Cephe: Savaş Denen Cehenneme Her Açıdan Bakan Bir Oyun

Hugh Rorrison

Yönetmen Luk Perceval’ın son tiyatro projesi, dört dilde cesur bir polifoni. Oyun, I. Dünya Savaşı’na Alman, Flaman, İngiliz ve Fransız taraflarından bakıyor.

Guardian, 1 Mayıs 2014, Çeviri: Ata Berk Akşit

The FrontThe Front [Cephe]… güçlü bir savaş portresi

Luk Perceval, ‘’Bu oyun kolektif hayal gücünün bir ürünü. Seyirci, bu adamların yaşadığı dehşeti hissetmeli’’ dedi.

Hamburg Thalia sahnesinin yönetmeni Perceval, bana I. Dünya Savaşını Alman, Flaman, İngiliz ve Fransız taraflarından anlatan “dört dilde bir polifoni” olan son projesi Cephe’nin sahnelenme sürecini anlatıyor. Seyirciyi savaş cehenneminin içine sokan bu sürükleyici oyunda süslemelere yer verilmemiş. Oyun, prömiyerini yaptığı Thalia sahnesinde sergileniyor. Ağustos ayındaysa Edinburgh Uluslararası Festivali’nde sahnelenecek.

 Luk Perceval

‘’Acı çekmeyi taklit edemezsiniz’’… Luk Perceval. Fotoğraf: Reinhard Winkler

Peki Perceval vokal skora nasıl ulaştı? Perceval, ‘’Savaş dönemine ait iki tane edebi eserden yararlandık. Fransa tarafından Henri Barbusse’ün 1917’de yazdığı Ateş romanı ve Almanya tarafından Erich Maria Remarque’ın 1927’de yazdığı Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok adlı romanı. Ayrıca, Belçikalı askerlerin evlerine yazdıkları mektuplar, İngiliz generallerinin biyografileri, hemşirelerin anı yazıları gibi birçok başka kaynaktan da yararlanıldı. Oyunu hazırlarken Remarque’ın romanını temel almaya karar verdim. Bernd Grawert tarafından oynanan ve güçlü bir karakter olan anlatıcı Bäumler’ı ilk kez 1914’te, evindeyken görüyoruz. Sonra cepheye gidiyor, eve geri gelip annesini görüyor, cepheye geri dönüyor ve orada savaşın son günü ölüyor. Bu bir zaman çizelgesi oluşturmamı sağladı ve diğer materyalleri de bu çizelgeye uyarladım’’ diye açıkladı.

Oyun bir borazan sesiyle başlıyor ve sahneye dokuz aktör çıkıyor. Üzerlerindeki eski püskü takımlar ve beyaz tişörtler, işten gelmiş olabileceklerini gösteriyor. Sahnenin ön tarafına diziliyorlar ve müzikle beraber tahta bira sandıklarının üzerine oturuyorlar. Okuma lambaları yüzlerini aydınlatıyor. Cephede yaşadıklarını anlatmaya başlıyorlar. Bir sahnede atların arasında bir havan topu patlıyor. Atların sesini duymuyoruz; askerlerin, iki cephe arasında kaldıkları için iki tarafın da ulaşamadığı atların günlerce acı içinde kişnemelerine verdikleri ızdırap dolu tepkilerini duyuyoruz.

The Front 3“Üzerlerindeki eski püskü takımlar ve beyaz tişörtler, işten gelmiş olabileceklerini gösteriyor”

Sahne en arkasına kadar açık. Sahnenin arkasında tasarımcı Annette Kurz’ün tasarladığı 320 adet teneke fayanstan oluşan 12 metrelik bir panel bulunmakta. Bu panel, Titanik’in tavanının bir fotoğrafından esinlenilerek, üzeri sıvalıymış gibi görünmesi için oluşturulmuş. Bunun için, Perceval’ın siperler içinde savaşı ‘’Titanik’teki son dans’’ olarak yorumlamasına küçük bir katkı diyebiliriz. Bu devasa panele, kararmış yüzler, bandajlı kafalar, bağlanmış gözler, sakatlar, kaçaklar, zamanın hemşireleri, askerlerin aileleri ve üniformalı generaller gibi, o dönemin resimleri yansıtılıyor.

