Memleket Shakspeare‘den Ne Anlıyor?

SHAKES[Mert Ersel Şahin’in Akşam Gazetesi’nde yayınlanan yazısını aktarıyoruz…] William Shakespeare, ozan, oyun yazarı, oyuncu… Mary Arden ile John Shakespeare’in oğlu 23 Nisan 1564’te doğdu ve 23 Nisan 1616’da 52 yaşında öldü. 38 Oyun, 154 sone bıraktı bu dünyaya. Oyunlarının büyük bir kısmını 1589 ila 1613 yılları arasında yazmıştır. Bu yirmi beş yıla yakın süreçte Elizabeth dönemi İngilteresinin çok güzel bir portresini sunar bize Shakespeare.

Shakespeare oyunları ağırlıkla dönemsel trajediler olsa da, tragedyalarının içinde bile komedi unsuru barındırmaktadır. Bu teknik bir tercihten öte, bir zorunluluktur. Duruma şu açıdan yaklaşalım. Shakespeare’in oyunlarının genellikle oynandığı Globe Tiyatrosu 2000 kişilik bir tiyatroydu, hemen yanındaki The Fortune tiyatrosu ise 2500 kişilik. 1600’lü yılların hemen başından bahsettiğimizi anımsatırım. Londra’nın o zaman ki nüfusu 200 bin kişi olduğuna göre bugüne oranlarsak İstanbul’da 150 bin kişi kapasiteli bir sahnenin sürekli dolu ve oynanabilir halde olması denk geliyor. Shakespeare 400 yıldır bıkmadan usanmadan her yıl tekrar tekrar sahnelendiğine göre bir klasiktir. Bu su götürmez. Ancak Shakespeare kendi zamanını göz önüne aldığımızda popüler kültürün en büyük temsilcisi, insanların en büyük eğlence kaynağıdır. Bu nedenle de o dönemin “çılgın” (Çılgınlığı merak eden en iyi Shakespeare filmlerinden olan “Shakespeare in Love” u izleyebilirler)  seyircisinin algısını sahnede tutmak istediğinden en ağır tragedyalarının içinde bile mutlaka eğlenceli bir yan vardır.

YA HAMLET KADIN OLURSA? 

Shakespeare için klasik tanımı yapmıştık. “Klasikleşen her eserin entelektüel ya da Elit bir bakış açısı ile irdelenmesi şart mıdır?” sorusu Shakespeare sahnelemek isteyen her yönetmenin, grubun mutlaka karşılaştığı bir ikilemdir.
Bu durum hakkında Prof.Dr. Semih Çelenk’e danıştık; “Dört yüz yıldır oynanan, eskimeyen yapıtlarıyla kuşku yok ki Shakespeare’i ‘klasik’ mertebesine oturtabiliriz. Peki, Shakespeare ‘elit’ oyunlar mı yazmıştır? Bugün Shakespeare ile günümüzü ilişkilendirmek söz konusu olduğunda, iki farklı görüşün öne çıktığını görüyoruz. Dünyada belki daha uzun bir süredir, Türkiye’de ise belki 50-60 yıldır Shakespeare’in oyunları oynanırken iki farklı yaklaşımın izlerini görebiliyoruz. Bunlardan ilki Shakespeare’in yazdığı dönemi, atmosferi, tavrı ve renkleriyle bire bir yansıtmak ki biz buna ‘klasik yorum’ diyoruz. Bir de Shakespeare’i bugüne taşımak isteyen, farklı çağrışım malzemeleri, görsel referanslar kullanarak Shakespeare metinlerini yerlileştiren, güncelleştiren ya da farklı eğilimlerin ışığında (pop, feminist, marksist, yapısalcı, gay, lezbiyen, anarşist vb.) sahneye getiren bir yaklaşım.”
Shakespeare’in güncelliğini korumasından kaynaklı her yoruma uygun bir forma sokabileceğiniz ortadayken, Türk Tiyatrosu’nda Shakespeare oynuyoruz o halde neden aşırı ciddi ve elit olmuyoruz tavrı önemli bir yanılgıdır. Örnek vermek gerekirse bir Tiyatro oyunu olmamasına rağmen 1976 yılında Metin Erksan çok enteresan bir Shakespeare uyarlamasıyla karşımıza çıktı. Fatma Girik’in baş rolünü oynadığı bir Hamlet filmiydi bu. İsmi de Kadın Hamlet ya da İntikam Meleği’ydi. Film, Danimarka yerine Türkiye’de bir şato yerine de çiftlikte geçiyor. Gayet eğlenceli, yer yer traji komik, yer yer de korkunç bir film. (Bunda Metin Erksan’ın bir önceki filmi Şeytan’ın da etkisi olsa gerek. Film hakkında Variety dergisinde şöyle bir yazı çıkmış yayınlandığı yıllarda “Kadın Hamlet, 1977 Uluslararası Moskova Film Festivali’nin ve 1978 Uluslararası Los Angeles Film Festivali’nin en güzel, en orjinal, en sıradışı, en eşsiz, en anlamlı, en beğenilen tek filmidir. – Lester Cole”
Peki bu rutinin dışına çıkan yönetmenler yok mu? Elbette var, Işıl Kasapoğlu bu yönetmenlerden biri. Türkiye’ye geldiğinden beri sahneye koyduğu Shakespeare oyunlarında denediği teknikler, oyunu seyirciyle buluşturma konusunda çok önemli bir örnek. Nerede ise her yıl bir Shakespeare metni sahneye koyarak çoğu ödenekli tiyatrodan bile daha önemli bir iş yaptığını söyleyebiliriz Kasapoğlu’nun. Yine bu bakış açısını doğrulamaya gidersek uzun yıllardır Türkiye’de yaşayan ve çalışan Avustralyalı yönetmen Malcom Keith Kay de Kral Lear genç seyircilere uygun bir oyun mudur diye sorulduğunda şu yanıtı verir. “Kral Lear 1605’te yazılmasına rağmen; kendisinden önceki tarihe de, günümüze de uygun bir eser. Zaten o yüzden çok popüler oldu. Aslında Shakespeare’in tekstlerine bakarsanız o ne yapmanız gerektiğini söylemez size. Kapıları gösterir yalnızca”

CİDDİYETİN ALTINDA EZİLEN SHAKESPEARE

Türkiye’de ciddiyetle yapılan her iş mükemmeldir sanrısı hâkimdir. Bunu gri devlet geleneğimizde bile görürüz. Bürokratik karmaşa, Ankara’nın estetikten uzak devlet binaları ciddiyetin, devletin asık yüzünün bir simgesidir. Aynı durum tiyatroda Shakespeare’in oyunlarının aslında elit bir zümre için değil, (saray soylular) halk için yazıldığını atlayan, ya da önemsemeyen yönetmenlerde de görülür. Tiyatro maskesinin sadece ağlayan yanını gösterirler sahnede. Oysaki Shakespeare her daim eğlenceli ve her daim bizdendir. Aziz Nesin Yaşar Yaşamaz adlı oyununun şarkılarından birinde “Ne demiş Şeyh Zübeyir/ To be or Not to be” *
*Muammer Kaddafi 2000’li yılların başında bir konuşmasında Shakespeare’in aslında Arap olduğunu adının Şeyh El Zübeyir olduğunu, tüm metinleri Arapça yazdığını daha sonra İngilizceye çevrildiğini söylemiştir.

Akşam

Yorum


işlemi tamamlayınız:


5 − = üç

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>