Duruşma Bir Kez Daha Ertelendi

Can Merdan Doğan

Pencere metaforu, yazma sebeplerimden biri olmuştur. Hem saklayan, hem gösteren hem de bir mesafe koyan pencere, olmuşları ve olanları, an’ı ve geçmişi yansılayan haliyle, bakanı/göreni dünyayla kurduğu ilişkide çerçeveleyen, onun bir perspektif kurmasını sağlayan, insanın varlık koşuluyla, bu koşulların eksik bilgisini, hatıralaştırdığı bir şey’dir, ve her “şey” gibi, bakanın dünyasında yeni bir formu, imkanı ve anlamı taşır.

Hakiki Gala’dan tanıdığımız Ayşe Bayramoğlu’nun yazdığı Pencere oyunu, bu sebeple bir kat daha önemliydi benim için, başka bir yazarın “pencere”yi konumlandırdığı yeri görmek açısından.  O pencereyi, hem sahnesel perspektifi kurmak hem de yazar olarak, bir çocuğun dünyasına, onun sesine, ancak bir pencereden yaklaşılabileceğini duyurmak için oluşturmuş, kanımca. Bir yazar ne kadar “gerçekçi” olursa olsun, bir çocuğun sesini yalnız temsil edebilir çünkü, Ayşe Bayramoğlu konu itibariyle aldığı büyük riskin, bu metaforu işleterek üstesinden gelmiş, çocuğun/ergenin sesi olmaya çalışmıyor, sesin/görünebildiği kadarının duyumsal biçimiyle ilgileniyor. Oyunun sevilesi hali de burada saklı.

Ray Performans tarafından sahneleniyor Pencere . Oyun, iki çocuğun büyüme hikayelerinin anlatısı. Hüseyin ve Esme karakterleri, dünyanın alengirli, suçlu ilerleyişinde, üstlerine neredeyse atılan hikayelerinin temsilcileri. Üstlerine atılan hikayeler; cinselliği keşfedişlerinde ve onunla kurulan hiyerarşide, hem de pencereden izledikleri aile bireylerinin -Esme’nin ablasının evlendirilme hikayesi- onların üstünde kurdukları hiyerarşide can buluyor. Çocukluğun ertelenişi ve büyümenin bilinmezliği en çok da Esme’nin üstünde bir yük. Çünkü, Hüseyin, sembolik düzende çoktan övünmeyi öğrenmiş, muhtarın “oğlu” olarak kendine çoktan bir yol açmış. Onun hassasiyeti Esme, bu hassasiyet, onu zorunlu olarak, Esme’nin gözcüsü yapıyor. Hüseyin, çoğunlukla Esme’lerin evini gözetleyen, Esme’nin merakına, gözetleme isteğine dur diyen.

Sahnede dört pencere hareketlendirilmiş, demir -ya da-  bir malzemeyle konumlandırılan camsız dört pencere çocuk ergenlerin yüzlerini seyirciye doğru konumlandırmış. Pencerelerin hareketlendirilişi, benzetmeci bir yolla yapılmış. Pencerenin imgesel değeri benim için daha değerliydi oyun süresince, yokluk üzerinden süren anlatıya, sahnenin boşluğu farklı bir anlam katabilirdi. Bir de sandık var sahne gerisinde. Esme ve Hüseyin’inin kıyafetlerini ve yaşam eksiklerini saklayan/yok eden bir sandık. Pencerenin gözle ilişkisi, çocuk ergenleri örseleyişi, sandık da bir imkana dönüşüyor. Sandık, koruyucu kimliğinden sıyrılıyor, bir çöp tenekesi gibi canlanıyor gözümde. Yetişkinlerin çöpleri -üniforma, yemek “artıkları” vs.-  Sandık, koruyamadıklarımızı koyduğumuz bir nesnedir, değil midir?  Bu haliyle nesneler, çocuk ellere yapışıyor, başka bir hal alıyor, çocukluk korunamıyor.

Performanslarda çocuksuluk yetişkin oyuncuların ses temsilleriyle ve yine duyumsama yoluyla edindikleri jestlerle ilerliyor. Oyunculuk da tercih edilmeyen benzetmeci üslup, metnin anlatısını katmanlı bir hale getiriyor. Özellikle Lara Aysal, oyun boyunca kat kat açıyor Esme’nin dünyasını.

Bir deformasyon olarak Reha Erdem’in Hayat Var’ı ve diğer ergen çocuk filmleri aklıma geliyor. Metin, lunapark anlatısında Hayat’a, Korkuyorum Anne’nin Ali’sine bilerek ya da bilmeyerek selamlarını yolluyor. Lunapark ya da balerinin yüklendiği anlam, koruyuculuk/anaçlık, Hayat’ın yokluğuna daha yakın lakin. Lunapark’ın yapaylığı, heyecanı verip iç çektirdiği umursamazlığı Esme’nin monoloğunda şahlanıyor. Çocuğun hayat bekaretini kaybettiği monolog, şemsiye olarak yorumladığı bıyıklarda son buluyor. Esme, Hayat karakteri kadar farkında değil durumun, bir masal anlatır gibi anlatıyor Hüseyin’e.

Esme paltosunu giyer, çocuk bedeni belirsizliğe, bir duruşmaya hazırlanır gibi hazırlanır. Rayların üstündeki Esme, tirenin makas yapmasını bekler. Tennessee Williams’ın Çökme Tehlikesi Var, oyununa son bir selam çakma! Çöken bir toplum, bir rüyadır Williams’ın oyununda, on bir yaşındaki bir kız çocuğunun raylar üstündeki dans edişidir, bitiştir. Pencere’de ise bedenin çöken duyuları, görülmeyi bekliyor. Pencere’den bir yetişkinin bakışını. Tecavüzün meşrulaştığı bir toplumda, bir duruşma daha ertelenir mi?



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


− 4 = bir

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>