Oyunun başlangıcında çalan trompetin tarihi değeri olup olmadığını sorduğumda Perceval, ‘’Hayır, o aksesuar Ferdinand Försch tarafından üretildi ve çalındı. Trompeti, acemi askerlerin yaratıcı yönünü açığa çıkarmak için kullanmaya karar verdik. Flaman cephesinin resmi savaş belgeleri olmadığı için askerlerin evlerine yolladıkları mektuplar, Belçika’nın siperlerde yaşadıklarını anlamamız için en önemli yazılı belgeler oldu. Eski, el yapımı borusunu çalan trompetçi bunu simgeler.

Försch aynı zamanda gösteride, bir dizi metal plakayla iki muharebenin kakofonisini oluşturuyor. Bu da Thalia’nın el yapımı prodüksiyonunun sonucu. Remarque, aşırı milliyetçi okul müdürleri tarafından, babavatanın onların askere yazılıp kahraman olmalarına ihtiyacı olduğuna inandırılan bir grup Alman öğrenciyi odak alır. Flaman tarafında ise (Barbusse’ün Fransızca metinleri Flamanca söylenir) askere yeni girenler işçi kesimidir. Sade, halk ağızından Flamanca konuşurlar. Ama Teğmen de Wit ve Albay Magots gibi subaylar Fransızca konuşur. Bu, sınıflara vurgu yapar. O dönemler Belçika’da Fransızca konuşan insanlar zengindi ve onları siperlerde göremezdiniz.

Perceval’ın amacı gerçekçi bir savaş gösterisi sunmak değil. O sadece savaşın acısını tam anlamıyla yansıtmak istiyor. Perceval “Acı çekmeyi taklit edemezsiniz. Yani burada gördüğünüz, bir hatırlama eylemi içinde olan, enstrümansız müzisyenlerdir. Siper savaşının deneyimini, bunun memleketlerindeki etkisini keşfetmeye çalışıyorlar. Onlar, kaçamayacakları bir durumda kalmış, savaşın nasıl olmuş olabileceğini hayal etmeye çalışan, enstrümanı olmayan müzisyenler” diye ekledi.

The Front 4“Böyle bir gösteri kadınlar olmadan çekilemez olurdu”

Perceval böyle bir gösterinin kadınlar olmadan çekilemez olacağının farkına varıp, Hemingway’in Silahlara Veda romanındaki bir askerle bir hemşirenin ilişkisini hatırlıyor. “Belçikalı askerler için yaralanıp, İngiliz hemşirelerin bakımına girmek, hatta bir ihtimal İngiltere’ye nakledilmek oldukça heyecan vericiydi. Böylelikle Onbaşı Van Outryve ve İngiliz hemşire arasındaki ilişki doğdu. Bu aynı zamanda, İngilizlerin savaştaki yerini sembolize etmenin bir yoluydu. Belki de hemşirenin hamile olduğu bebek geleceği temsil edebilirdi.”

Cepheden, dört oğlunu kaybetmiş ve kızının mezarının top atışıyla patladığına şahit olmuş bir anneye yazılmış bir mektup sağ kalmış. Katerlijne Verbeke tarafından oynanan Seghers Ana, siyahlara bürünmüş bir şekilde gezinir. Genellikle sahne dışında bir yere yerleşip sessizce bir şeyler mırıldanan, belki de ölü ailesiyle konuşan, güçlü bir karakter. Oyunun sonunda sırayla ölen askerlerin gözlerini kapaması, ateşkes bittikten sonra erkeklerini yitiren kadın neslinin güçlü bir sembolüdür.

Seghers Ana ışıklar kapanırken oyunun son sözlerini söyler.

Cephe, 29 hazirana kadar Thalia sahnesinde oynanacak. 22-26 ağustos arasında Edinburgh Uluslararası Festivalinin bir parçası olarak Royal Lyceum Edinburgh’da sahnelenecek.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


9 − dört =