TÜSAK’a Karşı Forum 1. Gün:

kssKültür Sanat Sen’in çağrıcılığıyla 18-20 Şubat tarihleri arasında TÜSAK kanun tasarısının tartışılacağı bir çalıştay organizasyonu yapıldı; katılımcılar kurulacak “Türkiye Sanat Kurumu” içinde yer alacağı söylenen 6 sanat dalından sanatçılar olacaktı. Çalıştay’ın ilk günü, TMMOB Makine Mühendisleri Odası’nın Karaköy’deki mekânında, yaklaşık 40 kişilik bir sanatçı katılımıyla gerçekleştirildi. İlk günün akışı şöyle seyretti:

Programa başlarken, Kültür Sanat-Sen’in Çalıştay için daha evvel kamuya duyurduğu tartışma modelinden farklı bir moderasyon önerdiğini fark ettik; Çalıştay her bir sanat dalının ve onun içinde özerkleşen grupların ayrı ayrı TÜSAK’ı tartıştığı istişare grupları yerine, farklı alan ve kurumlardan önerilen temsilcilerinin söz aldığı bir kürsü mantığıyla ilerleyecekti. Soru cevap kısımlarıyla, kürsü zaman zaman “serbestleşecekti”. Bu strateji değişikliğinin nedeni şuydu; çağrıcılarda TÜSAK’a dair red çizgisine yaklaşan temelden bir sorgulama eğilimi baş göstermişti ve ayrıca iki gün verimli bir çalıştay için yeterli görülmemişti.

İlk gün ağırlıkla yazınsal, görsel, tasarımsal ve görsel-işitsel sanatlardan temsilcilere söz verildi. Açılış konuşmasını Kültür Sanat-Sen Genel Başkanı Yavuz Demirkaya yaptı; Demirkaya, mevcut iktidarın taşeronlaştırmayı bir siyaset haline getirdiğini, kazanılmayan hiçbir hakkın kalıcı olmayacağını, bunun karşısında güçlü bir duruş örgütlemek gerektiğini vurguladı.

Forumun moderasyonunu üstlenen Müge Özçay (İstanbul Devlet Operası), “TÜSAK belki de bizi bir tehlikeye karşı uyarıyor; bugün burada bile çok az insanız, ama birlikte davranmaya ihtiyacımız var.” diyerek konuşmacılardan “kendi sanat dallarıyla ilgili sorunları ifade etmelerini ve bunun karşısında TÜSAK’ın nasıl bir yerde durduğunu değerlendirmelerini” istedi. İlk söz yazar Aydın Çubukçu’ya verildi. Çubukçu, her iktidarın sanat alanında olacaklara dair söz sahibi olmaya ihtiyaç duyduğunu, ama sanatçının işinin de bu dayatılan tasarıma karşı bir tasarım üretmek olacağını, çatışmanın buradan çıktığını, fakat bunun sanatçılar cephesinde bir örgütlü mücadeleye dönüşemediğini belirtti. İkinci konuşmacı, yine Yazarlar Sendikası’ndan Hakkı Zariç, TÜSAK sürecine benzettiği bir süreci örnekleyerek başladı; 14 Mart 2012 tarihli resmi gazetede çıkan “Türk edebiyatı eserlerinin teşvik edilmesi hakkında yönetmelik” süreci. Teşvik miktarını değerlendirecek komisyonun PEN, Yazarlar Birliği, Yazarlar Sendikası ve bilcümle İLESAM, EDİSAM; BESAM gibi örgütlerin temsilcilerinin oluşturduğu 8 kişiden oluşacağı ilan edilmiş, bu kurumlar kendi temsilcilerini göndermiş, fakat tasarıya dair itirazı olan temsilcilerin[1] görüşleri dinlenmemiş, sonunda Bakanlık tasarıyı kendisi düzenlemiş, ayrıca tamamen kendi seçtiği (aralarında yazarlar da olan) bir kurul oluşturmuştu. Bir önceki kurul çalışmamış yahut bir belirleyiciliği olamamıştı. Bu tür sansür ve baskı süreçleri karşısında, sanatçıların “sermaye ve gericiliğe karşı” bir araya gelmesi gerekiyordu.

