“Karakterin Hakkını Vermeniz Gerek”

yasemin altinel-1Mimesis Söyleşi / Bugüne kadar İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin sahneye koyduğu Fırtınalı Duygular, Kösem Sultan, Sınırın Aşıldığı Noktalar, Sylvia, Kerbela, Zorba, Bir Yaz Gecesi Rüyası, Şımarık Kız, Norma, Güldestan gibi pek çok klasik bale eseri ve modern dans türünde eserde rol alan, canlandırdığı her karaktere ruh katan ve karakteri yaşar kılan özel bir bale sanatçısı Yasemin Altınel. Yer aldığı eserdeki rolü ister küçük ister büyük olsun dans ve oyunculuk gücünün yanı sıra herkese nasip olmayan sahne büyüsü sayesinde sahnede görünen değil, her daim sahnede var olan olmayı başarmış bir isim. Röportajımız sırasında hakkında yazılan övgü dolu şeylerden bahsettiğimde mahcup olan, sorulara cevap verirken kendisiyle ilgili büyük laflar etmemeye dikkat eden, bazı soruların cevaplarını somutlaştırmak adına anlattığı tecrübelerini ise kendi kendini övüyor gibi anlaşılma kaygısı güderek “Aman sakın bunları yazmayın” uyarısıyla tamamlayan müthiş olduğu kadar mütevazı da olan değerli ve büyük bir bale sanatçısı. Bu sezon prömiyer yapan Romeo ile Jüliet vesilesiyle buluşuyoruz ki henüz eseri görmemiş ve Yasemin Altınel’i daha önce sahnede seyretmemiş olanlara hemen şunu söyleyeyim; öyle bir Lady Capulet’e can veriyor ki sahnede bu karakterin hakkı bugüne kadar tiyatroda bile bu kadar iyi verilmedi, Yasemin Altınel’in dansçılığıyla tanışmak için kaçırılmaz bir fırsat. Romeo ile Jüliet’in 16, 18, 25, 28 Şubat 2017 tarihinde İZDOB Elhamra Sahnesi’nde dört temsil vereceğini bilgisini de ekleyeyim…

Söyleşiyi Yapan: Mehmet Bozkır

Dünya prömiyerini yeni gerçekleştirmişken hemen Romeo ve Jüliet ile başlamak istiyorum. Dünyanın belki de en bilindik hikayesi. Tiyatroda çok farklı şekillerde sahnelendi, operaya baleye uyarlandı, filmleri yapıldı. Balede birçok eserde biz hikayeye o kadar hakim, o kadar tanıdık olmuyoruz ama Romeo ve Jüliet söz konusu olunca herkesin aklında bir şey var, ister istemez kıyaslama yapıyoruz. Hikayesi seyirciye bu kadar tanıdık olan bir eseri sahnelemek bir avantaj mıdır yoksa bahsettiğim nedenlerle zorlayan bir şey midir?

Dansçı olarak baktığımda bunun bir avantaj olduğunu söyleyebilirim. Çünkü tiyatrosu var, filmleri var, yazılı metni var. Dolayısıyla çok farklı şeylerden donanım alabiliyorsunuz. Tabi dansçının yaklaşımına da kalıyor, herkes böyle yapar ya da yapmalıdır demiyorum ama eserin prova sürecindeyken benim için Romeo ve Jüliet’in filmi, tiyatro oyunu çok önemliydi. Farklı bir türde,farklı bir gözle karakterin işlenmiş halini görebildim. Sanatın başka bir dalından bunu görebilmek yeni bir bakış açısı getiriyor size, bunun vizyon kattığını ve en nihayetinde sahneye yansıdığını düşünüyorum. Ama koreograflar açısından bakarsınız-ben koreografi yapmıyorum ama naçizane fikrimi belirtiyim-onları zorlayabilecek bir şey olduğunu düşünüyorum çünkü yapılmışı çok var. Böyle bir esere yeni bir yorum katabilmek koreografın derinliğine, bilgisine, görgüsüne kalıyor ama dansçılar için böyle değil, o anlamda bizim işimiz daha kolaydı.

Eser Romeo ve Jüliet olunca çok ciddi bir tiyatrallık söz konusu, birçok bale eserinde bu derece yoğun oyunculuk görmüyoruz ya da birçok eser bu oranda oyunculuk gerektirmiyor.

