Ekip Olarak İyiyi, Samimiyi, Doğruyu Yakalamak Dışında Herhangi Bir Mutlak Doğrumuz Yok

unnamed (2)Mimesis Söyleşi / Son yıllarda ödenekli sanat kurumlarında yaşanan talihsizlikler arka arkaya devam ederken ve sanat her gün bir yerinden örselenirken umudunu hiç kaybetmeyen, müthiş bir güçle yola çıkan bağımsız tiyatrolar ve gözü kara tiyatrocular hepimizi heyecanlandırmakta. Yola tiyatroyla çıkan sonra televizyonla buluşan ama sahnede olma tutkusu ve heyecanını hiç kaybetmeyen Fatih Paşalı birkaç yıldır seyircilerle tiyatro aracılığıyla buluşamamış olsa da bu ayrılık olabilecek en güzel şekilde sonlanıyor. Fatih Paşalı, İzmir’de kurmuş olduğu Performans Sahnesi ile yerleşik bir sahneye de sahip olmanın verdiği güçle ve şevkle çoktan yola koyuldu bile. Seyirciyle buluşmaya ramak kala Performans Sahnesi’nin hikayesini dinledik ve seyircileri neler bekliyor öğrendik.

Söyleşi: Mehmet Bozkır

Öncelikle yeni ekibiniz Performans Sahnesi hayırlı uğurlu, yolu açık olsun. Neler yapıyorsunuz, İzmirliler neler görecek Performans Sahnesi’nde?

Çok teşekkür ederim. İzmirliler Performans Sahnesi’nde ne görecek sorusuna öncelikle farklı şeyler görecekler diyebilirim. Beklentiyi bir anda çok yükseltmeyeyim ama aklımızdakilerin yarısını yaparsak çok farklı ve yenilikçi şeyler görecek İzmirliler. Sadece İzmir’le de sınırlı kalmayacak tabi, yerel ya da bölgesel bir şey olmayacak. Birçok yere gitmeyi, turne yapmayı planlıyoruz. Bizim seyircimiz Performans Sahnesi’nde klasik tiyatro yapısı anlamında bir şey görmeyecek, yapıyı değiştirmeye çalışıyoruz. Ne kadarını beceririz bilemiyorum ama bir yolculuk olarak düşünüyorum bunu. Bu yolculukta ama düşeriz ama kalkarız, bazen hızlanırız bazen yavaşlarız ama neticede güzel bir şeyler olacağı kanısındayım.

Performans Sahnesi aslında ekibin adı değil mi? Bir de kendi sahneniz var, Nurhan Tekerek Sahnesi.

Hem evet hem hayır… Şöyle ki, Art Academy İzmir, Performans Sahnesi ve Nurhan Tekerek Sahnesi bütünleşik kurumlar. Nurhan Tekerek Sahnesi hem Art Academy İzmir’in eğitim salonu-sahnesi hem de Performans Sahnesi’nin oyunlarının sahneleneceği yer olacak, bu iki kardeş kurum aynı sahneyi paylaşacaklar.

İzmir’in yerleşik, kendi sahnesi olan, farklı bir yolculuk deneyimi sunma hedefinde yeni bir tiyatrosu var diyebiliriz.

Kesinlikle diyebiliriz. Tam anlamıyla bir ekip çalışması var burada yazarıyla, oyuncusuyla, yönetmeniyle hatta destek alacağımız danışmanlarıyla, eleştirmenleriyle. Herkesin böyle bir oluşuma, böyle bir umuda ihtiyacı varmış, bunu görmek çok hoşuma gidiyor benim.

“ Tiyatro seyircisi değişti. Seyirci artık Ferhunde Hanımlar’ı izlemiyor, Walkind Dead izliyor. Bizim de bu değişen seyirci karşısında oyuncu, yönetmen, yazar, dramaturg olarak bir durup ne yapıyoruz daha doğrusu ne yapamıyoruz diye bakmamız gerekiyor.”

Performans Sahnesi’nde neler göreceğiz noktasını biraz açmak istiyorum. Kesinleşen, hazırlığı başlayan projeler var mı?

