Tiyatro’nun Don Kişot’u

613865192335[Asır Gazetesi yazarı Nihan Yarkent’in İzmir’de yeni bir tiyatro salonu açan Rüçhan Gürel ile yaptığı söyleşinin bir kısmını yayınlıyoruz.]

O bir tiyatrocu. Nasıl olmasın ki… Arkadaşları sokakta top oynarken o, kulislerde, ışık odalarında büyüdü. Babası ‘Sakar Şakir’in, ‘Gardrop Fuat’ı yani Yeşilçam’ın ünlü oyuncusu Ünal Gürel olunca kendisini hep işin mutfağında buldu. Her çocuk gibi babasına hayrandı. Devasa adamdı ama bir o kadar da eğlenceliydi. Milyonları güldüren babası, masallarının kahramanıydı. Lise bitince babası “asker” olmasını istediğinde dünyası karardı. İnanamadı, evden kaçıp konservatuvar sınavlarını kazandı. 
Röportajın merkezindeki adamın öyküsü, işte tam da bundan sonra başladı. 4 kardeşten zorla oyuncu olmayı başaran o çocuk, 25 yıl Türkiye’nin pek çok yerinde sahneye çıktı. Şimdi hayallerine koşuyor. İşte o muhteşem babanın, muhteşem oğlu Devlet Sanatçısı Rüçhan Gürel bir sanatçı olduğu kadar, aynı zamanda bir girişimciliğin destanını yazmayı başardı. Eşinin dostunun tüm uyarısına karşın önce evini ipotek ettirdi, kredi üstüne kredi çekti. Tüm bunları İzmir’e bir tiyatro kazandırmak için yaptı ve Han Tiyatrosu kapılarını açtı. 
Aslında “açamadı”, çünkü tiyatro binasının kapı ve koltuklarına para yetmedi. Yine koşuşturma başladı ve imece usulü sahne, sezona yetişti. Tiyatronun tüm acısını yaşamı boyunca yaşadığı için oğluna “hayır” diyen Ünal Gürel, ilk oyununda onu yalnız bırakmadı. Oğluna bu kez “İyi ki beni dinlememişsin” diyen Ünal Gürel’in adı da sahneye verildi. Yüzlerce oyuncu yetiştiren Rüçhan Gürel’in o sahnede tek isteği boş koltuklara oynamamak.

İlk sahneye ne zaman çıktınız?
8 yaşındaydım. Erhan Dilligil’in yönetmenliğinde ‘Falaka’ oyunla sahneye çıktım. Çocukluğumun ilk karelerinde de hep kulisten izliyordum.

Baba çok ünlü. Sizin için nasıl bir babaydı?
Devasa bir adamdı, viking gibi. Hayrandım ona. Bize çok güzel şarkılar söylerdi. Disiplinlii ama bir o kadar eğlenceliydi. Çok seviyorum, hep yanı başındaydım. Sinemada izlediğiniz tüm filmlerinde hep yanındaydım. Tokatçı’nın çekimlerinde, kravatını yediği sahnenin çekimlerinde, yine Ayşen Gruda’nın aynı filmde şarkı söylediği sahnede, babam benim için bulunmaz bir okuldu. Düşünsenize Kemal Sunal, Şener Şen herkes orada, ben de çok mutlu bir çocuktum.

Genelde anne baba mesleği pek istenmez. Ama siz sahnede olmak istemişsiniz…
Sahnenin büyüsü farklıydı. O duygu beni tiyatrocu yaptı. Şişli Tiyatrosu’nda bal mumundan yapılmış heykeller vardı. Üstü pırıl pırıldı, bir kokusu vardı. O vernik kokusuymuş. Beni tiyatrocu yapan sahne tozu değildi, bal mumu heykellerindeki vernik kokusuydu.

Babanız tiyatrocu olma isteğinizi nasıl karşıladı?
Lisede tiyatroya gitmek istedim. Babam beni ilk kez şaşırttı, şok oldum. “Bir aileye bir serseri yeter” dedi. Asker olmamı çok istiyor, bütün sınavlara götürüyordu. Ben de soruları yapmıyor böylece kazanamıyordum. Sonra tutturdu “motor tamircisi ol” diye. Bilmiyorum o dönem iyi mi kazanıyordu tamirciler. Asker olmayınca babamın ikinci tercihi ile Türkiye’de 43. olarak motor meslek lisesini kazandım.

Motorcu Tiyatrocu! Yok böyle ikilem…
Evet yok. Okulu bitirmiştim. 80 sonrası darbe olmuş, general arkadaşlarından biri TOFAŞ’ın başına geçmiş. “Rüçhan evladım seni İtalya’ya yolluyoruz. 6 ay sonra şef olarak başlayacaksın” demez mi. Birşey söyleyemedim, karşımda general var. Çıktık babama “Benden bu kadar İtalya’ya yollarsan, bu seni son görüşüm olur” dedim.

Restinizi nasıl karşıladı?
Bilmiyorum, evdem kaçtım zaten.

Sonrası?
Babam ikna edildi, eve döndüm. Babamın haberi olmadan konservatuvar sınavlarına girdim. İlk aşamayı geçtiğimi duyunca hemen rahmetli Müşfik Kenter’i aradı, “alma bunu” dedi. Ama ben çok güveniyordum kendime, kazandım sınavı ve konservatuvarlı oldum.

İzmir yolculuğu nasıl başladı?
Konservatuvarı kazandığım yıl “Ben İzmir’de bir tiyatro kuracağım” demiştim. 7 yıl Bursa, 7 yıl Trabzon şehir tiyatrolarında oynadıktan sonra İzmir’e geldim. Anne tarafım İzmirli, teyzemler buradaydı. Aklım fikrim İzmir’de tiyatro kurmaktı.

Tiyatro kurmak öyle kolay mı?
Hiç değil. Eşim Emel Bala Gürel ile karar verdik. Evimi satılığa çıkardım, alıcı çıkmadı. Tam ben vazgeçtim alıcı çıktı. Bu kez satmadım. Kredi çekerek kurmak istedim, sanatçıysanız kredi almanız çok zor, vermediler. Bende evimi ipotek ettirdim. Kendi adıma daha küçük krediler çektim. Şimdinin 600 bin lirası borç aldık.

Söyleşinin tamamı için tıklayınız

Yeni Asır

Yorum


işlemi tamamlayınız:


+ beş = 10

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>