Boyun Eğme, Duygusallık, Kaba Güç: ‘Örümcek Kadının Öpücüğü’

Üstün Akmen

Arjantinli Yazar Manuel Puig’in 1976’da yayımladığı “Örümcek Kadının Öpücüğü/El Beso d Mujer Araña (Can Yayınları 1990) başlıklı romandan DeWitt Booden tarafından sahneye uyarlanan bir oyun “Örümcek Kadın’ın Öpücüğü”.

“Eski tüfek” bir devrimciye pasaport temin ederken yakalanmış, ama dava arkadaşlarını asla ele vermemiş, kendini devrime adamış bir devrimci Valentin Arregui (Çağdaş Tekin) ile bir erkek çocuğuna tacizde bulunduğu için 8 yıla hüküm giymiş bir eşcinsel Luis Molina’nın (Göktay Tosun) küçük bir hapishane hücresindeki yaşamlarını anlatıyor.

Manuel Puig’in bu birlikten çıkardığı fevkalade insanca ve dokunaklı dünya hayranlık uyandırırken, pek çok yerleşik kanı da ayrı ayrı sorgulanıyor. Güç, güçsüzlük; kadınlık, erkeklik; baskı, boyun eğme, duygusallık ve kaba güç…

‘Oyun İçinde Oyun’

Kadınsı giyim tarzı ve davranışları olan Molina erkeklere (bu arada hücre arkadaşına) olan aşırı cinsel ilgisini hiç saklamıyor. Bu nedenle başlarda Valentin ve Molina’nın yıldızları pek barışmıyor, ama Molina Valentin’e karşı her zaman şefkatli ve sevecen.

Molina’nın politikayla hiç ilgisi yok.

Sürekli olarak önceden seyretmiş olduğu bir sinema filmini anlatıyor. Bu eski bir Nazi propaganda filmi ve Alman işgali yıllarında Paris’te geçmekte. Bu filmde Naziler haklı gösteriliyor. Molina’nın fantezisi tarzında nakledilen bu “oyun içinde oyun” sahneleri Molina’nın sürekli anlatması başlarda Valentin’in canını sıkıyor, ama sonradan öyküyü anlatmasını bizzat kendi ister hale geliyor.

Avucunu Yalayan Müdür

Oyun aktıkça Molina’nın hapishane yönetimiyle iş birliği içinde olduğu anlaşılıyor. Meğerse Molina, erken şartlı tahliye karşılığında Valentin’in ağzından laf almakla görevlendirilmiş. Aşırı kalabalık cezaevinin bu hücresinin sadece iki mahkum tarafından paylaşılmasının nedeni de böylece anlaşılıyor. Molina cezaevi yönetiminden temin ettiği yiyecek, içeceği annesinden gelmiş gibi göstererek Valentin’le paylaşıyor ve giderek Valentin’in güvenini ve sempatisini kazanıyor.

Ve sonunda Valentin dışarıdaki bağlantısının telefon numarasını Molina’ya söyleyecek, Molina şartlı tahliye edilecek, ama numarayı müdüre vermeyecektir. Gel gelelim gizli polis onu dışarıda adım adım takip edecek, Molina telefon numarasını arayacak, Valentin’in kız arkadaşıyla buluşacak, ancak bir taksinin içerisinde buluşma yerine gelen kız, polisleri görünce Molina’yı öldürecektir. Bu sırada Valentin de…

Neyse!

Yaratıcı Kadro

Projeyi Oğuz Utku Güneş tasarlamış, uyarlamış ve yönetmiş. Güneş’in oyuncuları ne oynadıklarının, kimin için oynadıklarının, neden oynadıklarının farkındalar.

Ayşe Ayter’in ışık tasarımı da övgüye değer. Ayter’in, ışığının yönü, şiddeti, rengi, diğer ışıklarla olan kombinasyonu seyirciye oyun ile ilgili ip uçları verir nitelikte. Güney Zeki Göker-Onur Soyal ikilisinin dekor, Katina Özprodomos’un kostüm tasarımları da, Oğuz Utku Güneş’in gerçekleştirmek istediği illüzyona yardımcısı olmuş.

Oyunculardan Alice Moore’da Ayşegül Bahtiyaroğlu, düşünce ve duygularıyla, sesiyle, dile getirebilme ve bedensel anlatım gücüyle dikkat çekiyor.

Melina Özprodomos, Irena Dubrovna’yı düşünce biçimiyle, duyguları ve davranışlarıyla belli bir kişi olarak yaratıcı hayal gücüne yerleştirmiş. Irena’yı hangi hareketlerle en iyi biçimde canlandırabileceğini bulmuş. Oyuncunun tutum ve davranışı arasındaki diyalektik ilişkiyi, oyuncunun o mini, minnacık temel taşını iyi biliyor. Bu temel taşını, iyi kullanıyor. Dolayısıyla özel bir kutlamayı hak ediyor.

Oliver Reed’de Oğuz Utku Güneş’in (Hiç kuşkum yok) karakter zenginleştirme yeteneği var. Reed’i zenginleştirdiğinden olsa gerek, oyuncu olarak oyundan yeterince zevk alıyor.

İki Başrol

Çağdaş Tekin için oyunculuk kişiliğini hızla geliştirmeli diyeceğim. Dili de, vücudunu da iyi kullanıyor, ama ayrıntıları daha fazla dikkatle ele alması sahnedeki hareketlerinin daha bir yerli yerine oturmasını sağlayacak diye düşünüyorum. Yoksa davranışlarını, gerekli tutumlar olmadan birbiri ardına pek güzel sıralıyor.

Göktay Tosun, oyunun gidişini imrenilecek kadar iyi kovalıyor. Luis Molina’nın düşünce ve duygularıyla özdeşleşmiş. Hayal etme gücünü işe karıştırmaksızın, sahne üzerinde makineleşmiş bir tarzda biçimsel olarak hiçbir şey yapılamayacağının bilincine varmış bir oyuncu. Yönetmenin istediği çizgide dayanak noktaları da yakalamış, sanırım Luis’de çekici yönler de bulmuş. Mükemmel bir oyun veriyor.

Hapishane Müdürü Lewgoy’a sesiyle can veren Selçuk Yöntem’e gelinceee…

Sesiyle rol yapıyor be birader!

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


+ bir = 9

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>