Romeo ve Jüliet daha dömi klasik bir eser. Klasik bir eserde dans ettiğiniz zaman daha çok vücut diliniz konuşur, bir tebessümle birçok şeyi halledebilirsiniz. Ama böyle dömi klasik, neo klasik eserlerde dans ettiğiniz zaman oyunculuğunuzu konuşturmanız gerekir. Romeo ile Jüliet’te dans kadar oyunculuk da yoğun, bu eserde tekniğiniz kadar oyunculuğunuz da olmak zorunda, bunlardan birinin eksik olması halinde karakterin hakkını vermeniz ve seyirciye ulaşmanız mümkün değil. Benim çok sevdiğim bir koreograf-adını anmadan geçemeyeceğim-Uğur Seyrek’in hep söylediği bir şey vardır “Seyircinin o kitapçığa ihtiyaç duymamasını sağlamak bizim hedefimiz” diye. ”Ben koreograf olarak bunu sağlamalıyım, dansçının da o kitapçığı açtırmaması gerekir” der ki onun sahneye koyduğu eserlerde genellikle bunu yakalarsınız zaten. Burada da onu sağlamaya çalıştık, umarım başarmışızdır.

Romeo ve Jüliet’in dansçılar açısından bir artısının da tiyatral yanın bu derece güçlü olması sebebiyle yorumlarında kişisel özgürlük alanı sağlamasıdır diye düşünüyorum, bu tamamen bir serbesti değilse de birçok esere göre kişisel yaratıcılık alanını biraz daha genişletmiştir herhalde.

Koerograf bir eseri sahneyi koyarken bir hayali oluyor ve o hayalini görmek istiyor haliyle. Seçiyor dansçılarını, beklentilerini söylüyor “Şöyle yapmak istiyorum, bu şekilde yorumlamak istiyorum” diye ve her bir dansçıya “Şunu istiyorum senden” diyor. Siz o donelerle kendinize ait olanı ve kendinize yakışanı çıkarıyorsunuz. Ama bir noktada da-her koreograf başarır başaramaz bilemem-dansçıya da bırakması gerekiyor. Aksi takdirde bana şöyle geliyor; eklektik duruyor, yapıştırılmış bir surat görüyorsunuz. Bazı insanların natüründen kaynaklıdır, çok kolay içselleştirir, çok iyi canlandırır. Tiyatroda çok daha nettir bu, bazı oyuncu da Ayşe’nin canlandırdığı Fadime Teyze’yi değil de Fadime Teyze’nin kendisini görürsünüz. Balede de aynı şey var ki bizim işimiz daha zor çünkü sadece yüzünüzle, jestinizle, mimiğinizle bunu göstermeniz gerekiyor. Bazı koreograflar size görmek istediğini anlatır ve sizin de bir şeyler katmanıza izin verir, o sorumluluğu almanızı ister. Ben bu eserde Lady Capulet’i canlandırıyorum ve bu bir karakter aslında, bu anlamda benim şansım oldu çünkü karakterin tiyatral yanı çok baskın, eserin tüm dinamikleri buna izin veriyor. Burada kendi yorumunuzu katabiliyorsunuz, tabi koreografın isteyeceği ölçüler içinde. Bazen müdahale de edilebiliyor, yaptığınız bir jest koreografa fazla ya da eksik de gelebiliyor.

yasemin altinel-2“Dans ettiğim karakteri içselleştiriyorum, dans ederken artık ben Yasemin değilim, kimi canlandırıyorsam ben oyum. Başarılı bulunuyorsam bir sebebi de budur sanırım.”

Tiyatrallık meselesinden konuşmuşken bugüne kadar yer aldığınız eserlerle ilgili çıkan haberlerde sizin dansçılığınız kadar oyunculuğunuzdan da bahsediliyor. Örneğin Mutlu Tanberk sizden bahsederken “Yasemin’in yüzünü çok beğendim, duygusu çok doğruydu” diyor. Yine Bülent Gürlük Romeo ve Jüliet üzerine yazdığı yazısında “Yasemin Altınel tam bir karakter oyuncusu” diyor. Oyunculuk yanı güçlü bir dansçı diyebilir miyiz sizin için?

