Tiyatro Politikadan Soyutlanamaz

6c80c-ropÖzlem Özdemir’in Zihni Göktay ile şehir tiyatroları ve tiyatro devlet ilişkisine dair yaptığı söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz.

Tiyatromuzun değerlerinden biri olan Zihni Göktay meslekte 50. yılını kutluyor. İki sene önce Şehir Tiyatroları yönetiminin yaklaşımına kırılmış ve konuk oyuncu olarak devam ettiği kurumdan ayrılmıştı. Bu sezon, lisede Muammer Karaca’dan izlediğinde oynamayı hayal ettiği Cibali Karakolu ile tiyatrosuna geri dönüyor. Göktay ile dönüşünü, oyunu ve tiyatro üzerinden günceli konuştuk.

İki sene önce “Şehir Tiyatroları benim için bitti” demiştiniz, şimdi yeniden döndünüz, kırgınlık bitti mi?

Kırgınlık zaten beni hasta etti. Şimdi her şey düzeldi. Erhan Yazıcıoğlu benim 45 yıllık arkadaşım, daha beşinci gününde “Zihni, tiyatroya geliyorsun, küskünlük yok, hemen Cibali Karakolu’nun provasına giriyoruz” dedi. Aslında bana Lüküs Hayat’ın yerine yeni bir şey bul diyorlardı, Cibali Karakolu’nu önermiştim. “Öyle oldu böyle olamadı vs” diye oyalamışlardı. Sonunda 17 Eylül 2012’de Lüküs Hayat’ı Harbiye Açıkhava’da oynadım, 5 bin 250 kişi, 500 kişi de dışarıda kaldı. Megolaman değilim ama fazla tevazu da aptallıktır. Onlar Zihni Göktay’a geldi. Üç yıl üst üste 5250 kişiye oynadık. Ayşenil Şamlıoğlu, ben emekli olurken, “Biz seni emekli etmiyoruz, o yüzden sana tören de yapmıyoruz, devam ediyorsun abi, bir temsilde oynarsan üç haftalık, bir hafta oynarsan tavandan 1 aylık maaş alacaksın” dedi.

Tavandan dediği de 2 bin 450 lira para. Sonra yönetim değişti. Savaş Barutçu GSY yardımcısı, oyunda benim yanımda oynuyordu, beni sever sayardı ama demek ki makamlar insanı değiştiriyor, iş değişti. Benim elime 17 Eylül 2012’deki temsilden sonra 119 lira geçti. Sordum, “Bundan sonra böyle, Sayıştaş konuk sanatçılarla ilgili böyle uygun gördü” dediler. Bu ülkede Özal zamanında kimler neler götürdü, ben alnımın teriyle üç fanila değiştirdiğim ‘Lüküs Hayat’ oynuyorum ama Sayıştaş kalkacak “Konuk sanatçılara niye 2 bin 450 lira verdiniz” diyecek! Bunda katiyen İBŞT Kültür İşleri Daire Başkanlığının dahli yok, Kadir Topbaş da bu tiyatroyu korumaya çalışıyor. Ama kraldan çok kralcılar var. Artık bunlar geride kaldı. Gayet mutluyum, kırgınlığım yok.

Gençken Cibali Karakolu’nda da oynamayı hayal etmişsiniz…

Evet. Bir Fransız vodvili olan oyunun adı aslında ‘Düğün Gecesi’dir. Refik Kordağ adapte etmiş, Muammer Karaca da her gün bir espri ekleyince gitgide anonimleşmiş. O dönemki yoklukları gösteren bir karakolun köhnemiş hali. Muammer abi oyunu ilk başta müzikli olarak oynamadı. 71’de tekrar sahnelendiğinde müzikli oynadı. Şimdi operet olarak koyulacak. Müzikleri Ali Otyam besteliyor, orkestra şefi de oğlum Ömer.

Muammer Karaca ve Nejat Uygur oyunu farklı şekillerde oynadılar. Sizin yorumunuz nasıl olacak?

Nejat Abi entrika kısmını oynamadı ama 3. perdesindeki karakol sahnesini çok duygusal oynadı. Polisin çektiği sıkıntıları anlattı. Muammer Karaca çok saygı duyduğum bir halk sanatkârıydı. Ondan Cibali Karakolu’nu 9 kez seyrettim. Muammer Bey her türlü politik espriyi yapabilecek dokunulmazlığı olan bir sanatçıydı. Menderes’le arası çok iyiydi, o da onu çok sevdiği için hoşgörülü davrandı, esprilerinden hapse tıkmadılar, ‘Muammer bu, söyler’ diyorlardı. Ben politik kısmının altını çizmeyeceğim, tekstte var zaten. Mesela başkomiser kadına diyor ki, ‘Hadi beni soyacaksan soy.’ Kadın soyamam diyor. Adam da ‘Hep hükümet mi soyacak, bir gün de sen soy’ diyor. Bu tekstte var. Ben toplumsal çarpıklıkları, zülfüyare dokunmadan yorumlamaya çalışıyorum, hiçbir tarafı koruyarak değil. Polis kendi arasında kendi eleştirisini de yapıyor 3. perdede.

Geçmişte bürokratların sanatçılara davranışı bugünden farklı.

