Işık Tasarımı ve Teknoloji Sahnedeki Dansı Nasıl Dönüştürüyor?

Judith Mackrell

Mimesis Çeviri / Işık tasarımcıları eskiden meçhul sahne arkası figürleriydi. Artık, en ateşli koreograflar onlarsız yapamıyor. Yolumuzu aydınlatanlarla tanışın.

Guardian. 4 Şubat 2014, Çeviri: Levent Soy

Atomos by Wayne McGregor and Random Dance at Sadler's WellsKutsal uzam…. Atomos’dan bir sahne. Wayne McGregor ve Random Dance. Ekim 2013, Londra, Sadler’s Wells. Fotoğraf: Tristram Kenton, Guardian

Lucy Carter, ışığın gücü ve olanakları konusunda güçlü duygulara sahip. “Her şeyi etkiliyor” diyor. “Bulunduğunuz yerde bir anda kendinizi çok kötü hissedersiniz, bunun sebebi sadece orda kötü bir ışıklandırma olmasıdır aslında. Işıklandırma duyguları son derece etkiler.” Carter sözlerine açıklık getirmek üzere, Trinity Laban dans merkezindeki, konuşmayı yaptığımız kutu gibi küçük ofisin içinde ve dışında gerçekleşen ilk bakışta farkedilmeyecek ışık değişikliklerine işaret etti. “Acaba bu, camlardan içeri giren doğal ışık mı, yoksa iç ışıklandırma mı; ve  neden dışarıdaki çimenlerin yeşili az önce o kadar parlakken – şimdi  mat görünüyorlar merak ediyorum.”

Carter, bir ışık tasarımcısı olarak, sürekli olarak bu tip verileri işlediğini belirtiyor. Her şey bir dans öğrencisi olduğunda başlamış, ve dans eserlerinin koreografilerini yapmak yerine, ışık tasarımlarını yapmanın giderek daha fazla ilgisini çektiğini fark etmiş. Ve bu ilgi onu son 20 yıl içinde, dans izleyicisine ışığı yeni biçimlerde görmeyi öğreten bütün bir tasarımcı neslinin ön saflarına taşımış. Michael Hulls, Guy Hoare ve diğerleriyle birlikte Carter, ışığı sadece icracıları görünür kılmanın ötesinde bir noktaya taşıdılar. Kendi başına bir koregrafi formu haline getirdiler.

Carter’in düzenli olarak birlikte çalıştığı Wayne McGregor’un işlerini izlerken, hareketi ışıktan ayırmak bazen imkansız bir hal alıyor: 2012 prodüksiyonlarından Carbon Life’da dansçıları saran, gizemli bir biçimde parlayan haleler; ya da, 2013 işlerinden Atomos’da dansçıları alevlerin ve sislerin arasından geçirip, boşlukta asılı kutsal bir uzama taşıyan pikseller halindeki boyama gibi.

Aynı durum Hulls’un Russel Maliphant ile birlikte yaptığı pek çok iş için de geçerli. 2009 prodüksiyonlarından AfterLight’da, solo dansçının dönme momentumu, neredeyse çevresinde dönen ışığın spiral paterninden ayırdedilemiyordu – dönüşlerin dervişvari sertliğini önce yoğunlaştırıyor sonra dağıtıyordu. Maliphant’ın Hulls’dan ortak-yaratıcı olarak bahsetmesi nezaketin çok ötesinde bir hitap. Tasarımcının açıkladığı gibi: “insanlar daima – tasarımcının son anda gelebildiğini ve – ışıklandırmanın tamamlanan bir işin üstüne atılan bir kat cila oluğunu kabul ettiler. Fakat biz çalışmaya ilk günden başlıyoruz.”

Daniel Proietto in 2 x 2 by Maliphant from Men In Motion by Ivan Putrov

Ivan Putrov’un London Coliseum’da gösterilen Men in Motion serisinden biri olan Maliphant’ın 2×2’sinde Daniel Proietto. Fotoğraf: Tristram Kenton, Guardian

“Dans ve ışık arasında gerçek bir işbirliği nasıl olur, biri diğerinin yaptığını tümden hangi noktada etkiler” şeklinde ortak bir ilgi alanları olduğunu farkeden Maliphant ve Hulss’un yolları 1994 yılında kesişti.  En ünlü ortak çalışmaları uygun olarak Two’dur: solo icracının bedeninin ışık tarafından hem gizemli ve yoğun bir şeye, hem de sonrasında tersi bir işlemle bir ışığa ve havaya dönüştürüldüğü, bir dans ve ışık düetidir Two.

Her ne kadar, bu iki adam sahne üzerinde denemeler yaparken tümüyle tesadüf eseri ortaya çıkmış olsa da, bu müthiş bir simya idi. Hulls, “demiryolu rayları gibi, birbirinden bir metre arayla uzanan iki ışık hattı” elde etmeye çalışıyordu. Denekleri dansçı Dana Fouras’dan bu iki ışık hattı arasında bir dizi hareket icra etmesini istediler. Fouras’ın yaptığı hareketlerden biri, kollarını çırparak attığı bir dizi hızlı “şöne” idi, Hulls bunu “daha önce hiç görmediğimiz bir şeydi” diye anlatıyor. Fouras karanlık ve ışık arasında hareket etikçe, “kolları çakmaya başladı ve parlama etkisini oluşturdu. İnanılmazdı.”

