Süreyya Karacabey bu yıl da alternatif bir 27 Mart Dünya Tiyatro Günü bildirisi kaleme aldı:
“Yoksul halk çocuklarının huzursuz uykularından geçecek replikleriniz, onlara bir düş bağışlayacak hikâyelerin içinden geçecek.
Kimseyi dışarıda bırakmasın diye replikleriniz, sudan, ateşten ve topraktan geçecek.
Yasaklı dillerin gizli sitemlerinden, bombaların uyandırdığı evlerin eşiklerinden, bir daha kimse ölmesin diye, toplu mezarlara düşen mektuplardan geçecek.
İçinden geçecek şehirlerin, penceresiz evlerde üşüyen bebeklerin uykularından geçecek, vitrinlere dizilmiş gösterilerin arkasından dolanıp, gençlerin sürüklendiği sokaklardan geçecek.
Sesini kaybetmiş yerlerde yankılanacak replikleriniz, bir haksızlığın içinde çok beklemiş kadınların gözlerinden geçecek.
Dünya neşesine yeniden kavuşsun diye yavru köpeklerin patilerinden geçecek.
Bir sahneyi kurar gibi, özenle yeniden kurulacak bir dünyanın imgesinden geçecek.
Replikleriniz yeniden kuracak bir dili, ölmüş bir düzenin cesedinin içinden geçecek.
Tekrarla öğrenilenin tekrarla unutulacağını öğretecek sahneniz, sabit sanılanın nasıl bozulduğunu ve en karanlık sahnenin kurguyla nasıl değiştiğini öğretecek, acının herkes için biricik olduğunu.
İşitilmeyen sesleri duyulur kılacak replikleriniz, ortak bir iyinin üreteceği ümidin içinden geçtiğinde ve hatırlatacak herkese, geride bırakılanın sadece bir hikaye olduğunu.
Replikleriniz pazar yerlerinden, duraklardan, parklardan geçecek, telaşla koşturan insan kalabalıklarının içinden. Uzakta yankılanan sesleri işitecek bir gün sahneler ve tiyatro, seyircilerin ömründen geçecek.”