Devlet Tiyatroları ‘Ulusal Tiyatro’ya Dönüşmeli!

Yaşam Kaya

Son iki senedir iktidarın hazırlattığı ‘TÜSAK’ Yasa Tasarısı, TBMM’nin kapısında bekletiliyor. Her sene bir sonraki yıl ‘acaba bu tasarı yasalaşır mı?’ beklentisiyle tiyatro sezonu açılıp, sene bitiminde ‘bu seneyi de atlattık’ pozisyonunda tiyatro dönemi kapatılıyor. Today’s Zaman’da yazdığım ‘Devlet Tiyatroları ve Elitizm’ başlıklı araştırma dosyamda 1949 yılından bu yana, adeta hiçbir değişiklik yapılmadan günümüze kadar gelen Devlet Tiyatroları yasasının sorunlu, hastalıklı yapısını, tiyatronun amacının ‘sanat’ kaygısı gütmeden ‘ideolojik’ kaygıları yerine getirmek olduğunu yazmıştım. Yazıyı çok merak edenler ‘The State Theater and Elitism’ linkinden okuyabilir. ‘Acaba?’ soruları içinde korkudan olsa gerek, Kıbrıs olayından başlayarak ‘özerk’ yapısını Kültür Bakanlığı’nın eline bırakan Devlet Tiyatroları, korkularıyla yüzleşeceği günü beklemeden acilen bir çözüm önerisiyle iktidarın kapısını çalmalı. Daha kendi sahnesini korumaktan yoksun olaylar zinciri tiyatroyu iyiden iyiye halkın gözünde eritiyor. Geçtiğimiz günlerde Haluk Bilginer’in söylediği ‘Ulusal Tiyatro’ kavramından yola çıkarak bazı olaylara değinmekte yarar var. Beni bilen bilir; TÜSAK’a karşı olduğumu, ama tiyatronun köhnemiş yasasıyla yoluna devam etmemesi gerektiğini, tiyatronun devlet mantığından çıkmasının şart olduğunu defalarca yazdım. Görüyorum ki, DT’nin şu andaki yöneticileri kafasını kuma gömmüş, sonucu bekleyip duruma göre seslerini çıkaracak. Tiyatronun yaşaması için ortaya koydukları projeler ise yenilikten çok uzak!

Geçtiğimiz günlerde DT 2014-2015 sezonunda sahneleyeceği oyunların listesini yayınladı. Her sene ‘bu sene de yerli yazarlara yer veriyoruz’ süslemesiyle, ne olduğu belirsiz onlarca yapıt -ki tiyatro metni oldukları dahi şüpheli- tiyatro seyircisinin beğenisine sunulacak. Üç beş tane adamın kişisel beğenisiyle, toplumsal örgüleri bir kenara iten, adeta ego tatmini diyebileceğimiz, ha unutmadan iktidarın gönlünü hoş tutmak için birkaç muhafazakar oyun eklemesiyle, tiyatro salonlarını dolduran ‘heyecanlı’ insanların kalbi etkilenecek. 2010 yılından sonra inanılmaz şekilde ivme kaybeden DT’nin içine düştüğü durum gerçekten acınası bir hal. Tepesinde bekleyen komiserlerin ‘kapatırız, yaparız’ baskısı altında tiyatronun varlığını devam ettirmeye çalışması zor gibi gözüküyor. Zaten ara ara oyuncuların ve de basından bazı isimlerin ‘TÜSAK Yasası Meclis’te bekletiliyor’ diye yazması bu sebepten. Biliniyor ki; eninde sonunda tiyatroyla ilgili bir düzenlemeye gidilecek. Bunun TÜSAK olması korkunç bir felaket olur, fakat olayları televizyon dizisi gibi izlemek ise daha büyük bir felaket!

Ankara DT’nin Devlet Tiyatroları İrfan Şahinbaş Atölyesi’nin yer aldığı tesislerine yapılan faşistçe saldırıyı geçtiğimiz ay hepimiz izledik. DT’nin kalbinde cereyan eden bu korkunç olayın ardında gözünü para hırsı bürümüş inşaat şirketleri yer aldı. Düşünün ki bir kurumun başkentinde, sahnesine eli silahlı kişilerce saldırı gerçekleşiyor, sonrasında ise olayı kınamaktan başka açıklama yapılmıyor. Konumuz bu değil, fakat yaşanılanları ‘psikolojik savaş’ olarak düşündüğümüz zaman ortaya çıkan tabloda Devlet Tiyatroları’nı ‘itibarsızlaştırma’ projesinin adım adım uygulandığını, maalesef ki Ankara yöneticilerinin duruma müdahale etmekten yoksun kaldığını anlıyoruz.

Haluk Bilginer’in söylediklerinin tamamına katılmasam da, ‘devlet eliyle tiyatro yapılamaz’ mantığını sonuna dek destekliyorum. Var olan yapıyı yıkmadan bir geçiş dönemi yaratılmalı, sonucunda ise bürokrasinin müdahalesine maruz kalmadan, ‘Özerk Sanat Konseyi’ başlığı altında bir kurum hayata geçirilmeli. Tiyatro meslek gruplarının, yazarların, oyuncuların, yönetmenlerin, eleştirmenlerin, tiyatro teknik ekibinin içinde yer aldığı bu yapı ‘özerk’ kalmak şartıyla, ulusal bazda yapılacak tiyatro etkinliklerini yönetmeli. TÜSAK’ın nasıl berbat bir sistem olduğunu proje ortaya çıktığında okuduk, eleştirdik. Hatta İstanbul’da TÜSAK karşıtı eylemler de yaptık. Fakat sorunu önümüze bir dosya sunduklarında görmemeliyiz. Karşı tarafın sunduklarına tepki gösterip slogan atacağımıza bizler de karşı bir tasarıyla duruma müdahale etme gücünü elimizde tutmalıyız. Kişiselleştirilmiş politik salon toplantılarına katılan isimlerin yıllardır aynı olması, ortaya konan eleştirileri bir noktada geçersiz kılıyor. Yani sistemi elinde tutmak isteyenler yönetmekten çok, sadece ‘son nokta’ eleştirisi yapmayı yeğliyor. Tüm bunların yanında Devlet Tiyatroları’nın yöneticilerinin iktidardan adeta şefaat beklercesine derin sessizliğe gömülmesi önümüzdeki sürecin sonucunu değiştirmeyecek.

Bir eleştirmen olarak açık açık söylüyorum; ufka doğru yaklaştığımız bugünlerde karşımıza yeni bir ufkun çıkmayacağı artık kesin. Bu yılki repertuarla, ortaya konan projelerle tiyatroyu bürokrasinin gözüne sokmak imkansız. Eğer taşlar yerine oturtulmazsa TÜSAK’ın hafif yumuşatılmış korkunç yüzüyle karşılaşacağız, işte o zaman kimse sorumluluk almayacaktır!

Tiyatronline



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


9 − = dört

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>