Metin And Bir Kültür Hırsızı Mı? -I-

Baran Demir

Öncelikle bu yazının geniş bir araştırma alanında olduğunun farkındayım. Türkiye Tiyatrosu’nun geleneksel temellerinde “unutulmuş, uyarlanmış ve en nihayetinde “Türkçeleştirilmiş” teatral öğelerin yeniden gözden geçirilmesinin, günümüz tiyatro insanlarının sorumluluğunda olduğunu düşünüyorum. Metin And’ın Türk Tiyatrosu alanındaki yeri, onun tartışılmayacağı anlamına gelmez. Şimdiye kadar bu alanda ciddi çalışmaların yokluğu veya var olanların bilinirliği(!) meseleyi daha da zorlu bir zemine taşıdığı aşikârdır. “Türkiye Tiyatrosu” başlığı bile tartışmalı bir yerdeyken, “Geleneksel Türk Tiyatrosu” içindeki teatral malzemelerin, Türk olmayanı dışladığı veya buna tahammül edilmediğine şahit olmaktayız. Buradan hareketle Türkiye’nin güncel politik zemininde birçok meselenin, tiyatronun “dokunulmazları” olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Bu dokunulmazların en başında, Kürt ve Kürdî olanlarıdır.

Sadece ben değil, Kürtçe Tiyatro’yla uğraşan herkes, Metin And’ın Kürdistan coğrafyasından örnekler vermesine rağmen, “Kürtçeyi ve Kürt Kültürünü” sansürleyerek derlediğine şahit olur! Bu konu etraflıca ve sansüre girmeden, tiyatro insanlarının gündeminde, eleştirel bir okumayı zorunlu kılmaktadır. Şimdilik bu yazıda Metin And’ın “Kose” oyununa yaptığı “tahrifat” üzerinde durmaya çalışacağım.

“Kose” ya da bazı bölgelerde ‘’Kosegelî’’olarak bilinen oyun, Kürt coğrafyasında yaygındır. Bu oyun, yılbaşı eğlenceleri-şenlikleriyle günümüze kadar ulaşmış teatral bir formdur. Kürdistan’ın değişik bölgelerinde farklı geleneksel biçimleriyle de günümüzde bile “aktif” bir gösteri olarak varlığını sürdürmektedir.

Metin And, Türk tiyatrosunu araştırdığı 50’ye yakın eserinin hiçbirinde “Kürtçe” kelimesi geçmez; ancak, bunun formülünü “yerel söyleyişleriyle” Kürtçe kelimeleri Türkçenin telaffuzuyla yazar ve bu sözcükleri Türkçedeki bağlamlarıyla aktarma eğilimde olmuştur.

Türkiye Cumhuriyetinin resmi ideolojisi, reddi miras üzerinde gelişmesinden, “geleneksel” tiyatro da bundan nasibini alır. Batılı Türk Tiyatrosu’nun kurucu isimleri ve icra edenlerinin isimler bile telaffuz edilmediği ve “azınlık” olarak geçiştirilmesi en belirgin örneklerdir. “Ermeni ve Rum” tiyatrocularının, Türk tiyatro Tarihi’nde sansürlenerek veya silikleştirilmeye çalışıldığını “aklı ve bilgisi olan” herkes tarafından görülebilir. Geçmişin istenilmeyen öğeleri sansürlenerek yeniden bir tarih oluşturulmuş, neredeyse Ahmet Vefik Paşa ve Muhsin Ertuğrul gibi belli isimlere indirgenmiş ve “azınlıktan arındırılmış” Türk Tiyatrosunun yeni “ataları” yaratılır. Yeni Cumhuriyet Tiyatrosu, Avrupa Tiyatrosu’nu örnek alarak takip eder ve Türk Tiyatrosu “algısı” da bu istekler doğrultusunda yapay bir tarih yazdırılır.