Heykeltıraşlar Derneği Başkanı Metin Yergin, heykeltıraşlığın zaten uzun seneler önce taşeronlaştırılmış bir yapı olduğunu, kamu ihaleleri kanunları ile “belediye heykeltıraşlığı” diye bir mesleğin oluştuğunu belirtti. TÜSAK ile Kültür Ve Turizm Bakanlığı’nın kültür başlığı altındaki 3 birim kapatılıyor, turizm başlığı altında TÜSAK kuruluyordu; kamu personelinin seçilme ve atanma süreçleri çok kritik iken, bu konudaki kriterler belirtilmiyor, bilimsellik ve saydamlık ilkelerini güvenceye alacak kriterler konmuyordu. TÜSAK’ın sanatçıyı desteklemediğini ve bağımsız bir kurum olmadığını belirtti. Ayrıca anayasanın “devlet sanat eserleri ve sanatçıyı korur” şeklindeki esasının TÜSAK ile bırakıldığını, hâlbuki kültürün pazar ekonomisinden korunması gerektiğini, kendi alanı için, sanat eseri satışlarında KDV’nin düşürülmesi gerektiğini, salon, sanat galerisi desteği gibi vaatlerin altının doldurulması gerektiğini, sanatçıların sosyal güvencelerinin arttırılması, sanat eserlerine ilişkin gümrük mevzuatının iyileştirilmesi, kamusal alanlardaki sanat eserleri oranlarının arttırılması ve jürinin heykeltıraşlardan oluşturulması, genç sanatçıların desteklenmesi, telif hakları, özel sektör yardımları gibi konularda adımlar atılmasına ihtiyaç duyduklarını beyan etti. Fikri Sağlar döneminde hazırlanan ÖSK’nın daha ileri bir noktada olduğunu düşündüklerini, 6. Sanat Kurultayı’nın yapılmasını önerdiklerini bildirdi.

Güzel Sanatlar Birliği Resim Derneği Başkanı Nazan Akpınar, 104. Yılını idrak eden eski bir dernek olarak ciddi örgütlenme çabalarının hep akamete uğradığını, bu toplantıda bile plastik sanatları temsilen kimsenin olmayışının bir gösterge olduğunu belirtti. TÜSAK’ta plastik sanatlarla ilgili pek bir şey olmadığını, önerilenlerin de muallâkta olduğunu söyledi. Telif haklarının korunması için, meslek birliği GESAM’ın dahi pek bir şey yapmadığını, eserlerin kopyalandığını yahut müzayedelerde haber verilmeden yüksek fiyatlara el değiştirdiğini; büyük sergi mekânlarına ihtiyaç varken, AKM’nin ya da bankaların sanat galerilerinin kapanması, Taksim Sanat Galerisi’nin yıkılmasıyla, fahiş fiyatlara kiralanan galerilere mahkûm kalındığını, buralarda da sergi sürelerinin –en az 3 hafta olması gerekirken- 1 haftaya indiğini; yerel yönetimlerin sanat galerilerini demokratik bir işleyişte kullanıma açmadığını, örneğin Beyoğlu Belediyesi’nin tüneldeki galerisinin artık sadece yabancı ressamların kullanımına tahsis edildiğini, İstanbul’da durumun Anadolu’ya nispetle vahamet içerdiğini belirtti. Bir izleyici, Türkiye’de resim ve heykel müzesi olmadığını, Ankara’da açılan bir tanesinin de içinin, eserlerin çalınması vs. ile boşaldığını ekledi.

TÜSAK konusunda buraya kadar yapılan değerlendirmeler ardından, moderatör pekiyi “TÜSAK’ı geliştirmek mümkün mü?” diye sorduğunda, İstanbul DT’den Orhan Kurtuldu TÜSAK’ı reddetmeyi, Şubat ayında çağrı yapılacak toplantıya katılmayarak, Bakanlığı bu konuda yalnızlaştırmayı önerdi.

