“Devlet Tiyatrosu Demek Skandal Demektir”

halukbilginerMühim Hadiseler Enstitüsü’nden Yavuz Şahin Başar’ın Haluk Bilginer ile yaptığı söyleşinin bir kısmını okuyucularımızla paylaşıyoruz.

Tiyatro hayatınıza ilk nasıl girdi?

İzmir’de lise yıllarında, bir gazetenin açmış olduğu yarışmada en iyi erkek oyuncu seçildim. Sonra İzmir Devlet Tiyatrosu beni davet etti, orada oynadım. Öyle başladım.

Bu en iyi erkek oyuncu seçildiğinizde oynadığınız tiyatro türü neydi, neyi sergilemiştiniz?

Okul oyunuydu. “Nikah Kağıdı”

Sizi oyunculuğa ilk kim teşvik etti?

Hiç kimse teşvik etmedi, ben kendim oyuncu olmak istedim.

Eğitiminizden sonra 1977′de Londra’ya gidiyorsunuz, nasıl gidebildiniz, fikir aldığınız insanlar oldu mu?

Yok hayır, ben hep gitmek istiyordum zaten. Türkiye’nin yetmeyeceğini biliyordum. Türkiye yetmez derken, İngiltere de yetmez tek başına, Amerika da yetmez, ömür yetmez. Ancak Türkiye’nin dışına da eğitim almak için hep gitmek istiyordum.

Türkiye’de bu sıkıntı hissediliyor gerçekten. Ben de güzel sanatlar öğrencisiyim gitme gereği duyuyorum.

Mutlaka gidin. Sırt çantanızı alıp yurtdışına çıktınız mı?

Hayır.

Çıkın geç kalmayın. Mutlaka trene atlayın, sırt çantanızla ucuz oteller kiralayarak mutlaka görün, dolaşın o sokaklarda…

Londra’da indiniz ve sırtınızda çantanız… Ne yaptınız, nerede kaldınız?

Okula kayıt olmuştum zaten. Bir ailenin yanında kaldım. Önce İngilizce okudum 8 ay…

Dil konusunda birikiminiz var mıydı gittiğinizde?

Vardı ancak okul İngilizcesi. Hangi okulda olursa olsun Türkiye’de yeterli değil dil eğitimi. Yabancı dilde eğitim zaten başlı başına bir skandaldır. Burada yabancı dili de öğretmezler size, kendi dilinizi unuttururlar sadece. Hiçbir dil bilmeden mezun olursunuz. Onun için gittiğimde İngilizceyi doğru düzgün öğrenmeye çalıştım. Sonra da Londra Akademisi’ne girdim ve orada okudum. Bana iş teklif ettiler kaldım. 1992 senesine kadar orada kaldım.

İngiltere’de bir müzikalde sesinizi dinleme fırsatı buldum bir TV programında, mükemmel bir hakimiyet, mükemmel bir sesti dinlediğim. Türkiye’de neden müzikal yapmıyorsunuz?

Ülkemizde böyle bir müzikal geleneği yok. Bazen deneniyor böyle şeyler tabii ama olmuyor, geleneğimizde yok. İnsanlar benimseyemiyor. 1991 yılında biz de yaptık, biz de Kan Kardeşler’in müzikalini oynadık, ancak dediğim gibi bir yabancı formattır müzikal. Amerika ve İngiltere kökenli bir format. Bizde genelde Evita müzikali yapıldı Türkiye’de ancak bunların hepsi yabancı müzikallerdi, İngiliz kökenli idi. Çok fazla bizim olmayan bir şey olduğu için ülkemizde yerine oturmuyor.

AKM’de 4 yıl Atatürk rolü oynamış biri olarak soruyorum. İnsanlara tiyatro okuyorum ya da tiyatrocuyum dediğinizde size umutsuz bir vaka gibi bakıyor. Ancak Atatürk rolü oynuyorum dediğinizde ise bütün ilgi odak sizde toplanıyor. Sizde de buna benzer bir şey yaşandı. Atatürk rolünüzden sonra çok daha ön plana çıktınız, röportaj istekleriniz çoğalıp daha fazla sizden fikir almak istendi. Bunun nedeni nedir sizce, bir özlem mi?

Röntgencilik. Atatürk’ü nasıl oynadı! Başka hiçbir şey değil. “Atatürk’ü oynamak nasıl bir duyguydu?” sorusunun cevabı ne olabilir? Ne olacak ki. Makyaj yaptılar oynadım.

Atatürk’ün yerine konmaya çalışıldınız mı?

Biz hamaseti ve sloganı çok seviyoruz. Hayır, ne oluyor ki Atatürk’ü oynayınca. Sizce ne oldu? Sabah farklı mı kalktınız? Ama biz kutsallaştırılmayı ve hamaseti çok severiz. Yoksa hiçbir nedeni yok. Atatürk’ü oynamakla Ahmet’i Mehmet’i oynamanın hiçbir farkı yok ki. Bir rol o.

Devamlı söylediğiniz bir şey var… “İngiltere’de futbol seyircisinden daha çoktur orada tiyatro seyircisi.” Bunun nedeni ne peki? Eğitimden mi, sosyolojik gelişimi bu yönde olduğu için mi, yaşam felsefesi mi? Nedir?

