Kürtçe Tiyatronun Yolculuğu Kitaplaştı

 

page_kurtce-tiyatronun-yolculugu-bu-kitapta_874955974[Al Jazeera’den Bedia Ceylan Güzelce’nin, Mirza Metin ile Kürtçe tiyatro üzerine yaptığı T24’de yayınalanan söyleşiyi paylaşıyoruz.]

Polis baskınları, davalar, mahalle baskısı sürerken Kürtçe tiyatro bir şekilde Mirza Metin gibi genç sanatçıların çabalarıyla varlığını sürdürüyor

Oyun yazarı ve oyuncu Mirza Metin, ‘Jerzemin’ adlı kitabında, Türkiye’de 1991-2013 yılları arasında sahnelenmiş Kürtçe oyunları derledi.

Türkiye’de Kürtçe tiyatronun tarihi 1991 yılında başlıyor. Mirza Metin, 1994’ten bu yana Kürtçe tiyatro sürecinin tanığı. Merkezi İstanbul’da bulunan Mezopotamya Kültür Merkezi’nde aldığı eğitimin ardından bir süre Seyr-i Msel Tiyatrosu’nda çalıştıktan sonra, önce Destar Tiyatro’nun (2008) ardından da Şermola Performans sahnesinin (2010) kurulmasına öncülük etti. Kürtçe tiyatro oyunları yazıyor, bu oyunların bazılarında kendi de rol alıyor. Ancak Türkiye’de Kürtçe tiyatronun yolculuğunun çok da kolay olmadığını hazırladığı ‘Jerzemin’ kitabında anlatıyor. Polis baskınları, davalar, mahalle baskısı sürerken Kürtçe tiyatro bir şekilde Mirza Metin gibi genç sanatçıların çabalarıyla varlığını sürdürüyor. Mirza Metin’le Şermola Performans’ta bir araya geldik.

Kitabınızın hazırlık süreci  nasıl oldu?

Kürtçe tiyatronun 22 yıllık sürecini bir araya getirmek istedim. Derlemediğiniz takdirde hafıza giderek kayboluyor. Kaybolmasının birçok sebebi var tabii. Bunlar arasında geçmişte polis baskınlarında bazı arşivlere el konulmuş olması var. Grupların iyi arşiv tutmamaları da bir başka neden. Asıl hedefim afişleri ve bilgileri bir araya getirerek Türkiye’de Kürt tiyatrosuna dair bir önsözle birlikte bu kitabı dolaşıma açmak ve bunu görünür kılmaktı. Projenin Türkiye’deki yazarlara, akademisyenlere, eleştirmenlere, öğrencilere bir kaynak kitap olmasını istedim.

Türkiye’de Kürtçe tiyatronun yolculuğunda neler yaşandı?

2000’li yıllardan önce Türkiye’de Kürtçe tiyatro sahnelemek daha zordu. 2000’lerden sonra gösterim ağı biraz daha rahatladı. Kaymakamlığa, valiliğe önce başvuruyordunuz. Oyun metinlerini istiyorlardı. Oyuncuların GBT’lerini istiyorlardı. Gelip sahneyi kurt köpekleriyle kontrol etmek istiyorlardı. Tiyatro salonunun önüne panzer çekiyorlardı. Turnelerimizde de yaşıyorduk bunları. Mesela geleneksel halk tiyatrosu tarzında bir oyunla gidiyorduk, polis telsizleri eşliğinde oyun sahneliyorduk. Tabii ki siyasal oyunlar olduğu zaman oyuncuların sahneden gözaltına alınmasına kadar daha sert tablolarla da karşılaşıldı.

Kürtçe tiyatroyu yapanlar açısından süreç nasıl şekillendi?

