Altıbuçuk

Mehmet Bozkır

İkincikat Tiyatro, İstiklal Caddesi’ndeki sahnelerinde kurulduğu günden beri konuşulan ve çok izlenen oyunlara imza attı. 2013-2014 sezonunun başında bulundukları binanın otele dönüşecek olması nedeniyle yerlerinden oldular ama bu kötü haberin etkisini yeni açılacak iki sahne haberiyle birlikte sevince çevirdiler. İkincikat, Karaköy’deki yeni mekanları ve Aznavur Pasajı’ndaki sahneleri Sekizincikat ile kendi oyunlarının yanı sıra başka toplulukların oyunlarıyla da seyirciyle buluşmaya başladı. Karaköy’de açmış oldukları sahne alternatif sahne deyince aklımıza gelen apartman dairelerinin, küçük bir oda formunun çok dışında. Sahnesi, kafeteryası, ofisi gibi bölümleriyle oldukça geniş, ferah ve en önemlisi de işlevsel bir mekan.

Eyüp Emre Uçaray ve Heves Duygu Tüzün ile birlikte İkincikat’ın kurucularından olan Sami Berat Marçalı genç kuşak tiyatro yazarlarından. Sami Berat Marçalı herkesin övgüsünü kazanan Limonata’nın yanı sıra “Yalnızlar Kulübü”, “Sürpriz”, “Küçük” gibi oyunlarla adından çokça söz ettirdi. 7 Ekim’den bu yana sahnelenen “Altı Buçuk” yazarın sahnelenen son oyunlarından.

“Altı Buçuk” broşüründe özgürlük ihlallerini tartışıyor şeklinde tanıtılıyor. Yazar oyunda birbirinden farklı altı buçuk karakterin bence, ailece, toplumca, devletçe, evrence hayatla nasıl mücadele ettiklerinin, olabilme noktasında ne kadar sıkıştıklarının, ne kadar özgür olduklarının, ne kadar özgür bıraktıklarının ve bu sınırları nasıl ihlal ettiklerinin hikâyesini anlatıyor.

Oyun broşürü bu şekilde söylüyor olsa da yazar altı buçuk karakteri tüm bu açılardan ele alıyor mu noktasında oyunu izledikten sonra aklımda bir takım soru işaretleri oluştu. Oyunda karakterler tek boyutlu ele alınmamış ancak çok geniş çerçeveli bir irdeleme de göremiyoruz. O niyetle yola çıkılmış olsa bile elde edilen sonuç amaca tam ulaşılamamış izlenimi uyandırıyor.

Oyunda gördüğümüz altı karakter ve sahnede göremesek de varlığında haberdar olduğumuz buçuk karakter üzerinden yaşananlara şahit oluyoruz. Karakterlerin hemen hepsi yakından tanığımız hatta çoğumuzun dâhil olduğu sosyal sınıftan. Meseleleri gündelik hayatın meseleleri, bu yönleriyle de izleyiciye çok yakınlar ve bir o kadar da gerçekler. İş dünyası, şirketler, patronlar, mesleklerimizin hayatımızda kapladığı ve hayatımızdan çaldığı alan, ikili ilişkiler, bu ilişkilerde yüklendiğimiz-maruz bırakıldığımız roller, hep ulaşmaya çalıştığımız hedefler, birçok zaman neyi, neden yaptığımızı sorgulamadan sürdürdüğümüz rutin ve er ya da geç tıkanıp kaldığımız anlar.

Sami Berat Marçalı oyunu her biri kısa oyun tadında tablolardan oluşur şekilde kaleme almış. İlk başta birbirinden tamamen bağımsız gibi duran bu tablolar oyun ilerledikçe kesişiyor ve bir bütünü oluşturuyor. Bağlantı noktalarının incelikle kurulduğunu söyleyebilirim. Burada tek itirazım oyun tamamlandığında ilk sahneyi bütün içine oturtamamam ve imkânsız olmasa da oyunun büyük bir tesadüfle Yeşilçam filmlerinin klişelerini anımsatan bir finalle son bulması. Bunlar dışında oyunun dili karakterlere son derece uygun, kullanılan hiçbir kelime eğreti durmuyor. Bu anlamda başarılı bir metin olduğunu söylemek mümkün.

Morg sahnesinin ve yine evde geçen ilk sahnenin oyunun en üst noktaları olduğunu söylemeliyim. Özellikle morg sahnesindeki bol şaşırtmacalı, muzip dil seyirciyi oyuna bağlıyor. Aynı şekilde gündemde olan bazı şeylerin, bazı söylemlerin oyuna ironik bir şekilde yerleştirilmiş olması da başarılı yanlardan.