Vallahi derseniz çok sevinirim. Ben kendim için böyle bir şey demeyeyim tabi, takdir seyircide ve eleştirmenlerde. Ama oyunculuk yanını önemseyen bir dansçıyım diyebilirim. Ben işin bu kısmını provalarda bile es geçmem, bu benim yaradışılımda var. Ben konservatuvara ilk girdiğim zaman hocamın söylediği bir şey vardı-biz çok şanslıydık girdiğimiz yıldan itibaren her sene temsil verdik, herkes o şansı yakalayamamış olabilir-“Kızım sen nasıl bir şeysin sahnede, o nasıl oyunculuk” demişti. Orta 1 öğrencisiyim o zaman, ilk sahne deneyimim ama bunun biraz kişinin içinde olan bir şey olduğunu düşünüyorum. Normal hayatımda da öyleyimdir, duygularım yüzüme yansır, gizleyemem, konuşurken elimi kolumu kullanırım. Kösem Sultan’ı sahnelemiştik, ben Kösem’i canlandırıyordum, çok kuvvetli bir karakter. Saraya ilk geldiği naif genç kızlık döneminden tutun da kocasının ölümünden sonra tahta çıkan sert, zalim tarafına kadar canlandırmam gerekiyordu. İki kadının arasında geçen savaş sahneleri diyebileceğimiz sahneler vardır, Mahfiruz ile Kösem Sultan arasında. Burcu Olguner ile karşılıklı dans ediyorduk, bazen öyle kaybediyordum ki kendimi ben artık Yasemin değilim, ben Kösem’im.Kösem’in tüm hırsını, gücünü hissediyor, içselleştiriyor ve Kösem olarak dans ediyordum o sahnelerde. Benimle ilgili yapılan yorumların nedeni budur diye tahmin ediyorum, bu kadar içselleştirdiğim için geçiyordur seyirciye.

Ben bale eserlerini seyrederken bazı dansçılarda şunu gözlemliyorum; az sonra yapacağı şeye hazırlanıyor ve şunu diyor sanki “Az sonra bir şey yapacağım ve bu çok zor bir hareket.” Bazı dansçılarda ise hiç böyle bir şeye rastlamıyorum, en ufak bir es vermeden son derece doğallıkla devam ediyor. Başarılı bir balerini ya da baleti tanımlarken tekniği en az hissettiren dansçı başarılıdır demek doğru olur mu?

Ne demek istediğinizi çok iyi anlıyorum. Başrolde olan dansçı için de kordoda dans eden dansçı için de aynı şey geçerli. Bunun çok çalışmaya bağlı olduğunu düşünüyorum, bir şeyi ne kadar tekrar ederseniz vücudunuza o kadar yerleşir, bale tekrar işidir. Ama siz yeterli tekrarı yapmayıp bu hareket bir şekilde çıkar, yapılır derseniz seyirci onu anında yakalar. Ben tekniğin hissettirilmemesi gerektiğini düşünüyorum, bir dansçı seyircide “Eyvah şimdi ayağının üstünden düşecek” endişesi yaratmamalı. Dans ettiğiniz esere de bağlı, en son izlediğiniz şey Romeo ile Jüliet olduğu için onun üzerinden gideyim. Dramatik yanı güçlü, oyunculuk isteyen eserlerde dansçının işi daha zordur. Tamam, kolunu bacağını düşünüyorsun, bedenine olan hakimiyetini kaybetmemeye çalışıyorsun ama yüzünde de hiç gitmemesi, kopmaması gereken bir ifade var. Klasik eserlerde tekniğe daha fazla odaklanabilir dansçı, doğru yere basmalıyım gibi kaygıları olabilir, onu anlarım ama yine de bir eser sahne seviyesine geldiğinde seyirciye bunları aksettirmemek en doğrusu.

Tiyatrocu bir arkadaşım Müşfik Kenter ile olan bir anısını anlatmıştı, Müşfik Kenter müthiş bir oyuncudur ama hiç büyük oynamaz. Son derece sıradan bir şey yapıyor gibidir ancak seyrettiğiniz zaman büyülenirsiniz. O gün kendisiyle konuşan genç oyuncuya şöyle der, “Seyirci seni seyrettiği zaman ‘Ne var bunda, ben de yaparım’ demeli ama sahneye çıktığı zaman yapamamalı.” Müşfik Kenter’in bu tarifinden yola çıkarak sizin özelinizde bir yorumda bulunacağım. Ben sizi sahnede seyrettiğimde şöyle bir hisse kapılıyorum, Müşfik Kenter’in oyunculuk için söylediği gibi siz de dans ederken “ Ne var ki bunda, herkes yapar” edasıyla dans ediyorsunuz. Ben sizi sahnede seyrederken “ Aman Tanrım, bu çok zor bir iş” diye korkmuyorum mesela.

