killacky ve Ron Athey, Billy Wilder Theater, Hammer Müzesi, Los Angeles

Killacky için muhafazakar muhaliflerin işe karışmasındansa destekçi kuruluşların sessizliği ve suç ortaklığı daha şaşırtıcıydı. Walker’daki Athey meselesini hatırlatan Killacky “Athey sorununa karıştığımızda garip olan şuydu: ülkedeki tek bir müze müdürü bile yönetmen Kathy Halbreich’ı destek için aramadı. Tek bir tanesi bile. Aynı durumun pek çok diğer meselede tekrarlandığını gördüm. Çok az müze birbirini destekliyor. Serrano’da, Mapplethorpe’ta, Witkin veya Feeley’de; pek çok yönetmen ve heyet müzeler kendilerinin olana dek saklanmayı tercih etti.”

Killacky kurumsal hareketsizliğin etkilerini değerlendirirken şöyle dedi: “Bence biz sanat dünyası, sadece hoşumuza giden şeyleri destekleyerek aldandık ve kafa karışıklığı yaşadık… İfade özgürlüğü konusunda ahlaki mecburiyetlerimiz konusunda net değildik. Şimdi geriye bakıp düşünüyorum da, o kültür savaşını kimse kazanmadı, ancak biz kaybettik… Geçen sene, USÖ Dörtlüsü New York’taki New Museum’daydı… Bu durum hakkında düşünüyordum- Vücut sıvıları şimdi yeterince kurudu mu? Kan yeterince arındı mı?- ki yirmi yıl sonra, insanlar aniden dönüp bu sanatçıları hatırladılar?

* [ç.n.- ing- speaking in tongues: Pentecostal olarak adlandırılan bir Hristiyanlık geleneğinde meleklerin dilinde konuşma olarak yorumlanan, kendinden geçmiş bir şekilde dua etmek]

Yorum


işlemi tamamlayınız:


sekiz + 6 =