Farklıydı. Turhan Selçuk günün beş vaktinde İsmet Paşa’yı eleştirirdi, Bedri Koraman’ın yaptığı espriler yenilir yutulur değildi. Ama kimse onları ne mahkemeye verdi, ne hapse attı.

Türkiye bunu niye kaybetti?

Bazı insanlar dozu kaçırdı. Demokrasiyi hazmedememiş bir ırk olarak, kimileri de bazı tedbirler aldı. Hükümetler gelip geçicidir. Ben İsmet İnönü dönemini hatırlamıyorum ama Menderes’i de Demirel’i de gördüm, sıkıntısını çektim, yasaklarla büyüdük. 27-28 Nisan 1960 yılında Laleli’den Babıali’ye kalem ucu almak için giderken hadiselerin içinde kaldım, kurşun yağmuru altında Süpürgeciler Çarşısı’na zor sığındım. Bir ay sonra da 27 Mayıs oldu. Muammer abi bu dönemde politik tiyatro yaptı, kimse bir şey demedi. Şimdi böyle şeyler yapıldığında başları derde, vücutları da Silivri’ye giriyor. Bence çok parti dönemine girilince bazı şeylerin dozu kaçtı, ses çıkarılmayınca daha ileri gidildi, sonra böyle oldu. Hakaret içermeyecek eleştiri sanatçının hakkı. Tiyatroyu politikadan politikayı tiyatrodan soyutlayamayız.

Şu anda polis algısı değişti malum, oyundaki polisleri sevecek mi seyirci?

Doğru ama polis elindeki kalkanı, biber gazını kendi de kullanmak istemiyor belki. Telsizden bir emir geliyorsa yapmak zorunda kalıyorlar, ekmek parası.
Ya vicdan?

O da var fakat demek ki psikolojik çöküntü içindeler. Harp meydanında gibi görüyorlar belki kendilerini. Asker de belki savaşmanın kötü bir şey olduğunu düşünüyordur. Ama maalesef tüfek icat oldu mertlik bozuldu.

Lüküs Hayat’ta 28 yıl oynadınız, sıkılmadınız mı?

Sıkılmadım çünkü eğleniyorum. Lüküs Hayat Türk operetleri arasında bir klasik. Batı enstrümanlarıyla Türk nağmeleri çalınan ve de sınıf atlama çabası içinde olan bir toplumun eleştirisini yapıyor. Oyuna bir cümle ekleyip eski yerleri kaldırmakla kendime zevk edindim, zaten tiyatroyu seviyorum, bu tekst de değişkenliğe izin verdiği için bu oyundan bıkmadım. Oyunu 28 sene devam ettirdim, 1984’ten 2012’ye kadar aynı rolü oynayan tek aktör benim. Etrafımdaysa 134 kişi değişti. Dünya üzerinde örneği olmadığı için Prof. Dr. Orhan Kural beni Guinness Rekorlar Kitabı’na aday gösterdi.

50. sanat yılınız Darülbedayi’nin 100. yılına denk geldi. Değerlendirir misiniz?

Ankara Meydan Sahnesi’nden 10 yıllık sanatçı olarak geldim. Beni Vasfi Rıza Zobu kadroya aldı. Şimdi de arkadaşım GSY olup beni çağırdı. Bu tiyatroda benim çocuklarım var, oynadığım gençlerin hepsi de benim çocuğum.

Örnek aldıklarımızın hepsi iz bıraktı. Misak-ı Milli hudutlarını Atatürk, tiyatronun hudutlarını da Muhsin Ertuğrul çizdi. 100. yıl köklü bir şekilde kutlanacak şimdi. Yüz yıla ait bir takım doneler toplanacak. Fuayeleri müze haline getirmek istiyoruz. Yeni yönetim pırlanta gibi,  emeklileri tekrar göreve çağırdılar. Belediyeden sonsuz destek var. Ne tekste müdahale var, ne de istediğimiz bir şeye hayır deniyor. Ayşe Emel Mesci, Kerbela Vakası’nı koyuyor, Nâzım Hikmet de Necip Fazıl da oynuyor. Ezber bozuldu. 100 yıllık tiyatro dünyada kaç tane var? Darülbedayi, Osmanlı’da vardı Cumhuriyet’te de var. Dünya üzerinde sekiz şubeli bir belediye tiyatrosu yok. Bunu korumaya çalışıyoruz ve koruyacağız.

Tiyatroda devletten ne bekliyorsunuz?

Her akşam 81 ilde bir perdenin açılmasını istiyorum. Rezidanslar, AVM’ler, kuleler yapılıyor ama 30-40 bin kişilik sitelerde 300 kişilik bir salon olmamasına karşıyım. Devlet, tiyatro salonu yapılmasını mecbur tutmalı. Tiyatrolar kapatılıp da AVM, pasaj gibi rant yerlerine dönüşmemeli. İstiklal Caddesi’nde 1960’da 36 tiyatro vardı, şimdi Ferhan Şensoy’un tiyatrosu ve bir iki yer kaldı. Sinemalar bile hapı yutmuş. Tiyatrolar her yerde olmalı, bugün bazı yerlere salon yok diye gidemiyoruz. Anadolu’ya tiyatrolar 2-3 gün gidebildi, Halkevleri yıkıldı, Köy Enstitüleri kapatıldı. Bunlar aşama aşama yapıldı. Bugün bir şeyler yapılmalı.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


beş + 8 =

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>