Çok mutlu oldum bunu söylemenize, böyle düşünmenize. Biraz önce konuştuğumuz şeyin lafta kalmamış olduğunu anlıyorum bu söyleminiz sayesinde. Herkesin kendisine göre bir doğrusu vardır, benim mesleğime yaklaşımım hep biraz önce de konuştuğumuz gibiydi. Demek ki doğru yoldaymışımı hissettiriyor bu söylediğiniz. Çok hoş böyle şeyler duymak, bizim en büyük motivasyonumuz ne kadar alkışsa bir o kadar da seyircinin yorumu. Seyircinin söylediği her şey bizim için çok kıymetli, hele de böyle güzel şeyler söylerlerse mest oluyoruz.

“Yaş ilerledikçe fiziksel kayıp olur diye düşünülür hep. Ben şu an için hiç öyle bir şey hissetmiyorum, sağlığım yerinde olduğu sürece  dans etmeye devam etmek istiyorum çünkü çok seviyorum mesleğimi hatta aşığım diyebilirim.”

Böyle hissettirmeniz de-tam bir oranlama yapmak mümkün olmasa da-sizin yeteneğinizin, çalışmanızın, deneyimizin payı nedir? Sonuç itibariyle sahnede gördüğümüz herkesin vücut yapısı baleye uygun, herkesin belli bir oranda yeteneği var, herkes bir eğitim sürecinden geçiyor ama aynı şeyi hissettiremiyor tüm dansçılar, nedir bunun sırrı?

Aslında tek başına hiçbiri değil, hepsinden biraz biraz diyeceğim ama benim en büyük artımın mesleği çok sevmem olduğunu düşünüyorum hatta mesleğime aşığım diyebilirim. Hep çok disiplinli bir insan oldum, sigara içmiyorum, düzenli uyuyorum, doğru beslenmeye çalışıyorum. Bütün bu dinamikler sizi bir yere taşıyor, çarkın bir yerinde bir şey koptuğu zaman o mesleğinize de sahneye de yansıyor. Ben 40 yaşındayım, hala dans ediyorum, Allah sağlık versin daha da dans etmeye devam edeceğimi düşünüyorum. Yaş ilerledikçe fiziksel kayıp olur diye düşünülür ama ben böyle bir şeyi kendi adıma yaşamadım. Her gün düzenli ve disiplinli çalışmaya devam ediyorum, bizde her sabah egzersiz yapılır, ben o egzersizi her gün sonuna kadar yapıyorum, hiçbir şeyi es geçmiyorum. Yeteneğinizin de vücut yapınızın da çok önemi var ama hepsinin altında yatan en önemli şey çalışmak bence. Bizim mesleğimizde kişiyi bir yere taşıyan şey çalışmak ve disiplin kesinlikle. Anatomimize, vücut yapımıza aykırı bir iş yapıyoruz, birkaç gün ara verin hemen bir şeyler kaybedersiniz.

Bir yazıda “Bazıları dans eder, bazıları bale yapar” diye bir cümle okumuştum, ne demektir bu sizce, biraz açalım istiyorum bu cümleyi.

Çok doğru bir cümle. Mesela baletlerin çoğunda bir dönme merakı vardır, defalarca tekrar eder, çok da güzel yapar ama tek başına bu bir şey değildir, amaç salt bu hareketi tamamlamaksa o zaman sahnede gördüğünüz şey akrobasidir. Ya da tek derdiniz dönüş, daha fazla sayıda dönüş olursa o zaman yarışmacı gibi olursunuz, sizin platformunuz orasıdır. Ama sahnedeysek bence bizim seyircinin ruhunu ele geçirmemiz lazım, seyircinin her türlü odağında olmamız lazım. Bizim işimiz aynı zamanda oyunculuk, bunu asla göz ardı etmemek lazım. Bir eserde bir dansçı görürsünüz, yan roldedir ama rolün anlatacağı bir şey vardır. Öyle bir oynar ki başroldeki dansçıyı ezer geçer. Küçük bir rolü öyle bir büyütür ki dansçı seyircinin hafızasında kalır. İşte bunu sağlayan dansçılar bale yapar, sağlamayanlar ise sadece dans eder diyebiliriz.

“İzmir Balesi olarak çok şanslıyız, müthiş ilgili bir seyircimiz var. Tek üzüntümüz sahne sıkıntımız, salon sayımızın azlığı ve kapasitesinin kısıtlı olması seyircimizle aramızı açan tek şey maalesef.”