Birkaç tane var, bir tanesinin dramaturjisi yapılıyor şu an. Martin Mcdonugh’ın Yalnız Batı’sının bir uyarlaması olacak. Yalnız Batı’yı Yaşam Kaya yönetecek, hep eleştiriyorsun bir de gel sen yap dedik, o da bizi kırmadı kabul etti sağolsun. Bizim ekibimizden Cahit Kaya’nın yazdığı bir oyun var Kızılgerdan Kafesi isminde, bu oyun sanıyorum buralarda, bizim coğrafyada ilk bilim-kurgu tiyatrosu olacak. Değişik bir deneyim olacak, araştırıyorum örneği var mı diye, yurtdışında bu türde birkaç denemeye rastladım. Bu oyun bizi çok heyecanlandıran bir proje. Yeni bir yapı, yeni bir soluk diye bahsettiğim şey bu aslında. Hep söylüyorum Rusya dağıldı, Berlin duvarı yıkıldı ama fark etmeyenler var, artık fark etseler iyi olacak. Yaşayış değişti, her şey değişti. Elimizde akıllı telefonlar, sosyal medya varken birkaç dakika içinde birçok hayatın içine girerken, bir yığın bilgiye ulaşırken eskide inat etmenin bir anlamı yok. Nietzschze’nin sözünden yola çıkarak Eski Tiyatro öldü, Yaşasın Yeni Tiyatro diyorum. Yeni tiyatro ne, tam olarak nereye varır şu anda bilmiyoruz ama bizim gibi ekiplerin var olması, bizim gibi düşünen insanların bu şekilde tiyatro yapması ve bunun seyirci bulması bana umut veriyor.

Yeni tiyatro diye alternatif sahnelerin son 10-15 yılda yaptığı işleri baz alacak olursak bunların nerdeyse tamamı İstanbul’da ve hatta İstanbul’da da yalnızca Beyoğlu ve Kadıköy’de diyebiliriz. Son birkaç yıldır Ankara’da bu tarz oyunlar sahneleyen iki ekip var. Hep her şeyin merkezi İstanbul gibi düşünüyoruz ya, buradan bakacak olursak sizin İzmir’de olmanız avantaj mı yoksa dezavantaj mı olacak, ne düşünüyorsunuz.

Eskiden, benim çocukluğumda falan tiyatronun merkezi Ankara’ydı. Sonra o değişti, İstanbul oldu. Şimdi yeni tiyatronun merkezi dediğimiz yerler de apartman daireleri, bizim gibi klasik sahne anlayışının dışında 60-70 kişilik küçük salonlar haline geldi. Ben sokak tiyatrosuna çok yatkın olmasam da oldum olası İtalyan sahneden, çerçeve sahneden de çok hoşlanmamışımdır, hele ki o sahnenin üç beş metre yükseltisi varsa ve sanki çok ulu bir şey yapıyormuşsunuz gibi bir hava yaratılıyorsa bundan hoşlanmıyorum, itici bir şey bence. Biz yeni tiyatro anlayışıyla çağı ve değişen seyirciyi yakalamaya, onlarla buluşmaya çalışacağız.

“ Ekip olarak iyiyi, samimiyi, doğruyu yakalamak dışında herhangi bir mutlak doğrumuz yok. Anadolu’da essah kavramı vardır ya, onu arayacağız biz.”

Sahneniz başka ekiplere açık olacak mı peki? Biraz önce bahsettiğimiz alternatif sahneler pek turne yapmıyorlar ama İkincikat, Emek Sahnesi, Açık Sahne festival kapsamında İzmir’e geldiler, oyunlarını klasik İtalyan sahnede oynadılar ve ben o oyunlardan kendi sahnelerindekiyle aynı tadı alamadım, sizin sahneniz belki İzmir’de böyle bir boşluğu doldurur.