Osmanlı tiyatrosunun ustaları ve icra edenlerinin çoğunluğu, Ermeni ve Rum sanatçılardan oluşuyordu. Cumhuriyetle birlikte “Ortaoyunu ve Karagöz” gibi geleneksel Osmanlı tiyatrosunun geçmişi de “gericilikten” nasibini alır ve yok sayılır. Hal böyle olunca, yeni bir “Türk Tiyatro Tarihi” gerekliydi ve yazılmalıydı. Dolayısıyla “doğal şartlar” gereği “kültür hırsızlığı” akademik karşılığını bulmaya başlayacaktı. Bunlardan biri de Metin And’dı. Türk Tiyatrosu Metin And’ın kitapları olmaksızın, “şüphesiz” değerlendirilemez. Türk tiyatro tarihi ve geleneksel tiyatro hakkında üniversitelerde “akademik” bir çalışma, Metin And’ı referans almadan yazılamazdı ve bugün de aynı durum geçerlidir.

Metin And’ın “Geleneksel Türk Tiyatrosu” ve “Oyun ve Bügü” adlı eserlerinde Kose’den bahseder. “Köse Oyunu: Köse, dilimize Farsça Küse’den girmiştir. Kelimenin anlamı sakalı olmayan erkek ya da yüzünde seyrek sakalı çıkan kişi demektir. Türk halk masallarında olumsuz bir karakter olarak bilinir. Anadolu’daki köy oyunlarında çeşitlemesi en fazla olan oyunlardan biridir Köse. Bu çeşitlemelerden bazıları şunlardır: Kars’ta görülen Köse oyununda 4 kişi vardır. Bunlardan ikisi kardeştir. Biri kısa beyaz don üzerine koyun postu giymiş ve sırtına büyük bir kambur yapmış, at yerine bir odun parçası bacaklarının arasına almış ve elinde kamçısı olan kişidir. Kolları uzun ayrıca bacakları ve yüzü kömürle boyalı, başı da bezle sarılıdır. İkinci erkek birincinin kardeşidir ve elinde kamçı yoktur. İki kardeş de boyalıdır. Üçüncü kişi ise Zenne ve birinci erkeğin kızıdır. Kadın kılığına girmiş erkektir ve yüzü mendille örtülüdür. Dördüncü de domuzdur ve yerde battaniyeye sarılıdır. Oyuna ağır bir “bar” havasıyla başlanır birinci erkeğin kızı kaçırılır. İki kardeş bir birini suçlar ve kavga ederler. Birinci erkek kardeşini öldürür. Muhtar suçluyu seyirciler içinden çıkarır ve getirir. Doktor birinci kardeşi iyi edemez. Bunun üzerine birinci kardeş sinirlenir ve kamçıyla kardeşine vurarak onu diriltir. O sırada davul ve zurnayla “Çeçen Kızı” adlı oyun havası çalar. Dirilen kardeş 3 gündür aç olduğunu söyler, at gibi kullandıkları odunu tüfek gibi yaparak domuzu öldürürler. Parçalara ayırdıktan sonra pişirip yerler. Domuz yendikten sonra “Laz Barı” oynanır. Köse Anadolu Türklerinin dışında Azerbaycan’da nevruz kutlamalarında oynanır.”[1]

Görüldüğü gibi “Köse” sadece “Kürtleri” her haliyle içinde barındırmaz ve Türk Tiyatrosuna mal edilir. Yazar, oyunu Kürtlerden ve Kürt kültüründen uzaklaştırabilmek için, neredeyse her yola başvurmuş. Kürt halaylarından, oyun havalarından bahsetmemek için “Çeçen ve Laz”  türkülerini de oyuna katmıştır. Şamanizm’le bağ kurmak için domuzu oyuna koymuş; ama oyun içindeki karakteri hakkında herhangi bir açıklama yapmamış. Domuzun konuşup konuşmadığından bahsetmemiş. Yine domuzun kıyafetlerinden bahsetmediği gibi oyundaki rolüne dair bilgiler de oyundaki görünümüne eklemlemiştir… Sadece, domuz öldürülür ve yenilir; bu da Şaman kültüründen gelen bir gelenek olmasıyla bağlamıştır. Metin And, bu oyun için kaynak kişi olarak da “Aşık Sadi Değer” olduğunu belirtir. Bu şahıs yeni cumhuriyetin resmi ideolojisini öven, “milli türküler” yazması, “folklor bilimi” alanında kaynak kişilere örnek gösterir.