Ara ardından tekrar söz alan Kültür Sanat-Sen Başkanı Yavuz Demirkaya, sendika olarak eğilimlerinin de red yönünde olduğunu, onların da bunu tartışmaya açmak istediğini belirtti.

Red Fotoğrafçılık Grubu’ndan Özcan Yaman 20 yıl evvel yapılan ÖSK (Özerk Sanat Kurumu) taslağının tekrar incelenmesini önerdi ve fotoğrafçılar olarak bir sendika kurmak istediklerini belirtti. Devletin kendi muhalefetini yarattığını, dolayısıyla muhalefeti temsil eder görünen yapıların devletin taşeronluğunu yaptığını düşündüğünü belirtti.

Karikatürcüler Derneği’nden Canol Kocagöz, ilettiği mektupla, yine ÖSK’yı vurguladı ve 6. Sanat Kurultayı’nı düzenlemeyi önerdi. TÜSAK’ı reddettiklerini belirtti.

Bunun üzerine, yine ÖSK hakkında bilgi vermek üzere, ÖSK çalışmasında o dönem yer almış ve sözcülüğünü yapmış olan Vecdi Sayar’a söz verildi. Vecdi Sayar, ÖSK için Fikri Sağlar’ın Kültür Bakanı olduğu dönemde, 40’a yakın örgütün 1. ve 2. Sanat Kurultayı’nda bir taslak oluşturup Bakanlığa sunduğunu, 5. Kurultay’ın ardından taslağı revize edip tekrar sunduğunu anlattı. Sağlar döneminde ÖSK çalışmasını başlatan birkaç sanatçının Bakanlık’ta resmen görevlendirildiğini, ama taslağın yine geçmediğini belirtti. Nedenleri;

  1. Bürokrasi idi; CHP’li vekiller karşı çıkmıştı, neden ayrıcalıklarımızı paylaşalım diyerek.
  2. İKSV idi; ciddi bir lobi olarak karşı çıkmıştı.
  3. Meslek örgütleri idi; ciddi bir ses yükseltememişlerdi.

O dönem sinema için de bir taslak hazırlanmış, fakat özel sektör yapımcıları “sinema devlete mi geçiyor, biz böyle iyiyiz” diyerek içeriden muhalefet geliştirmiş, Bakanlık da sinema yasasından vazgeçmişti. Devlet tedrici oranda mesleki kurumları devreden çıkarıyordu; bugün ise kendi adamlarını yetiştirmeye başlıyordu. Vecdi Sayar, TÜSAK konusunda ÖSK’nın, model alındığını belirtti ama altı boşaltılarak. ÖSK tamamen sanatçılardan oluşuyordu, TÜSAK komisyonunun 11 üyesinin 6’sı, o da Bakanlık tarafından belirlenen, sanatçılar olacaktı. Yani 11 kişiyi de tek adam belirleyecekti: Bakan. Ayrıca ÖSK ödenekli kurumları olduğu gibi bırakmayı, dışarıdan kurumların devlet tarafından desteklenmesini önerirken, TÜSAK ödenekli kurumları daraltarak devlet memuriyeti şeklinde sürdürmeyi öneriyordu. Dışarıdan kurumlara yaklaşım ise tartışmalıydı. Son olarak Sayar, artık komisyonda %100 sanatçı temsiliyeti yerine, 1/3 sanatçı, 1/3 kamu görevlileri, 1/3 oranında da sanatçıların seçtiği güvenilir akademi, medya, aydın isimlerinin yer alması gerektiğini düşündüğünü belirtti.