Tırnak içinde eski tiyatro dediğimiz türdeki oyunlar klasik sahnede prova yapıyor, klasik sahnede oynuyor ve turneye çıktığında da o sahnenin bir benzerinde oynuyor, böyle bir yere gittiğinde birkaç saatlik ya da belki bir günlük adaptasyon provası yeterli oluyor. Bizim baktığımız yerden bakan tiyatro ekiplerinin oyunlarına ise klasik sahne uymuyor, yapıya aykırı. Klasik sahnenin yerine bir buluntu mekan ya da boş bir mekan olsa çok daha işinize yarar bir şey olur. Biz İstanbul ekiplerinin tamamına açığız, İstanbul Sahneleri de bize açık olsun. (gülerek) Sahnemizin açık olmasının yanı sıra biz yönetmen, yazar, oyuncu arkadaşların projelerine de açığız, ortak paydada buluşabildiğimiz sürece seve seve çalışırız.

Performans Sahnesi diye bahsettik hep ama burası aslında aynı zamanda bir de eğitim kurumu, biraz o yönünü de konuşalım istiyorum. Nasıl bir çalışma yapılıyor, nasıl bir program dahilinde ilerliyorsunuz?

Aslına bakarsanız bu çağda sanat eğitimi vermek gibi, yeni bir tiyatro açmak gibi, yeni bir girişime soyunmak gibi mantıksız işler yapıyoruz. Art Academy İzmir yedinci yılına girecek, eski bir kurum. Benim için en faydalı yanlarından biri, belki de en önemlisi çok fazla meslektaş yetiştiriyor olmak. Bugüne kadar konservatuvar ve Güzel Sanatlar Fakülteleri’nin oyunculuk, dramatik yazarlık bölümlerine çok arkadaşımız girdi. Kendi ekibimizi kuruyoruz aslında sessizce. Bir güzel yanı da burada çok iyi vakit geçiriyor olmamız, bilgiyi paylaşıyoruz, öğreniyoruz, gelişiyoruz ve bu bana çok keyif veriyor, beni tatmin ediyor bir insan olarak, bir oyuncu olarak.

Alt başlıklar halinde sıralayacak olursak ne eğitimleri alabiliyoruz Art Academy İzmir’de?

Oyunculuk var en başta, birbirine çok yakın gibi görünse de bence birbirinden çok bağımsız şeyler televizyon ve sinemada yapılan oyunculuk ile tiyatroda yapılan oyunculuk. Bu nedenle oyunculuğu iki alt başlık halinde ele alıyoruz Sinema ve Dizi Oyunculuğu ve Tiyatro olmak üzere. En başta bir hazırlık sürecimiz var, onu tamamladıktan sonra herkes kendi seçtiği branşından devam ediyor. Drama atölyemiz, doğaçlama atölyemiz var. Bale grubumuz var. Yazarlık ve dans bölümümüz var.

Buraya gelenlerin büyük bir çoğunluğunun oyunculuğu meslek olarak yapmayı düşündüklerini tahmin ediyorum ama oyuncu ya da yazar olmak gibi bir hedefimiz yoksa yine de gelelim mi, var mı böyle katılımcılarınız?

Bizim üst yaş sınırımız yok, sadece gruplar farklı, sınıflar farklı. Örneğin konservatuvara hazırlık grubu haftanın altı günü ders alıyor. Tiyatro değiştiği gibi oyunculuk eğitimi de değişti elbette, eskiden bir komedi bir trajedi parça hazırlayarak sınava girilirdi. Ama artık konservatuvara girecek birisinin oyunculuğun yanı sıra iyi dans etmesi gerekiyor, ritim kulağının olması gerekiyor, tiyatro tarihi ve kuramlarını bilmesi gerekiyor, o yüzden ancak bu altı günü kapsayan bir sistemle bunu yapabiliyoruz. Hobi olarak gelen katılımcılarımız var, onlarla olan çalışmalarımız hafta bir iki ya da iki gün olmak üzere değişiyor. Hobi olarak gelen gruplarda lise öğrencisi de oluyor bir hekim arkadaşımız da oluyor, bir süre sonra şunu görüyoruz bu gruplarda; yaş, mevki, sıfat vs. bunların hepsi çöpe gidiyor ve onlar artık bir ekip oluyor. Gerçek insanı görüyoruz aslında. Ve bu çalışmalarda biz de çok şey öğreniyoruz. Şunu da itiraf edeyim, oyuncu olarak hiç aklımın ucundan geçmeyen bir şeyleri bazen gencecik bir arkadaşımın doğaçlama atölyesinde yaptığı bir şeyde görüyorum. Buna esinlenmek ya da hadi çalmak diyelim, o doğaçlama atölyesinde gördüğümüz şeyi alıp kendi oyun çalışmalarımızda başka bir biçeme dönüştürüyoruz, böyle bakıyor genç nesil ve biz de böyle bakmalıyız diyerek kullanıyoruz.