Her ne kadar daha soyut bir biçimde başlamış olsa da, ışık ve koreografi arasındaki diyalog, Carter ve McGregor için daha farklı bir noktada durmuyor. Yeni bir projenin başında, ikili McGregor’un kavramsal ve anlatımsal fikirlerini tartışıyorlar. Ardından Carter kendi başına çalışmaya başlıyor ve koreografiyle birlikte gelişebilecek ışıklandırma fikirleri geliştiriyor. Biri dışında tüm prodüksiyonlarını ışıklandırdığı için, Carter’ın McGregor’un neye ihtiyaç duyduğunu biliyor olması işleri kolaylaştırıyor. “Lucy, ışıklandırmayı öyle bir noktaya kadar inceltip ayrıntılandırıyor ki” diyor McGregor, “koreografiyle birlikte gelişiyor ve değişiyor. Eğer bir bulut yapısı kuruyorsam, ışıklarda bir nevi bulut ortamı yaratıyor. Atomos’un bir bölümünde origami yapıları kurmuştum ve Lucy ışığın kırıldığı hissini yarattı, gerçekten güzeldi.”

Paradoksal olarak, ışığın o uçucu şiirselliği genellikle göz kamaştırıcı bir teknolojik karmaşıklığa dayanıyor. “Her şeyi kağıt üzerinde hazırlardım” diyor Carter. “Fakat artık her şey bilgisayarla yapılıyor. Işıklar bile akıllı oldu. Birden fazla iş yapabiliyorlar. Bazıları kendi sorunlarını bile çözer hale geldi.” Kısa süre önce kullandığı, video görüntülerine göre kendi kendine renk karışımı yapabilen LED ışıklardan bahsediyor. Sonra gülüyor ve itiraf ediyor: “Öğrenciyken hiç bir zaman matematik ve fen derslerinde iyi değildim.” Hala sadece gerektiği zaman yeni teknolojiyi kullanıyor. “Sadece bir fikrim olduğunda ve bunu nasıl gerçekleştirebileceğimi bilmediğimde” diyor.

A scene from Raven Girl by Wayne McGregor and The Royal Ballet at the Royal Opera House in London

Raven Girl’den bir sahne. Wayne McGregor ve Royal Ballet. Londra, Royal Opera House. Fotoğraf: Tristram Kenton, Guardian

Hulls’un sezgileri daha düşük teknoloji düzeyinde kalmış: hala kalem kağıt üzerinde çalışmayı tercih ediyor. Ancak gerektiği zaman yeni araçları da araştırıyor. AfterLight’da, geleneksel ışık ekipmanından istediği efekti elde edemeyince, animatör Jan Urbanowski’nin yardımıyla, dansçının üzerine yansıtılan dijital desenli bir ışık sarmalı yarattı. “Meteoroloji uydusundan görünen bir hortum gibiydi” diyor. “Işık son derece dokulu ve organikti – hareket edebiliyor, dağılıyor ve tekrar toplanıyordu.”

Bu gibi şiirsel yenilikler tabii ki zaman gerektiriyor – fakat zaman da her zaman bu kadar bol olmuyor. Carter, McGregor ile birlikte Atomos’u yaptığında prömiyerden önce dansçılarla birlikte ışık ekipmanını denemek için iki haftası vardı. Fakat McGregor Royal Ballet’in kadrolu koreografı olduğu için, Opera House’da birlikte çalıştıkları zaman, zamanları daha da daralabiliyor. Bu hafta prömiyeri yapılan tek perdelik yeni baleleri Tetractys: The Art of Fugue, sahne üzerinde üçer saatlik üç çalışmanın sonucunda ortaya çıktı.

Carter, “saçınızı başınızı yoluyorsunuz” diyor, “çünkü elinizdekileri sahneye atıp ne işe yaradığını görmeniz gerekiyor. Geliştiremiyor, ya da değiştiremiyorsunuz.” Yine de tüm yaşadığı hayal kırıklıklarına rağmen Carter, o ve onun gibiler tanınmaya başladığı için memnun. Eskiden eleştirilerde ışık tasarımcılarından nadiren söz edilirdi, ve tasarımcılar toplum tarafından kesinlikle tanınmazdı. Ancak, 2010 Oliver ödüllerinde, icracıların ve koreografların hakim olduğu bir kategori olan, dansa yapılan büyük katkı kategorisinde Hulls aday gösterildi. Ve bugün sektör 2008’den beri kendi büyük ödülüne sahip: the Knights of Illumination (Aydınlatmanın Şövalyeleri).

Mesleğe 1969 yılında başlayan önemli bir tasarımcı olan Peter Mumford’a göre, bu yaşanan çok büyük bir değişim. “Aslında, dansın ışığın sahnede neler yapabileceğinin keşfedilmesinde ve geliştirilmesinde büyük bir kapı açtığını düşünüyorum” diyor. Hulls da aynı görüşte, “Işık dansta özgürlüğün keyfini çıkartıyor, özellikle de anlatısal olmayan dansta. Opera ve tiyatroda sahip olamadığı bir özgürlük bu.” Aslında Hulls, uzamı dramatize etmek ve duygusal nüansları iletebilmek gibi ortak bir yeteneğe sahip oldukları için dansın ve ışığın özel bir akrabalığı olduğuna inanıyor. “İkisinin hakkında da konuşmak çok zordur” diyor, “suyun üzerindeki yazı gibi[N1], sadece performans sırasında var olurlar. Bu yüzden sadece dans alanında çalışıyorum. Işığın tüm potansiyeline erişebildiği alanda.”


 [N1]“Gelip geçici, kısa ömürlü,” gibi bir anlamı var, ephemeral kelimesinin. Çevirmen tercihi olduğu için değiştirmedim ancak buraya not düşmek ihtiyacı duydum: ingilizce ifadesinde şiirsel ya da mecazi bir anlam yok, o açıdan yani biçimsel olarak uygun düşmüyor: suyun üzerindeki yazı gibi ifadesi. Yine de anlam açısından değişiklik yaratmadığı için böyle bırakıyorum.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


dört − = 2