Tiyatroda Kurgu Hafife Alınıyor

Lyn Gardner

Mimesis Çeviri/ Belgesel* oyunlar methediliyorlar, ama tiyatro olarak bir kurgudan daha gerçek değiller: Önemli olan hikayedir.

Guardian, 26 Mayıs 2014, Çeviri: Cüneyt Yalaz

London Road, play National Theatre

London Road’a [Londra Yolu] oyunun National Theatre prodüksiyonu, Bristol Old Vic Theatre School tarafından da hazırlanıyor. Fotoğraf: Tristram Kenton (Guardian için)

Belgesel tiyatronun sık sık yaptığı hatalardan biri ‘eğer bir şey hakikiyse, daha ilginçtir’ sonucuna varmasıdır. Daha doğrusu hakiki bir şeyin üretilmiş bir şeyden daha ilginç olduğunu düşünmesidir. Hollywood filmlerinin bazılarının jeneriğinde “gerçek bir hikayeden alınmıştır” yazması bunun bir örneğidir. İyi de bu ibare neden o filme, üretilmiş bir filmden daha fazla değer katsın ki ya da neden onu gerçek sanmamıza yol açsın ki -hatta gerçekten daha gerçek? Ne de olsa imgelem bütün yazarların ve tiyatrocuların değeri değil mi?

Bristol Old Vic Tiyatro Okulu tarafından sahnelenen ve çok cesur bir seçim olan London Road’a [Londra Yolu] gösterilen ilginin tek nedeni birkaç genç kadının cinayeti üzerine Ipswich’te yaşayan çeşitli insanlarla yapılmış röportajlara dayanıyor oluşunda değil, aynı zamanda oyunun müzikal formunda. Nature Theatre of Oklahoma’nın sahnelediği Life and Times [Hayatı ve Dönemi] da bir tiyatro deneyimi olarak etkileyici. Sadece Kristen Worrell adlı genç bir kadınla yapılan 16 saatlik telefon konuşmalarına dayandığı için değil, bu yaşanmış deneyimi farklı biçimlerde -kır evinde işlenen cinayet romanından resimli elyazmalarına kadar- şekillendirip sunduğu için.

İki gösteri de şunu ayırtına varmış: Başkalarının sözcüklerinden yola çıkıldığında bile, hakikat, sözcüklerin içinde doğası gereği var olmaz; o sözcüklerin bize sunuluş biçiminde yatar, söylenmeyen şeylerde ya da sözcüklerin ardında gizli olanda yatar.

Tamasha Theatre’nin My Name Is … [Benim Adım …] adlı oyununu son derece etkileyici kılan şeylerden biri Sudha Bhuchar’ın editör olarak oyun yazarının katı gücünü kabullenmiş olmasıydı. Kullanılan her alıntının gerçekliğinin dikkatlice sorgulandığı zaman bile Sochi oyununun belgesel bölümleri şunu kanıtlıyordu: İnsanların ağızlarından dökülen sözler genellikle yazarın kaleminden ya da bilgisayarından dökülen sözlerden daha az aydınlatıcı ve daha karmaşık.

Yine de insanlar hala tiyatroda hakikate kafayı takmış durumdalar ve kurguyla değil de ancak ve ancak vakalarla aktarılabilecek bir otantiklik deneyimini arar gibiler. Aslında bu, lanet çalılıklara oturmuş deli bir kral, bir seri katil ya da evliliğinin ve hayatının bir yalan olduğunu fark eden bir kadın gibi kahramanları olan bir sanat türü için tuhaf bir durum.

Tarihsel olarak hatalı olduğunu bildiğimiz halde Shakespeare’in III. Richard’ını daha az etkileyici ya da daha az izlenebilir bulmuyoruz. Gerçek olmayabilir ama tutku ve suç hakkında harika bir biçimde gerçeğe uygundur. Handbagged [El Çantalı] oyunu açık bir biçimde kurgudur ama gerçek insanlara -Bayan Thatcher, Kraliçe gibi- odaklanarak ve onları oyunbaz bir meta-tiyatro paketi içinde sunarak tarihin ve hakikatin doğasını sorgulayan bir kurgudur.

Erken dönem çalışmalarında Frantic Assembly sık sık, oyuncularının gerçek yaşamları ile onların sahne personaları arasındaki sınırları bulanıklaştırırdı. Birkaç yıl önce son derece başarılı yönetmen Dennis Kelly Taking Care of Baby [Bebeğe Bakmak] adlı bir oyun sahneledi. Oyun kurguyu gerçek gibi sunarak seyirciyi kandırıyordu ve bu süreçte sadece tiyatroda değil, gündelik hayatta da hakikatin kolayca ödün verilebilecek bir şey olduğunu keşfediyordu. Deneyimin altını boşaltmaktan ziyade, onu çok daha güçlü kılıyordu. Bizi daha uyanık ve sorgulayıcı hale getiriyordu.

Brighton’da Berlin’İn yeni video çalışması Perhaps All the Dragons’u [Belki de Tüm Ejderhalar] izlerken de aynı duyguya kapıldım. Eser adını Rainer Maria Rilke’nin şu önermesinden alıyor: “Belki de hayatımızdaki tüm ejderhalar, sadece bir kez olsun güzellik ve cesaretle eyleme geçmemizi bekleyen prenseslerdir yalnızca.” Geçen yaz Edinburgh’ta olanlarınız Colorado’da büyük ölçüde terk edilmiş bir madenci kasabası üzerine bir film olan Bonanza’yı Summerhall’da seyretmiş olabilir. Bu film de (aslında Antwerp’li olan) Berlin tarafından çekilmişti.

“Ayrışma teorisinin altı derecesi”nden hafifçe esinlenmiş olan bu gösteri film görüntüleri kullanıyordu ama özel bir merak uyandırıcı bir biçimde yapıyordu bunu: Kişisel tanıklıkların tek başlarına duran hikayeler olmaktan ziyade, giderek birbirinin yansıması haline geldiği bir teke tek deneyim yaratarak yapıyordu. Bu bireysel anlatıların giderek sahneleme öğeleri taşıyan bir şekilde sunuluşu karşısında bana anlatılanların gerçekliğini sorgular halde buldum kendimi; hatta bize sunulan kişilerin –maymun kafalarının transplantasyonuyla uğraşan bir kadın; yedi yıldır yatak odasını terk etmemiş bir Japon kadın; yavaş yavaş intihar eden bir Jain rahibesi- bir senaryoyu seslendiren oyuncular olabileceğini düşünmeye başladım.

Görünen o ki bütün hikayeler hakikidir. Hepimizin birbirimize bağlı olduğumuz teması dışında, bu durum merak uyandırıcı bir seyir yaratıyor: Önemli olan bu bireysel hikayelerin otantik olması değil, önemli olan hikaye anlatmanın hepimizin paylaştığı bir şey olması ve kim olursak olalım, nerede yaşarsak yaşayalım bizi insan yapan şeylerden biri olmasıdır.

* ç.n.- Burada belgesel tiyatro terimiyle kastedilen verbatim [harfi harfine] tiyatrodur. Verbatim tiyatro, belgesel tiyatronun bir türüdür. Verbatim tiyatroda oyunun tamamı gerçek kişilerin gerçek sözlerinin kurgulanmasından oluşur.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


− 2 = bir

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>