“ Tiyatro da diğer sanat dalları da hobi anlamında kimsenin tekelinde değildir. İsteyen istediği sanat dalıyla istediği kadar ilgilenebilir ama meslek edinme niyeti varsa iş değişir. Öyle şeyler gördüm, duydum ki! Sanatı ve eğitimi ticarete dönüştürüp insanları kandırmaya kimsenin hakkı yok.”

Aynı zamanda bir eğitim kurumunun içinde olduğunuz şu konuya değinmek istiyorum. Tırnak içinde söylüyorum çok sayıda oyunculuk okulu var. Üç aylık sertifika programı olan var, altı ay süreni var, yaz dönemi için açılan programlar ve nerdeyse her şehirde, her yerde. Bu kadar çok oyunculuk okuluna, oyunculuk eğitimine ihtiyaç var mı?

Bir kere her şeyden önce bu kadar oyuncuya ihtiyaç var mı, onu düşünmek lazım. Dediğin gibi iki aylık, üç aylık kurslar, sertifika programları var. Zannediyorum ki bir yerlerde bir sihirli değnek dağıtılıyordu ve biz kaçırdık. Altan Erbulak çok güzel söylemiş “ Oyunculuk çok kolay bir iştir, yalnızca ilk otuz yılı zordur” diye. İki ayda, üç ayda sertifika verip de hadi tamam diyen yerler bana çok ticari geliyor. Örneğin biz konservatuvara hazırlık grubumuza alım yapıyoruz, üç ay sonunda çok ciddi bir sınav yapıyoruz ve eğer olamayacak durumdaysa kişi sınav sonucunda eleniyor. Hobi anlamında tiyatro, oyunculuk kimsenin tekelinde değildir ama meslek edinmeye gelince iş değişir.

Geçtiğimiz yıl İzmir’de bir birlik kuruldu, bu şehirde perde açan tüm tiyatrolar aylık toplantılar yaparak bir paylaşım noktası oluşturdular. Siz buna dahil misiniz?

Henüz içinde değiliz, biraz açıkçası başlamak ve ne olacağını görmek istiyoruz. Tiyatro birliğinde üslup birliği daha önemli bence, tiyatral anlayışlarımızın birbiriyle bağdaşması gerekiyor. En son bana umut veren bir çalışma oldu, Urla’da bir festival yapıldı. Kıyı Ege ve Ege Tiyatrolar Birliği olarak Urla’da toplandık hocası öğrencisi, amatörü profesyoneli. Herkes çadırını kurdu, bir sürü atölye yapıldı. Birbirimizin oyunlarını, çalışmalarını seyrettik, atölyelerine katıldık. Birlikte bir şey yapabildik ve bu bana umut verdi. Buralarda konuşalım, tartışalım, söyleşelim ve üretelim istiyorum.

Yeniliklere açık, kendini kalıplara sokmayan bir ekip diye konuştuk biraz önce. Hep söylenen bir şey var ya “ Yerli oyun yazarı yetişmiyor, yerli oyun yok” diye. Yolculuğu yeni başlayan bir ekip olarak siz ne düşünüyorsunuz, sahneleyebileceğiniz yerli oyunlar yok mu, hiç mi yeni yazar yok.

