Pina Bausch Hakkında Bilmeniz Gereken On Şey

Colin Robertson

Mimesis Çeviri / Merhum koreografın son çalışmalarından biri olan “Sweet Mambo” bu seneki Edinburgh Uluslararası Festivali’nde sergilenecek.

Edinburgh Festival, 15 Ağustos 2014, Çeviri: Öykü Gürpınar

sweetmambo03eif2014-lst142001-2Efsanevi koreografın son çalışmalarından biri olan Sweet Mambo, Ağustos sonunda Edinburgh’a geliyor. Colin Robertson, korkusuz dansçının çalışmasına bir girizgah hazırlamış.

1. Eleştirmenler Her Zaman Pina’nın En Büyük Hayranı Değildi

Bugün, Pina Bausch modern dansın en etkileyici koreograflarından biri olarak tanınıyor; fakat bu durum her zaman böyle değildi. Çalışmaları ilk kez seyirciyle buluştuğunda eleştirmenleri bölmüştü. Adına dans demek için fazla çirkin, gereksiz bir tekrara dayalı görülmüş ve belki de en iğneleyici olanı, New Yorker dergisinin dans eleştirmeni Arlene Croce’un çalışmayı “hüzün tiyatrosu” ve “acı pornografisi” olarak itham etmesiydi.

2. Birlikte Büyüdüğü Ailesinin Bir Restoran İşletmesi, Çığır Açan Cafe Muller Eserine İlham Verdi

Almanya’nın, kılıç, bıçak ve ustura imalatı yapan ağır sanayisi nedeniyle “kılıçlar şehri” olarak bilinen Solingen şehrinde doğan Bausch, ailesinin en küçük çocuğuydu ve diğer iki kardeşi ondan on yıl daha büyüktü. Zamanının büyük kısmını ebeveynlerinin restoranında, içeri giren müşterilerin duygularındaki değişimleri, hazdan acıya, şefkatten hırçınlığa geçişlerini izleyerek geçirirdi. Müşterilerin hayatlarına dair arka plan hikayeleri yaratarak ve boşlukları doldurarak eğlenirdi. Onun çığır açıcı Cafe Muller eserine ilham veren de işte bu hikayelerdi.

3. Amerika’da Geçirdiği Zaman Ona İlham Verdi

18 yaşındayken, Bausch New York şehrinin prestijli Juilliard Okulu’na bir burs kazanmıştı. 1960’da şehre vardığında, Jose Limon ve Paul Taylor gibi itibarlı koreografları yanında çalıştı. 1962’de memleketi Almanya’ya döndü. Bausch, Amerika’da geçirdiği süreyi hayatının kurucu bir aşaması olarak görür. Muhtemelen, New York’da deneysel bir dönemin yaşandığı 60’ların başlarında deneyimlediği iki şey olan multimedya araçlarının kullanımı ve dördüncü duvarı yıkma, kariyerinin her bir aşamasında gözlemlenebilir.

4. Erken Eserleri Uyumsuzluk Yakalamaya Çalışırdı

Bausch’un erken dönem eserleri sıklıkla acımasızca çiğdi ve aşırı derecede doğrudandı. Öyle ki sıklıkla seyirciden güçlü tepkileri kışkırtır; seyirci çoğu zaman sahneye bir şeyler fırlatır ya da basitçe korku içinde salonu terk ederdi. Hintli dans eleştirmeni Sunil Kothari’ye verdiği bir röportajda “İlk prodüksiyonum Fritz acayip olarak değerlendirildi.” diyor Bausch. “İnançsızlık ve açık bir düşmanlık vardı. Ve inanmazsınız, insanlar kapılara portakal fırlatıyordu. Seyirciler arasında olan dansçılarım sahneye çıkıp bir kova su aldıklarında, bir dansçı kafasını suya batırdı ve seyircilerin üstüne su döküldü… Bütün bunlar seyirci için şok ediciydi.”