Evet öyle bir istatiksel gerçek var. Eğitim ve kültürle alakalı, şimdi Türkiye’de delinin biri çıksa dese ki tiyatroyu yasaklıyorum. Kaç kişi ses çıkarır sizce? Hiçbir şey olmaz, birkaç tane tiyatrocu yürür Ankara’ya o kadar. İngiltere’de böyle bir şey yapsanız söyleyeni tımarhaneye atarlar.

Tiyatral açıdan çok önemli olduğunu düşündüğüm bir soru sormak istiyorum. Türkiye’deki ödül törenlerine siz ve kadronuz katılmıyor, neden?

Hiç inandırıcı değil. Çok yapay bir şey, çok plastik, çok naylon bir şey. Geçenlerde bir ödül töreni hakkında bir yazı okuyorum, seçici kurul ve ödül alan aynı kişiler. Bu bir skandal değil mi? Bu skandalı ben dile getirsem tiyatrocular birbirlerini çekemiyor diyecekler ama bu gazeteci işi, niye yazmazlar?!

Çok hoşuma giden bir demeciniz var bu konuyla ilgili… “Diyarbakır’daki tiyatrocu neden bu ödüllerden alamıyor, o zaman bunun adı İstanbul ödül törenleri olsun.” demiştiniz.

Evet. Neden Trabzon’daki, Van’daki tiyatrocular ödül alamıyor, o zaman bunun adına İstanbul törenleri deyin, körler sağırlar birbirini ağırlasın ne haliniz varsa görün. Bunlar hep gösterişten. Bakın biz sanata nasıl önem veriyoruz dışavurumundan başka bir şey değil.

Belki de daha ticari düşünüp reklam kampanyasına dönüyordur…

Reklam da değil. Ne oluyor o tiyatronun salonları mı doluyor? Ben ödüllere girmiyorum ama salonlarım aylarca dolu. Ne oldu? Demek hiçbir faydası yok. Kendilerini eğlendiriyorlar sadece. Kokteyllere gidiyorlar ellerinde içkiler, sorsan sanata ve sanatçıya destek oluyoruz. İçki reklamı serbest olsa sanat senin umrunda olur mu ey Efes? İçki reklamı serbest olsa TV’lerde sen tiyatroya para verir misin Efes? Ödüllü yarışma düzenler misin? Düzenlemezsin.

Devlet tiyatrosu ile özel tiyatroyu birbirinden ayırma mantığı nedir?

Devletin tiyatrosunun olması tuhaflıktan öte bir skandaldır. Herkes dünyada devlet tiyatrosu var zanneder, Türkiye dışında hiçbir ülkede yoktur. Ulusal tiyatro vardır her ülkede. Ama ülkemizde ulusal tiyatro yoktur. Devletin yönettiği tiyatro olabilir mi? Devlet tiyatronun başına müdür atayabilir mi? Nasıl tiyatro yapacak? Çünkü tiyatro her sanat dalında olduğu gibi muhaliftir. Devletin tiyatrosu olunca nasıl muhalif olacaksınız devlete? Olamazsınız ki. Devletten alıyorsunuz maaşınızı. Nasıl muhalefet yapacaksınız? Yani sanatın özüne aykırı bir şey. O zaman devlet ressamı da olması lazım. Devlet ressamı ne resmi yapacak? Devlet savaş resmi isteyecek sen anti-savaş resmi yapamazsın. Nasıl olacak o işler söyler misin Yavuz? Sanata aykırı değil mi bir kere? Devlet tiyatrosunun derhal imha edilmesi lazım, ulusal tiyatro kurulmak kaidesiyle. Herkesin kovulması lazım devlet tiyatrosundan.

Sanatsal anlamda üretim ve yaratıcılık sorunu stresi yaşadığınızda ki sanatçı bu sendromları çok sık yaşar, bu durumdan nasıl kurtuluyorsunuz?

Bu sevişirken de başınıza gelebilir. Sadece sanatla ilgili değil. Sevişirken de canınız istemeyebilir o an. Ama o canınızın isteyebileceği dinamikleri harekete geçirmeniz gerekiyor. Eğer ben oyuncuysam, seviyorsam o bir beceridir artık. Böyle tiyatroyu bulutlar üzerinde, acayip yaratıklar, insana benzemeyen yaratıklar olarak göstermeler, bunların hepsi yalan dolan. Hani derler ya “Ay ben rolümün etkisinde çok kalıyorum.” Bunu söyleyen bilin ki yalancı. Adi yalancı hem de. Ya da ruh hastası. Derhal hastahaneye yatması lazım, yazık yakınlarına yazık. Peki niye bu yalanı söylüyorlar? Kendilerine ve becerilerine olan güvensizlikten yaptıkları işi başka bir yere oturtmak istiyorlar ki herkes vay desin. Ayıp. Vay elektrikçi diyor muyuz, vay marangoz diyor muyuz, vay bakkal… Peki neden vay tiyatrocu diyoruz? Tiyatro ya da oyunculuk yapmayı kutsallaştırmak niye? Bir eksikliğin mi var, bir şey mi beceremiyorsun da slogan atıyorsun. Zaten becerilemeyen bir dikkat et slogan eklenir. Beceri bir eksikliktir.

Mühim Hadiseler Enstitüsü

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>