Emre Yetim, Aziz Caner İnan, Efe Tunçer, Şebnem Hassanisoughi, Fatih Dönmez ve Berrak Kuş hem karakterlere hem de oyunun diline uygun oyunculuklarla başarılı bir performans sergiliyorlar. Diğer karakterlere oranla ruh halinin değişkenliği ve daha sivri bir karakter olması nedeniyle Esin’i canlandıran Şebnem Hassanisoughi’nin işi biraz daha zor ki bu zorluğun altından başarıyla kalkmış. Gerginliği, inatçılığı, her daim cesaretinin hemen yanında duran korkaklığı, umarsamaz görünmeye, güçlü olmaya çalışmasıyla Esin’i gerçek kılmış Şebnem Hassanisoughi. Oyuncunun sesinde, bedeninde, mimiklerinde söylediği her cümlenin karşılığını bulmak mümkün. Sahnede ilk defa izlediğim Şebnem Hassanisoughi  bundan sonra başka oyunlarda da görmekten keyif alacağım bir isim oldu benim için. Kısacık bir an olsa da oyunda şarkı da söyleyen Şebnem Hassanisoughi’yi müzikli bir oyunda izlemenin ayrı bir keyif olacağını düşünüyorum, keşke böyle bir oyunda yer alsa diye düşünüyorum.

Mekana göre eklenen ya da çıkarılan birkaç parça eşyadan oluşan dekoru Güney Zeki Göker ve Eyüp Emre Uçaray birlikte tasarlamışlar, oyuncular için zorluk yaratıyor mudur emin olamadım ama sahnenin toprakla kaplı olması dekorun en yaratıcı yanı. Işık tasarımını yapan Alev Topal özellikle sahne geçişlerinde yarattığı atmosferle tablolar arasında seyircinin oyundan kopmasını engellemiş. Özel tiyatroların varlığını ve gerekliliğini neredeyse tamamen unuttukları dramaturg ismine ekip içerisinde rastlamak sevindirici, dramaturg Meltem Özkeklik’in ismini anmadan geçmeyelim.

Alternatif sahnelerde oynanan oyunların birçoğu yerli yazarlara ait, yeni yazılmış, ilk defa seyirciyle buluşan oyunlar. Yerli metinlerin sayısının artması elbette son derece sevindirici ve değerli. Bu metinlerin yayınlanmamış olması ise özellikle oyunu değerlendirirken sıkıntı yaratan bir unsur. Metni okumamış birisinin izlediği oyuna kimin ne katkıda bulunduğunu, neyin doğru yorumlandığını, neyin eksik kaldığını söylemesi oldukça zor. Hemen hemen bütün oyunları kitap haline getirilen Yiğit Sertdemir ve yakın zamanda metinleri yayınlanan Ebru Nihan Celkan, Ayşe Bayramoğlu gibi isimlere kısa sürede Cem Uslu, Mirza Metin, Alper Kul, Ahmet Sami Özbudak gibi yerli yazarlarla birlikte artık oyunları bir kitaba bile sığmayacak kadar çok olan Sami Berat Marçalı’nın da katılmasını bekliyorum.

“Altı Buçuk”un yönetmenliğini İkincikat’ın kurucularından olması ve pek çok oyunun rejisini yapması sebebiyle tanıdığımız Eyüp Emre Uçaray yapıyor. Yerinde bir tercihle sade bir rejiyle oyunu sahneleyen Eyüp Emre Uçaray’ın yorumuna değil ama sahneyi kullanımına bir noktada itirazım var. Alternatif sahnelerin en önemli özelliklerinden ve imkanlarından birisi alana bağlı kalma zorunluluklarının olmaması. Sahneyi diledikleri gibi kullanabilmelerinin yanı sıra koltukların sabit olmaması sayesinde seyirciyi sahnelemeye uygun şekilde oturtmaları da mümkün. “Altı Buçuk”ta seyirci koltukları sahnenin tam karşısı ile sağ ve sol yanlara yerleştirilmiş durumda. Ben oyunu sahnenin karşısında ve orta bölümde oturarak izlememe rağmen oyunun tamamına hâkim olamadım. Özellikle Sedat ve Esin karakterlerinin evde yaşadıkları tartışmanın olduğu sahnede Fatih Dönmez’in sırtı dışında bir şey göremedim, aynı şekilde sağ bölümde oturan izleyicilerin de Şebnem Hassanisoughi’yi görebildiklerini sanmıyorum. Tartışmanın en alevli noktasında yüzünü görememiş olsam da genel oyunculuğundan ve sesinden Fatih Dönmez’in iyi bir performans sergilediğini söyleyebilirim, sağ bölümde oturan bir izleyicinin ise Şebnem Hassanisoughi’nin bakışlarını görememiş olması nedeniyle karakterden benim aldığım keyfi almış olması pek mümkün görünmüyor. Yönetmen Eyüp Emre Uçaray’ın bu anlamda rejisini yeniden gözden geçirmesinin ya da seyircinin oturma düzeninin değiştirilmesinin uygun olduğunu hatta zorunluluk arz ettiğini düşünüyorum.

“Altı Buçuk” bir takım eksik ve aksak yönleri olmasına rağmen hem konusu hem de oyunculukları itibariyle pek çok oyundan çok daha iyi noktada. Ufak kusurları bile görmezden gelememişsem bunu iki nedeni var: Sami Berat Marçalı’nın “Limonata” gibi bir oyunla yazarlık hayatına üst bir noktadan başlamış olması, dolayısıyla beklentilerimizi yükseltmesi ve İkinciKat’ın seyirciyi hep çok iyi oyunlarla buluşturması. Bunun dışında “Altı Buçuk” hakkında iyi bir oyun nitelemesini yapmak ve izlemek için pek çok neden var.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


2 + bir =