Ostermeier ‘Bir Halk Düşmanı’nın Peşinde!

Thomas Ostermeier’ın yeni projesi, Henrik Ibsen imzalı ‘Bir Halk Düşmanı’ 19. İKSV İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında seyircisinin karşısına çıktı. Yönetmenin bugüne kadar üç oyununu izleme şansı yakaladım. Çağdaş Avrupa Tiyatrosu’nun hangi aşamalardan geçerek günümüze kadar ulaştığını reel düzlemde cesurca gösteren yönetmen, festivaldeki diğer çağdaşları gibi ‘sinematografik tiyatro’ kavramından yola çıkarak, 1882 yılında yazılmış ve halen güncelliğini koruyan bir metni olağanüstü düşüncenin ürünü olarak bizlere sundu. Oyun konusu itibariyle Türkiye’nin son iki senedir yaşadığı ‘demokrasi’ sorunuyla paralellik gösteriyor. Duygusal anlamda seyirciyi içine alan olay örgüsü geri planda teknik olarak yapılan unsurları görmemizi engelledi. Kritikte ‘politik’ unsurları öne çıkaracağım elbet; ama gelin biz yapılan işin teatral anlamda sahnelere ne kattığına bakalım. Dünyanın en ünlü tiyatro dâhisinin penceresinden konuya eğilelim.

Konuda Dr. Tomas Stockmann yaşadığı yerin en büyük gelir kaynağı olan şehir kaplıcasında ‘hekim’ görevinde çalışmaktadır. Kaplıcanın ünü ülkenin dört bir yanına yayıldığı için, insanlar akın akın bu kaplıcaya gelmekte, kaplıcanın sahibi, Stockmann’ın abisi Belediye Başkanı Peter çok büyük gelir elde etmektedir. İşine sıkı sıkıya bağlı doktor şehirde başlayan bazı hastalıkları araştırırken çalıştığı yerin şifalı zannedilen suyunun aslında insanlara zehir saçtığını fark eder. Bu konuyu gazeteci arkadaşı Hovstad’a açar. Durumun ciddiyetinin farkına varan ikili konuyu basına aktarıp, yaşanılan kötü durumdan herkesin haberdar olmasını ister. İşin buraya kadar olan kısmı normal şekilde ilerlerken Peter ve Stocakmann’ın eşinin babası Morten Kiil hem doktora hem de gazeteye konunun duyurulmaması adına politik ve ekonomik baskı yapar. Sonuçta doktor yazdığı makaleyi gazetede yayınlatamaz, oluşturulan faşist baskı yüzünden halk tarafından ‘şehrin düşmanı’ ilan edilir. Dr. Stocakmann ile eşi Mrs. Stockmann işini, evini, en yakınındaki dostlarını kaybedip inandıkları doğru ile baş başa kaldıklarında çevrelerindeki herkesin ipliği pazara çıkmıştır.

‘Schaubühne Berlin Topluluğu’ Avrupa’da yaptığı işlerle adından söz ettiren Ostermeier’la müthiş bir enerji yakalamış. Yönetmen konuyu güncelleyerek günümüz dünyasının politik konjonktürüne göre olayları şekillendirmiş. Vahşi kapitalist sistemi yerden yere vurup, ‘Neo Liberal’ denilen ama bir türlü uygulanmayan ekonomi yönetimlerine bolca göndermeler yapmış. ‘Kaba Sol’ diye tarif ettiğimiz algıdan uzak işlemiş konusunu. Ayrıca oyuna eklenen bazı cümleler ise ‘Bir Halk Düşmanı’nı yaşadığımız dünyada görmemizi kolaylaştırıyor. Dr. Tomas Stockmann inandıkları uğruna mücadelesini yaşarken seyircinin olayların içine dâhil edilmesi zekice bir kurgu. Yönetmenin Türkiye’deki koşullara göre oyununa eğildiğini söylemeliyim. ‘Demokrasi’ vurgusunu bastıra bastıra öne çıkaran grup, ülkemizin yaşadığı sorunları bire birer masaya yatırıyor. Bu demek oluyor ki, tüm dünya bizlerin yaşadığı sürecin farkında. Ayrıca gösterinin son bölümünde başkarakterin elindekiyle kalakalması herkesi farklı bir sona doğru itmiş.

Şimdiye kadar yazdıklarım oyunun politik örgüsüne yönelikti. Şimdi madalyonun diğer yüzüne bakalım. Ostermeier, doktorun evinden gazete ortamına hatta konuşma alanına kadar sahne geçişlerini ‘Sinematografik Tiyatro’ akımından yola çıkıp aktarıyor. Konuyu bir film kesiti gibi görmüş. Kulaklığın içindeki sesin seyircilere aktarılması, konuşmalar esnasında oyunun geçişlerinin sağlanması, dekorun basit ve de etkin kullanımı, bir anda sahne görüntüsünün kesilmesi tek kelime ile büyüleyici. Fakat şu dekorun üzerindeki tebeşirle çizilmiş resimleri, yazıları anlamakta zorluk çektim. Çok gerekli olmayan, konunun kurgusuna ters düşen gereksiz çizgiler-harfler bütünü anlatmaktan yoksun. Ayrıca canlı müzik performansının havada kaldığı kanısındayım. Sinema filminde olduğu gibi olayın duygu boyutuna göre aktarılan müzikler gösterinin içine yerleşmiyor.

Oyunda Christoph Gawenda (Dr. Stockmann), Ingo Hülsmann (Member of City Council), Eva Meckbach (Mrs. Stockmann), Andreas Schröders (Hovstad), David Ruland (Aslaksen), Moritz Gottwald (Billing), Thomas Bading (Morten Kiil) görev alıyor. Christoph Gawenda ile Ingo Hülsmann dikkatlerden kaçmayan gerçekçi karakter çözümlemeleri seyirciyi sahneye kilitlerken, diğer oyuncuların performans eksiği olduğunu gördüm.

19. İKVS İstanbul Tiyatro Festivali, etkili gösterilerle yoluna devam ediyor. Haziranın ilk haftası sona erecek olan festival oyunlarını görmenizi şiddetle tavsiye ederim



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


+ beş = 6

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>