Yine 2000’lerden sonra tiyatro daha mesleki bir hal aldı. Bu ayrışma, siyasetle mi tiyatro yapacağız, yoksa tiyatroyla mı siyaset yapacağız gibi bir soruyu da beraberinde getirdi. Dolayısıyla Mezopotamya Kültür Merkezi, Kürt hareketine bağlı bir kurum ve kendi ideolojisi olan bir kurum. Giderek sanatı meslek olarak seçen insanlar militan olmaktan uzaklaştılar. Militan sanatçı değil, sanatın militanı olmayı tercih ettiler ve daha uzun vadeli bir sanat yaşamı kurmayı arzuladı birçok insan. Bu da sanat – siyaset çatışmasına sebep oldu.

Çözüm süreci sizce oyunların içeriğine ya da seyircinin tercihine dair değişiklikler yarattı mı?

O bahsettiğim ayrışma, sanatsal refleksleri geliştirmeye yönelik bir bakış oluşturuyor. Ancak ben çözüm süreci var diye buna göre bir sanatsal üretime girmiyorum. Kendi adıma söyleyebileceğim, aynı zamanda oyuncu merkezli bir tiyatro olduğumuz için oyunculuk araştırmalarına giriyorum. Bu da beni geleneksel kültüre götürüyor. Mesela dengbejler üzerine çalışıyorum. Onların seslerini, nefeslerini nasıl kullandıklarını inceliyorum. Bu inceleme sürecinde de kendi sanat politikanı kendin belirliyorsun. Dolayısıyla politikayı da sanatın kendi algılarıyla şekillendiriyorsun. Dört yıl önce açılımın başladığı yıl itibariyle göstermelik de olsa ödenek almaya başladık. Sonra bu ödenek Gezi bahane edilerek kesildi.

Kültür Bakanlığı’ndan ödenek almaya nasıl bakıyorsun?

Vergi ödüyorum ve dolayısıyla çok doğal bir şey olarak bakıyorum. Biz ödeneğimizi de alırız, muhalif işlerimizi de yaparız. Sanatın kendisi muhaliftir. Tiyatronun kendisi bir eylem biçimidir.

Kürtçe tiyatronun üretim süreci nasıl oluyor?

Kürtçe eğitim dili olmadığı için yaşanan sıkıntılar var. Üretim koşulları açısından yetersizlikler var. İktidarların her daim baskısı var. Hâlâ ülkede insanlar ölüyor. Bu kalabalık içinde kendine zemin yaratmaya çalışarak başlıyor ve ancak bir zemin yaratabilirsek tiyatro kendi gerçek gündemine kavuşuyor. Bu tiyatonun geneli için de böyle diye düşünüyorum.

Oyun yazarken oto sansür uyguladığınız oluyor mu?

Tabii oluyor. Bir defa oyun yazarken ‘fakir’ oyunlar yazıyorsunuz çünkü bu oyunu siz oynayacaksınız. Oyuncunun olanaklarını kullanan metinler yazmaya çalışıyorum. Bu bir yandan avantajlı bir durum çünkü bu kısıtlamalar metinlerin karakterini de belirliyor. Işık, gölge oyunlarıyla didaskaliler yaratabiliyorsunuz. Birbirini takip eden birçok unsur bir araya geliyor. Ama elbette büyük prodüksiyonlar yapmayı da istiyoruz.

Konular ne şekilde çeşitlenecek sizce zamanla?

Kürt tiyatrosu kendi yaşayışından kopuk olmadı. Kürtlerin yazılı edebiyatının çok geç gelişmeye başlaması, sözlü edebiyatının güçlü olması teatral bir alan yaratıyor. Bir savaş kültürü var; gerilla, asker, korucu, ihanet, vefa, kahramanlık, aşk hikayeleri var. İnsanları gidip dinlediğinizde o kadar sarsıcı hikayelerle karşılaşıyorsunuz ki, yazmaya utanıyorsunuz. Tabii göç hikayelerini de atlamamak lazım. Bunlar incelenecek, dönüşecek ve konu çeşitliliği olarak dönecek.

T24