5. Dansçılarını Olağanüstü Derece Zorlardı

“Pina mı? Onun için çalışmak… Sanırım bir tarikata katılmaya benziyor.” Saygı duyulan Fransız balerin Sylvie Guillem, Bausch hakkında böyle diyor. Bausch, sadece seyircilerini şok etmezdi; dansçılarına yüklediği ürkütücü iş yükü karşısında bütün bir dans camiası da şaşkındı. Gösterileri esnasında dansçılarını meşakkatli bir performansa iter, böylece deneyimin içinde tamamen kaybolup gitmelerini hedeflerdi. Dansçılar gösterimlerden duygusal ve fiziksel olarak tükenmiş halde çıkardı. Bununla birlikte içeride bulunan dansçıların çoğu bu zorunluluktan memnundu. Eski dansçılarından Jo Ann Endicott, “Pina ile tanıştığınızda aşık oluyorsunuz.” diye belirtiyor.

6. Dansı Tercih Etti Çünkü Konuşmaktan Çekiniyordu

Hayatı boyunca Bausch, aşırı derecede yalnız bir figür oldu. Özel hayatındaki kişiliği, eserleriyle örtüşmezdi; kişisel olarak yumuşak başlı ve duyarlı iken, eserleri takıntılı, iğneleyici ve cüretkardı. Genç bir kızken ilk dans dersine gittiğinde hissettiklerini anlatırken, “Dans etmeyi seviyordum çünkü konuşmaktan çekiniyordum. Hareket ettiğimde, hissedebiliyordum.” diye itiraf ediyor.

7. Bir Fellini Filminde Yer Aldı…

Fellini’nin 1982 tarihli filmi “And the Ship Sails On” [Ve Gemi Gidiyor] filminde kör bir Düşesi canlandırdı.

8. … Ve Eseri Bir Almodóvar Filminde Kilit Rol Oynadı

Pedro Almodóvar’ın “Talk To Her” [Konuş Onunla] filminde de rol aldı. İspanyol yönetmen, Bausch’u ve topluluğunun Cafe Muller balesi sergilemesini, anlatıyı çerçevelemek ve ana karakterin yaşadığı duygusal çelişkiler ile iletişime geçmek için kullandı.

9. Bowie ve St Vincent’e İlham Verdi

Bausch’un etkileri sadece dans alanında hissedilmez. David Bowie, 1987’de gösterişli ve samimi turu “Glass Spider Tour” [Cam Örümcek Turu] tasarlamak için Bausch’dan faydalanmıştı. Uhrevi avant-pop şantöz St Vincent de son turnesindeki koreografi ve onu takip eden “Saturday Night Live” [Cumartesi Gecesi Canlı] performansı için ağırlıklı olarak Bausch’un eserlerinden ilham aldığını itiraf etmişti: “Gösterimde yaptığım bir takım koreografiler var – ve koreografi dediğimde, temelde benim Pina Bausch’u çarpıtmamı kastediyorum.”

10. Sahneye Bir “Suaygırı” Çıkardı…

Bausch, basın görüşmelerinde bir kapalı kutudur, ne düşündüğünü, ne planladığını açık etmez. Dolayısıyla fantastikten farsa kadar geniş bir aralıkta seyreden bir sürü söylenti dolanır hakkında. Bu söylentilerden en garip olanı, “Arien” eserinin 1985 New York sergilemesinde sahneye canlı bir suaygırı çıkardığıdır. Bausch, aşkın varoluşsal anlamsızlığını temsil etmesi için, gösterinin bir bölümünde sahnede tepinecek bir suaygırı istemiştir. Bir kadın ve erkek arasındaki ilişki, bazen bir kadın ve bir su aygırı arasındaki ilişki kadar imkansız gelir. Fakat sahnedeki gerçek bir suaygırı değildir, suaygırı kostümü giymiş iki erkektir.

 

Yorum


işlemi tamamlayınız:


6 + sekiz =

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>