“Köse/Kose” sözcüğünün Kafkas ve Ortadoğu halklarının dillerinde etimolojik anlamları, söz konusu bile olmamış. Türkiye, Kafkaslar ve Kürdistan coğrafyasında yaşayan diğer halkların dillerinde “Kose” oyunu farklı/benzer formlar olarak karşımıza çıkması coğrafi bir zorunluluktur. Buradan da “Kose” kelimesinin Kürtçede de var olduğunu peşinen belirtmek gerekir. Kürtçede “Kose”: Sakalsız ve bıyıksız erkek anlamına gelir. (Ancak oyundaki “Kose” bıyıklı ve sakallıdır.) Kürtlerde bıyık “yiğitliğin ve erkek” olmanın gereği olarak görülür. Geleneksel Kürt Kültüründe, sakalsız ve bıyıksız erkek toy bir genç gibi “itibar” görür. Bıyıklı bir insan bir hata yaptığında ya da olumsuz bir davranış sergilediğinde kendisine: “Bıyığından da mı utanmıyorsun!” gibi bir söz de söylenir. Bıyıklı ve sakallı “erkek” yanlış yaptığında, sakalı ve bıyığı alay konusu olur. Kürtçede “Kose” kelimesinin duyulması, kişide bir tebessüm uyandırır ve “mizahi” bir alana girilir.

Kose, Kürdistan’ın her bölgesinde bilinir ve oynanır. Diyarbekir’de “Kose”; Mêrdîn ve Batman’da “Bûk û Kose” olarak bilinir. Riha/Urfa’da “Pêlepûk”; Dêrsim ve Warto’da “Kal Gaxend” veya “Gaxend” adıyla bilinir ve oynanır.

Çocukluğum boyunca bu oyunu defalarca izledim ve bu oyunu oynayanların ardına bile takıldım. Birçok yılbaşı eğlencesi, bazı düğün ve oyunlarda “Kose” oyununda bizzat yer aldım.

Kosegelî; her yıl 13 Ocak tarihinde oynanır. Bu tarih Kürtlerde yılbaşı olarak bilinir ve “yılbaşı şenlikleri” içinde oynan oyunların başında Kosegelî oyunu da yer alır. Sabahın ilk saatleriyle köyün delikanlıları bir araya gelir ve içlerinden biri “Kose” olur. Yünden veya pamuktan sakal ve bezden kamburu yapılır. Biri de kadın elbiseleri giyer ve “Gelin” olur. Kose ile Gelin kol kola girer, çocuklar da peşlerine takılır ve ev ev gezilir… Her evin avlusunda Gelin ve Kose oyunlarını oynar. (Hava yağışlı olursa içerde de oynanır.) “Oyuncular” ev sahiplerine “Serê salê binê salê, Xwedê kurek bide vê malê” (Sene başı sene sonu, Allah bu eve bir evlat nasip etsin) anlamına gelen “kalıp” sözler söylenir. Ev sahipleri de bunun karşılığında “oyunculara” pestil, ceviz, kuru üzüm, çekirdek gibi yiyeceklerle ikramda bulunur. Bazı bölgelerde bu hediye ve ikramlar; et veya buğday olarak da verilir. Oyuncular da, topladıkları bu yiyecekleri, dışarda yaktıkları ateşin etrafındaki “kutlamalarında” bölüşürler. Kars’ta “Kose” yine aynı isimle “Kosegelî” olarak bilinir ve oynanır.

Kose, Muş’un Varto ilçesinde “Gaxend” adıyla bilinir. Gaxend, 13 Kasım akşamı gençler tarafından oynanır. İstekli iki genç seçilir. Birine yünden sakal yapılır ve sırtına bez parçalarıyla kambur yapılır; yüzü is ya da başka bir şeyle boyanır ve kırıştırılır. Eline bir baston verilir ve bu kişiye “Kal-Gaxend” denir. Diğer oyunucuya da kadın elbiseleri giydirilir, genç ve güzel bir kadına benzetilir. Bu da Bûk (Gelin) olur. Kalgaxend “eski yılı” Bûk ise “yeni yılı” temsil eder. Bûk, Kalgaxend’in elini tutar, gençler de onların peşlerinde ev ev dolaşılır. Her evde Kalgaxend ve Bûk, “şenlik” katılımcılarıyla birlikte halaylar oynanır. Oyunculara ve diğer katılımcılara, şenlik yapılan evden “mısır, yağ, tuz, et, kuru üzüm vb.” yiyecekler verirler. Verilen bazı yiyecekler pişirilir. Gençler beraber yemeklerini yer, halaya durur ve eğlenirler. Ev sahipleri, komşular ve etraftaki insanlar da gelip eğlenceyi izler onlarla beraber eğlenirler.[2]