Var, var. Biz bu tiyatroyu kurduktan sonra şöyle bir haber saldık, yeni şeyler arıyoruz diye. Çok metin geldi bize, birçoğunun adını hayatımda ilk defa duyduğum hanımefendiler ve beyefendilerden. Aralarında çok iyi olanlar var, işte dramaturjik olarak eksik olan var ama fikir çok iyi, birkaç metin sonra çok iyi bir yazar çıkacak ortaya. Ama yazık ki çoğu zaman hobi olarak kalıyor oyun yazarlığı. O metnin sahnelenmesi lazım ki yazan kişi motive olsun ya da o metin sahnelensin ki yazar buradan para kazansın.

Yapmayan da vardır kimseye haksızlık etmeyeyim ama çalışılan her eser sahneleniyor. Bir dakika, burada bir yanlışlık var. Hepsini çok iyi yapıyor olamayız. Çalışılmıştır, olmamıştır. Olmadıysa sahnelemek zorunda değiliz, özellikle de ödenekli tiyatrolar için söylüyorum bunu. Ya da biz bir şeyi kötü yapacaksak bırakalım yapmayalım, onun yerine toplanalım okuma tiyatrosu yapalım. Denememek değil ama yapmamak da bir tercihtir, kötü yapmaktansa yapmamak evladır. Birbirimizi sevelim, saygı duyalım ama iş konusunda biraz daha katı ve kıyıcı olabiliriz birbirimize.

Kendini kalıplara sokmayan, yeniliklere ve farklılıklara açık, başka seslere de kulak veren bir tiyatro ekibinden bahsediyoruz röportajın başından beri, bu ekipten biri olarak eleştiriye, eleştirmene bakış açınızı da öğrenmek istiyorum. Nerdeyse basılı tiyatro dergisi kalmadığı, gazetelerin-dergilerin kültür sanat sayfalarının tamamen çıkarıldığı ya da daraltıldığı bir süreçteyiz ve bu doğal olarak eleştirmenin ve eleştirinin niteliğini de etkiledi. Eleştirmenlerin var olabileceği mecralar yok edildiği için çeşitli internet siteleri ve bloglar ortaya çıktı, bu da tabi eleştiriyi yazan kişinin yeterliliği açısından bir denetimsizlik meydana getirdi.

Tiyatro, sanat dergilerinin kapanması, yazılı basında sanat haberlerinin yok olmasının tesadüfi olduğunu düşünmüyorum, o kadar iyi niyetli bakamıyorum. “ Okuyan yok arkadaş” diye açıklanabileceğine inanmıyorum. Ben olumlu ya da olumsuz her şeyi okuyorum, kimi aklıma yatıyor, kabul ediyorum. Kimini belki o esnada kabul etmiyorum ama aklımın bir kenarında tutuyorum. Bazen de çok abes şeyler de yazılıyor tabi, dilin kemiği olmadığı gibi klavyenin de bir ucu yok, o nedenle de kim yazmış diye de bakmak gerekiyor. Yazan kişinin koruyup kollamaması lazım, derler ya yaptığı iş için “ Benim çocuğum gibi” diye. Çocuğumuz gibi falan değil bizim yaptığımız iş. Gönlümüzü koyuyoruz, emeğimizi koyuyoruz, yapıyoruz ve oluyor ya da olmuyor. Olmasını umarak yapıyoruz elbette, hiçbir sanatçı olmasın diye, kötü olsun diye yapmaz. Sonuca bakmak ve yazılan çizilen her şeyi en azından kendi içimizde bir değerlendirmemiz gerekiyor. Birbirimizi koruyup kollayarak, ipeklere sararak olmuyor bu iş, olmadığını hepimiz gördük. Ben seyirciden de aynı şeyi bekliyorum, olmadıysa beğenmediyse oyunun sonuna kadar beklemesin, kalkıp gitsin, bizim oyunlarımızda benim seyircimizden beklediğim budur. Bizim oyunumuzu, tiyatro yapımızı beğenmiyorsa alkışlamak yerine bunu bize bildirsin isterim. Çünkü beğenen kadar beğenmeyene de ihtiyacımız var, olsun ki biz de şapkamızı önümüze koyup düşünelim.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


− 5 = iki