Pina Bausch’tan “Garipler”in Dünyası: “Bandoneon”

Mehmet K. Özel

yüksek duvarlarında, eski zamanlardan devasa boyutlarda siyah beyaz fotoğrafların asılı olduğu, tek bir büyük kapısı olan, hiç penceresi olmayan, içi masa ve sandalye dolu bir mekan; bir bar veya kafe olabilir.. mekanın içinde takım elbiseli adamlar çok yavaş hareketlerle dolaşıyorlar, bir yandan da ceketlerini çıkarıp, katlayıp, bir kollarına alıyorlar; sandalyelerden birine oturuyorlar; kısa bir zaman sonra, tekrar kalkıp, bu sefer yine törensi bir edayla ceketlerini giyiyorlar ve masa-sandalyelerin arasında yavaş çekim filmlerdeki gibi sakin sakin dolaşmaya devam ediyorlar.. bu ceket çıkarma-kola asma-giyme hareketi hem bir ritüel gibi hem de eril bir gestus..

bu büyük tablonun içinde bir erkek; takım elbisesini çıkarıyor ve tütülü beyaz bir balerin kostümü giyiyor; tam da giyemiyor aslında, arkasındaki fermuarı kapatamadığı için, askılarından biri omzundan sarkıyor; basit bale hareketleri (tendu ve plies) yapmaya çalışıyor; bir iki tekrardan sonra bir tarafa doğru yere düşüyor, ve artık her seferinde, her deneyişinde yere düşmeye başlıyor..

o tütülü adam, bu had safhada eril mekana bütünüyle yabancı; -bizim toprakların tabiriyle- “bir garip”!

pina bausch’un 1980 tarihli “bandoneon” adlı yapıtı, bu türden “gariplerle” dolu. hatta “bandoneon”, sadece bu “garipler”in halet-i ruhiyesini sahneden salona geçirmeye çalışan bir yapıt olarak bile tanımlanabilir:

tekrar tekrar sahnenin önüne gelip, elindeki kağıtta yazılı olan (ve büyük ihtimalle çocukluğundaki bir okul müsameresinden kalma) şiiri (sonradan öğrendim: bir heinrich heine şiiriymiş) okumaya çalışan; ancak her seferinde ya müzikle, ya ışıkların bütünüyle sönmesiyle, ya da başka birinin araya girmesiyle emeline ulaşamayan kadın gibi..

diğerleri tarafından kendisine gösterilen ilgi ve alkıştan utanan, bu taltifi üzerine alacak cesareti ve özgüveni olmayan kadınlar ve erkekler gibi..

müthiş bir iştahla ve kendinden geçerek limon kabuğu yaladığı için alkış toplayan kadın gibi..

faresiyle konuşan, ona arya söyleyen kadın gibi..

erkeklere ensesini, burnunun üstünü, kulağının kenarını olmayacak şekillerde okşatmaya, ısırttırmaya çalışan, ama bir türlü de tatmin olmayan kadınlar gibi..

tango müzikleri eşliğinde hiç olmayacak pozisyonlarda dans eden çiftler gibi; erkeklerin kadınları, bacak aralarına soktukları yumruklaştırılmış kollarıyla havaya kaldırarak ettikleri dans; kadınların karınlarının erkeklerin yüzlerine gelecek şekilde erkeklerin omuzlarının üzerine ters oturtularak ettikleri ve kadınların korkularını bağrış çığrışla dile getirmeleriyle çiftlerin pozisyonlarını değiştirmeden ama bir anda kabaetlerinin üzerine oturarak devamını getirdikleri dans; kadınların elleriyle erkeklerin gömleklerinden sıyrılmış çıplak sırtlarını okşayarak ettikleri dans..

bedenlerinin aynı uzuvlarını (yanaklarını, alınlarını, bacak içlerini, karınlarını…) eşzamanlı olarak birbirlerine sürten kadın-erkek çiftler..