Görüldüğü gibi, Kosegelî’nin oynanma şekli bölgeden bölgeye farklılık gösterir. Bazı bölgelerde “Xwedirnewî” etkinliklerinden (Şubatın başı) başlayıp 15 Şubata kadar devam eder; bazı bölgelerde ise 15-28 Şubat tarihleri arasında olur. Bu tarihler bazı hayvanlar için doğum dönemiyken, bazı hayvanlar için de çiftleşme dönemidir. Aynı zamanda kışın sonu; bereket ve doğanın yeniden canlanışının başladığı dönemdir. Bundan dolayı, “Xwedirnewî” bayram havasıyla karşılanır ve kutlanır. Kosegelî’yi oynayacak kişi için köyün veya yörenin iriyarı ve güçlü bir erkeği seçilir. Bu erkeğin başına, yüzü örtecek şekilde özel hazırlanmış “keçe külah” ve bir maske giydirilir.  Başta iki boynuz ve çene altında uzun bir sakalı vardır.  Vücuda, kalça üstüne kadar inen, keçi derisinden yapılmış kıllı bir elbise giydirilerek bunun içine bez veya ot doldurularak şişirilir. Kosegelî’nin arkasında yarım dik duran uzun kıllı bir kuyruğu; önünde sertleşmiş abartılı cinsel organı (fallus) vardır. Bacakları, uzun kıllı deriden yapılmış bir örtü ile kaplıdır. Boynuna ve omzuna çıngıraklar asılıdır. Elinde kıllı eldivenler ve bir değnek vardır. Konuşmayı bilmez, bağırıp çağırır, kimsenin anlamadığı sesler çıkararak etrafa saldırır. Bu haliyle “korkunç” görünür. O artık bir insan değildir. Bu haliyle “grotesk” bir mitolojik yaratığa dönüşmüştür. Kosegelî oyununda kadın da özel bir anlama sahiptir. Kadın rolünü de bir erkek oynar. Bunun için de iri, kuvvetli bir erkek, Kürt ulusal renkli kıyafetleriyle giydirilir ve başında “kofî” bulunur.  Cilveli ve dans etme yeteneği iyi olan kişilerden seçilir. Yüzü de xêlî  (peçe-duvak) ile örtülüdür.

Kosegelî ve Bûk’u kimin oynadığını “izleyiciler” bilmez. Ancak gösteriyi hazırlayanlar bu bilgiye sahiptir. Bu gösterilerde müzisyenler geleneksel Kürt müziğinden ezgi ve stran’larını,  tulum ya da davul ve zurnayla icra ederler. Bu enstrümanlarla yapılan müzikler üç türe ayrılır. Halk oyunları (Dîlan), savaş müziği ve yas müziğidir. Ekipte gösteriyi yönlendiren ve dövüşlerde hakemlik yapan iki kişi bulunur. Bu iki kişi bahşiş toplamakla da görevlidir. Bunlara Tûrikvan (çantacı) denilmektedir. Kosegelî dışarıda ve herkesin görebileceği bir yerde oynanır. Havaların uygun olmadığı durumlarda içerde de oynanabilir. Bazı yörelerde yakılan ateşin etrafında oynandığı da görülmektedir. Meydanda oynanan oyundan sonra, ev ev dolaşılır, ev halkına da oyunlarını sunarlar. Müzikle oynanan oyunda, “Kosegelî” kimsenin eşine yaklaşmasına ve kaçırmasına izin vermez. Fakat buna rağmen kadına sarkıntılık olduğu gibi “kız kaçırma” da olabiliyor. Kosegelî, kadını sekse davet eden hareketler yapar, bu esnada kendinden geçer ve yere düşer. Sonrasında yas müziği çalar. Kadın ölen kocasına (Kosegelî) kefeni için, seyircilerden yardım ister ve Tûrikvanlar, seyircilerden para toplar. Kosegelî’nin karısı, onun cinsel organının uzunluğunu ölçer. Sonra da Kosegelî’nin yüzüne yellenme taklidi yapar. Kosegelî canlanır, bu esnada tirîngî müziği çalar ve oyun coşkulu bir şekilde devam eder.”[3]