İZDOB’un temsillerine seyircinin ilgisi çok yoğun hatta nerdeyse bilet bulmak imkansız. Böylesine talepkar bir seyirci olması çok güzel elbette ama şunu sormak istiyorum; hep seyirciye sorulur, seyircinin görüşü alınır, beklentisi öğrenilir. Peki sahneye çıkan kişilerin seyirciden beklentisi nedir, siz kendi adınıza memnun musunuz İzmir’deki bale seyircisinden ya da ne gibi beklentileriniz var?

Biz İzmir balesi olarak çok şanslıyız çünkü seyircimiz var, yoğun bir ilgi ve talep görüyoruz. Salon sayımızın azlığı, salonlarımızın kapasitesi seyirciyle bizim aramızı açan tek şeydir maalesef çünkü seyirciyle daha çok buluşabilecekken salon sayısının yetersizliği sebebiyle temsil sayılarımız yetersiz kalıyor. Benim seyirciden beklentim şu olabilir, artık herkes sosyal medyayı yoğun şekilde kullanıyor. Keşke seyircilerimiz bir eseri seyrettikten sonra görüşlerini oralarda yazsalar, olumlu olumsuz görüşlerini daha çok dile getirseler. Biz de bale konusunda çok fazla eleştirmen yok, yurtdışındaki birçok yerde dansçılar bu eleştirileri takip eder, eksiği gediği varsa bunu tespit eder, kendini toparlama şansı olur. Ama bizde ne yazık ki bu kısıtlı, diyalogumuzda hep bir kopukluk var, o nedenle ben seyirciden daha çok geri dönüş olsun isterim.

Toplum olarak baleye biraz mesafeli olduğumuzu ve çok da iyi tanımadığımızı düşünüyorum, bunun neticesinde bale sanatçılarına da bir mesafemiz var, yüzü bilinirlik anlamında söylemiyorum ama bir balerin, balet nasıl hazırlanır, nasıl çalışır, çok zor dediğimiz ama içeriğini pek de bilmediğimiz bale bir dansçının günlük hayatının ne kadarını kapsar?

Bu aslında kişiden kişiye göre değişir. Bazı dansçılar bütün hayatlarını baleye endeksli yaşar, bale dışında bir hayatı yoktur nerdeyse. Bazı dansçıların hobileri vardır, onlara yönelirler, dansçı olma halinden sıyrılıp kendi özel zevklerine de zaman ayırırlar. Kendimden yola çıkarak cevaplayacak olursam biraz o balerin olma halinden sıyrılmanın gerekli olduğunu düşünüyorum çünkü deşarj olmaya ihtiyacınız var. Bale çok disiplin isteyen bir iş, biliyorsunuz biz çocuk yaştan itibaren o disiplin kuyusunun içine giriyoruz. O nedenle ara ara ufak kopuşlar, uzaklaşmalar gerekli, benim de bir özel hayatım var, ben de bir insanım diyebilmek için. Temsilimiz olsun olmasın haftanın altı günü çalışıyoruz, her gün aynı şeyleri tekrar ediyorsunuz, düşünsenize otuz yıldır bu işi yapan biriyseniz otuz yıldır her sabah aynı hareketleri tekrar ediyorsunuz demektir, bir kaçış yolu bulmanız, kendinize zaman ayırmanız şart.

Romeo ve Jüliet’ten konuştuk, geçen sezondan bu yana devam eden Bach Alla Turca & Dansın Rengi var, bunların dışında seyircileri sizi sezon boyunca hangi oyunlarda görecekler?

Aslında ilk defa bu sezon bu kadar az eserimiz var. Sezona Bach Alla Turca & Dansın Rengi ile başladık, onun hemen ardından Romeo ve Jüliet’in prömiyerini yaptık. Ocak ayında Bach Alla Turca & Dansın Rengi, Şubat ayında da Romeo ve Jüliet temsillere devam edecek. Nisan ayında Binbir Gece Masalları prömiyer yapacak ancak onun kastı henüz belli değil, ben o eserde olacak mıyım olmayacak mıyım bilmiyorum. Şubat ayı içerisinde koreografların dansçı seçimlerini yapacağını ve provaların başlayacağını tahmin ediyorum. Şu an için söyleyebileceğim şey seyircilerle sezon boyunca Bach Alla Turca & Dansın Rengi ile Romeo ve Jüliet eserleriyle buluşmaya devam edeceğim.