“bandoneon” başladıktan bir zaman sonra, sahne mekanı da bu “garipler”in ruh haline ayak uydurur: yapıt başlayalı 45 dakika olmuşken, bir anda sahnenin ışıkları tamamıyla söner, salonun bütün ışıkları yanar ve sahneye onlarca teknik görevli girer; sahnedeki dansçılar bir yandan gösterilerini sürdürürken, görevliler yavaş yavaş etrafı toplamaya başlarlar; sahnenin en ucunda yere sıralanmış kıyafetler ve torbalar (sanki bir prova sırasında dansçıların eşyalarıdır bunlar), masalar ve sandalyeler, önsahnede bulunan portatif ışık spotları yavaş yavaş toplanır, sahneye kocaman bir merdiven getirilir, yan duvarlara monte edilmiş spotlar, duvarlara asılı devasa fotoğraflar indirilir, zemine serili dans halısı rulolara sarılıp kaldırılmaya başlanır..

anlamlı olan; dansçıların sahneye giriş çıkışlarında dekordaki tek büyük kapı dışında sağ ve soldaki sahne-kulis bağlantılarını/açıklıklarını kullanırken, sahne görevlilerinin bütün bu söküm işi sırasında sadece sahne tasarımının bir parçası olan kapıdan girip çıkmalarıdır. bütün bunlar olurken dansçılar ile teknik görevliler bir kere bile çarpışmaz, birbirlerinin işlerini engellemezler; sanki birbirlerini görmüyor gibilerdir; belki de öyledir: sahnedeki “garipler” teknik görevlilere görünmüyorlardır..

bu noktada bu enfes brechtyen yabancılaştırma efekti sahnesinin nasıl oluştuğundan da kısaca bahsetmek yerinde olur: “bandoneon” provası sırasında akşam aynı sahnede bir wagner operası oynanacağı için sahne amiri bausch’tan provayı vaktinde bitirmesini ister, ancak prova uzar da uzar ve bausch bir türlü salondan çıkmaz. bunun üzerine sahne amiri çareyi sahnede prova devam ederken dekorları yavaş yavaş toplamakta bulur. seyirci tarafında oturan bausch bu görüntüyü o kadar sever ki, yapıtın içine entegre eder. bunu yaparken de, o zamana kadar ilk bölüm olarak düşünülen malzeme ile ikinci bölümünün yerini bütünüyle tersyüz eder. böylece “bandoneon” dekorlu başlar ve birinci bölümün ilerleyen dakikalarında dekorlar sökülür..

ancak; dekor bütünüyle kaldırılmaz; çıplaklaştırılmış da olsa duvarlar kalır, zeminde ise orta alanda dans halısı soyulmuş, ortaya altındaki sahne zemini çıkmıştır ama yan ve arka kısımlarda dans halısı kalmıştır. sahne artık ne donanımıyla tam bir gösteri mekanıdır ne de değildir; “arada”dır; kolaycı bir tanımlamanın ötesindedir; “garip”tir; aynı, dansçıların hali gibi..

bu “ara” mekanda devinmeye çalışan, kaybolmuş “garipler”in zamanı da esner, uzar; bir şey bekleniyorsa dakikalarca öylece durulup beklenir; seyirciler de beklerler.

bu dünyaya yabancı kalmış, kendilerini bulamamış yalnızların melankolisi ve bu melankolinin katmerlendirdiği sıkıntı salonu istila eder.

çoşku ve yaşama sevinci dansçıların ara sıra çocuk gibi “la mer, la mer” (deniz) diye diye bağırırken kollarını iki yana açarak zıplamalarıyla alevlense de, sahneye hakim olan melankoliyi seyreltmeye yetmez.