Oyuncular Sendikası’ndan Janset Paçal başrol/figüran/set işçisi gibi ayrışmaların yaratılması nedeniyle meslek içi örgütlenmenin de oldukça güçleştiğini, bu nedenle hakkın doğru talep edilemediğini, örneğin “yerli uzun, yersiz uzun” eylemliliği ardından grev kararı çıkmasına rağmen aynı cümlenin altında toplanıp grev yapamadıklarını, birlikte davranmaya açık olduklarını, TÜSAK’ın hayata geçmemesi için ellerinden geleni yapacaklarını belirtti. Yine Oyuncular Sendikası Avukatı Sera Kadıgil, ikincil pozisyonda bir sendika olduklarını, bu süreçte Kültür Sanat-Sen’in arkasında olduklarını belirtti. TÜSAK’a neden karşı olunduğunun madde madde belirtilerek, TÜSAK’ı paramparça etmeyi önerdi. Bunun için 1. ÖSK’yı güçlendirecek, 2. TÜSAK’ı parçalayacak, 3.Yasalar üzerinden bir yenilendirme çalışması yapacak üç ayrı komisyon kurulmasını önerdi.

Çağdaş Oyuncular Derneği’nden Can Kolukısa umutsuz olmamayı, sendikalarımızı ayakta tutmayı, hukuki mücadeleyi etkin kullanmayı önerirken, haklarımızın takibini uluslar arası platformlara götürebiliriz dedi. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Müdürü Ertuğrul Köse 120 kişilik orkestranın şimdiden 90 kişiye indiğinden, Çin’de, Katar’da muhteşem salonlar yapılırken bizde bir tane bile konser salonu olmadığından, CRR’ye beş senedir giremediklerinden, iptidai koşullarda, devlet yardımı olmaksızın, bu derece büyük ve maliyetli bir koronun sanatsal sunumuna devam etmesinin mümkün olmadığından bahsetti. Hükümetin bugüne dek gelen özerk yapıdan rahatsız olduğunu, sürekli kar zarar hesabı yaparak bu kurumların üretkenliğinin önüne geçtiğini belirtti.

Devlet Tiyatrosu sanatçısı Atsız Karaduman Bakanlık kaynaklı kurumsal baskı ve sansür süreçlerini irdelerken, Sen-Der’den Tamer Baran TÜSAK’a karşı çıkılması, eğer geçerse de bir nevi gölge komisyon olarak davranılması onların yaptıklarının neden sakıncalı olduğunun sürekli deşifre edilmesi gereğinden bahsetti. TMMOB Mimarlar Odası’ndan Kubilay Önal 7 ana sanat dalından biri olan mimarlık açısından, TÜSAK’ta eğitimdeki vasatlaşma üzerine gidilmesi gerektiğini düşündüğünü belirtti. Mimarlığın bağımsız bir kurum olmaktan çıktığını beyan etti ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın tekrar ikiye ayrılması gerektiğini belirtti. Vecdi Sayar tekrar söz alıp girişim aşamasında kalınmamasını, TÜSAK’ın oluştuğunu varsayıp “konsey” kurulmasını önerdi; bunun Basın Konseyi gibi bağımsız bir yapı olmasının mantıklı olacağını belirtti.

SONUÇ:

Gün boyunca ön plana çıkan yönelim ve kararlar şöyle özetlendi;

1. TÜSAK’ı tanımayalım.

2. Birlik olalım.

3. Farklı disiplinlerin ortak sorunları ama farklı pratikleri var; hem özerk hem disiplinlere özgü bir platform kuralım.

4. TÜSAK’ı parçalayalım; neden karşı çıktığımızı çok iyi gerekçelendirelim. Hatta bunun için bir komisyon kuralım.

5. ÖSK’yı geliştirelim.

6. Hukuki mücadeleyi etkin kullanalım.

7. Kamuoyunu özenle bilgilendirelim.

Ertesi gün yani 19 Şubat günü, Özel Tiyatrolar, Devlet Opera ve Bale ve Devlet Tiyatroları temsilcilerinin söz alacağı oturumlarda görüşmek üzere dağılındı.

Aysel Yıldırım / Mimesis Haber


[1] Örneğin eserlerin dilinin Türkçe olması şartı gibi temel noktalarda çekinceler derhal baş göstermişti.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


sekiz + 8 =

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>