Ne yazık ki, sorun sadece Metin And’ın anlattığı “Kose” oyunu değildir. Kürt halkının, Türkiye’deki kimlik mücadelesi, Cumhuriyetin asal sorunlarından biri olarak günümüze kadar süregelmiştir. Bu bağlamda Metin And’ın “fevri” bir tutumu değil, bizzat resmi ideolojinin “Tiyatro” temsilcisi olarak tutumu söz konusudur. Kürt dilini ve kültürünü “resmiyet” gereği görmezden gelmiştir veya Türkçeye mal etmiştir. Bu nedenle sorun sadece Metin And’ın “istisnai” bir durum olmamasıdır. Kürt kültürün tahrip ve tahrifinde, devletin resmi ideolojisinde TRT’nin geçmişi bile, bu konuda sayısız bilgi ve belge sunacaktır! Kürt folklorunu ve kültürünü neredeyse her türlü yol ve yöntemle, deformasyona uğratması için “devletin işlevsel bir aygıtı” olarak Kürtçenin “kökünü kurutmak” için her türlü finans ve teknik altyapı desteği devrede tutmuştur. 2009’da kurulan TRT6’te bile, hali hazırda uygulanan “yasaklar” ya da “yasaklı sözcükler” bu deformasyonun devamı görünümündedir. TRT6’te inkar ve asimilasyonun yerini “Türkçeye entegrasyon” almış gibidir… Konuların sınırları bir şahıs üzerinden tartışılmayacak büyüklükte ve sistematik olması, bir yazının sınırlarını zorlamaktadır. Geçmişle hesaplaşmadan “hakikat” görünmeyecektir…

Not: Sonraki yazılarımda, Metin And’ın Türk Tiyatrosu’na “mal ettiği” diğer örneklere de yer vereceğim… Şimdiye kadar Mimesis portalde yayınlanan Kürtçe yazılarımın Türkçeye çevirisi gündemimde değildi. Bunun başlıca iki sebebi var. Birincisi, Kürdistan’ın kuzeyi dışındaki bölgelerde yaşayan Kürtlerin Türkçe bilmemesidir. İkincisi, Kürt Tiyatrosunu konu aldığı, ilgililerine hitap ettiği ve onlara bu dille ulaşmanın gereğiydi. Ancak, bu konu Türk Tiyatrosunu da ilgilendirdiği için Türkçe yazmak istedim.

[1] Metin And-Geleneksel Türk Tiyatrosu, Oyun ve Bügü

[2] H. Çinar-Lîstikên zarokan yên Kurd

[3] Selahaddîn Mihotulî-Arya Uygarlıklarından Kürtlere



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Okuyucu Yorumları

“Metin And Bir Kültür Hırsızı Mı? -I-” yazısına bir yorum var.

  1. Rodî Elhan diyor ki:

    Bir Türk okur için önemli saptamalarda bulunan bu metin, ne yazık ki Kürt okurlar için çok ‘sıradan’ bilgiler içeriyor. Çalıntı ürünü o kadar şey var ki Türkçe’de, artık bu normalleşmiş bir halde. Kötü olan da bu. Normal kabul etmek, değişebilmek takatinin düşmanı. Kürçe bilen çok insanın ‘aa bu da Kürtçeden gelmiş bir sözcük’ nidalarına tanıklık etmişimdir. Ama nedense aynı kelimeler Türkçe lügatta, ‘Farsi’ kökenli bir kelime olarak işlem görür. Kürt denmemesi için her taklaya başvurulur. Edep ya hu..

Yorum


işlemi tamamlayınız:


4 + = altı

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>