“bandoneon” 1980 yılının aralık ayında prömiyer yapmış. aynı yılın ocak ayında pina bausch’un hayat ve iş arkadaşı rolf borzik vefat eder, bausch cenaze töreninin ardından “şimdi çalışmaya başlamazsam bir daha hiç çalışamam” diyerek stüdyoda girer; mechthild grossmann’ın dediği gibi, bütün dansçılar yapıtın yaratım aşamasında pina’yı ferah tutmak için uğraştıklarından olsa gerek 1980’in mayıs’ında çıkan “1980” bausch’un biyografisindeki en eğlenceli ve neşeli yapıtlardan biridir; ve sanırım borzik’in ani kaybının esas etkisi, aynı yılın ikinci yarısında çalıştıkları “bandoneon”da pina bausch’un ve topluluğun üzerine bütün ağırlığıyla çöker.

yapıtın bu kadar ağır ve melankolik olmasının nedenlerinden biri belki de budur; bir diğer ipucu da jean-laurent sasportes’in anlattıklarında gizlidir. 26 ocak 2014’deki gösterim sonrasında seyirciye açık yapılan söyleşide sasportes “bandoneon”a dair şunları anlatır:

“prömiyer zamanında da seyirci için zor bir yapıttı, 30 sene sonra da hala insanları irrite ediyor.. zamanın kullanılması; bütün oyuncuların kendi zamanlarını yaşamaları.. özlemin/sevginin sahnede ne karşılığının bulunması ne de toptan reddedilmesi; sadece olduğu gibi ortaya konması.. o zaman seyircide bayağı şiddetli tepkilere neden olmuştu!

ilk zamanlardaki hali bugünkünden daha daha da uzundu [son yıllardaki süresi yaklaşık 3 saat].. “bandoneon” gerçekliği tam olarak temsil ediyor aslında; arjantin’de turnedeydik ve pina tango ile ilgili ilk izlenimlerini o zaman edindi ve tam da oradayken ziyaret ettiğimiz ünlü tango barı union bar sahnedekine çok benzeyen ama daha da büyük boyutlu bir mekandı ve bomboştu.. koca salonda sadece 4-5 erkek ve 3 kadın vardı.. bizlerse malou, dominique ve topluluktan 4-5 kişiydik.. bir kadın piyanodaydı ve bir adam bandoneon çalıyordu.. tam da bu duyguydu: nostalji, artık var olmayan bir şeyden dolayı yaşanan derin üzüntü ve bekliyor olmanın duygusu; ne için beklediğini bilmeden bekliyor olmak.. hayatın devam etmediğini zannettiğiniz bir hali yaşıyordunuz orada ve pina bu duyguları çok başarılı bir şekilde sahneye taşıdı.. böyle duyguları seyretmek belki güzel bir şey değil ama gerçeği de böyle bir şeydi.. dans ediyoruz çünkü üzüntülüyüz; tango dünyasında, üzüntülü oldukları için mi dans ediyorlar yoksa dans ettikleri için mi üzüntülüler, bilemiyorum..”

melankolik ve kasvetli atmosferinin yanı sıra; “bandoneon” şimdiye kadar izlediğim 29 yapıtı arasında bence pina bausch’un en erotik yapıtı; ve aynı zamanda şefkat üzerine de en çok söz söyleyen yapıtı. sadece yukarıda betimlemeye çalıştığım üç dans sahnesinde bile iki karşıt ucu, erotizm ve şefkati bu gariplerin dünyasında aynı anda var olurken bulmak mümkün; herhalde, bu yapıtı bu kadar “garip” yapan niteliklerden biri de bu olsa gerek!

“bandoneon”un 2014 kadrosunda 1980’deki özgün kadrodan dört dansçı hala sahnedeler: dominique mercy, lutz förster, jean-paul sasportes ve nazareth panadero.

en son 2007’de paris’e turneye giden “bandoneon”, topluluğa geçen yıl girmiş iki erkek dansçının da katılımıyla yenilenmiş kadrosuyla 24-25-26 ocak 2014’de wuppertal’de yeniden seyirci karşısına çıktı; muhtemelen 2014-15 sezonunda dünyanın belli başlı sahnelerine turneye çıkacaktır. takip etmenizi tavsiye ederim..

Danzon



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


5 + üç =

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>