İstanbul’da Yaşanan Bir Sürgünün Hikayesi!

Yaşam Kaya

İKSV 19. İstanbul Tiyatro Festivali tüm hızıyla sürerken, festival oyunlarını izlemeye devam ediyoruz. Son dönemde tiyatro seyircisinin sahnelere olan ilgisini gördükçe, toplumun sahne sanatlarıyla kurduğu bağın güçlendiğini anladım. İkinci Kat Karaköy’de seyrettiğim Didaskali Tiyatro’nun ‘Maşenka’ adlı oyunu, ‘Yeni Dalga’ başlığı adı altında gösterildi. İKSV Tiyatro bölümünü kutlamak gerekir. Genç tiyatro grupları içinden yıldızı günden güne parlayan Didaskali’yi festivale dahil etmek zekice bir düşünce. Grubun Türkiye’de üçüncü oyunu olan ‘Maşenka’ kalabalık kadrosuyla yeni dönem genç tiyatroların neleri başarabileceğini tiyatro seyircisine tüm çıplaklığıyla gösterdi. Çisil Oğuz ve Berker Zor’ un yazdığı oyunu yine Çisil Oğuz yönetirken; sahnede Metin Akdülger, Selin Altıparmak, Mert Kejanlıoğlu, Esme Madra, Çisil Oğuz, Nadir Sönmez ve Emre Yetim görev alıyor.

Konuya geçeyim hemen. Olay 1940’lı yılların Türkiye’sinde yaşanıyor. Rusya’daki savaştan kaçarak İstanbul’a sığınan bir avuç Rus’un çaresizlik içindeki kısa görüntüsü, tarihin içindeki önemli olayları ön plana çıkarmış. Oyunu izlerken İstanbul’a sığınan Rusların neden ülkelerinden kaçtığını detaylı şekilde düşündüm. Bolşeviklerin Ekim 1917 Devrimi en gerçekçi neden olabilir. Çarlık Rejimi destekçisi olduğunu tasavvur ettiğim bu insan grubu kendi içinde küçük bir dünya modeli oluşturmuş. Ya da 2. Dünya Savaşı’ndan dolayı kaçışı da düşünebiliriz. Çünkü konu ilerlerken Sergie’nin söylediği ‘ben savaşmama hakkımı kullanıyorum’ cümlesi aklıma takıldı. O sebepten ya da bu sebepten; her ne sebepten olursa olsun vatanlarından uzak, sadece evin içinde kendi kültürlerini yaşayan bir insan grubunun kısa görüntüsü, dünyanın nasıl bir kaosun içinde savrulduğunun en büyük kanıtı sayılır. 1940’lı yıllardan önce yaşanan Birinci Dünya Savaşı ve o yılların içinde başlayan İkinci Dünya Savaşı insanların ruh hallerini çökertmiş, insani ilişkilerde ciddi güven bozukluğu yaratmış. Katia’nın (Çisil Oğuz) evinde (pansiyon) toplanan; Ganin (Metin Akdülger), Anna (Selin Altıparmak), Timur (Mert Kejanlıoğlu), Alex (Esme Madra), Sergei (Nadir Sönmez), Boris (Emre Yetim) yaşanan travmatik çöküşün önemli örnekleri. Ganin’ in evde Anna ile olan cinsel yakınlaşması, akabinde Sergie’ nin karısıyla geçmişte yaşadığı aşkı uluorta haykırması olayları büyük çıkmaza sokarken, Sergie beş yıldır görmediği karısı Maria ile buluşmak için pansiyonda son hazırlıkların içindedir. Ganin, duygusal çöküntüsüyle beraber Yugoslavya’ya gitmek için plan yapar, ama son anda Katia ve Sergie ile tartışmaları yüzünden gitmemeye karar verir.

Oyunu yöneten Çisil Oğuz, yazdığı metnin dramatik kurgusunu sağlam bir çatıda topluyor. Benim huyumdur, izlediğim oyundan illaki politik bir mesaj çıkarırım. Yönetmenin de bu açıdan derdi olduğunu düşündüm. Dönemin koşullarına göre dizayn edilen sahne yapısı dört dörtlük bir iş. Aristokrat hayatlarını özenle sürdürmeye gayret eden kişilerin görüntüsü seçkin düşünce örnekleriyle desteklenmiş. Oyuncu kadrosunun sağlam kişilerden oluştuğunu görüyorum. Emre Yetim’in duygusal anlara kattığı espriler konuyu yumuşak zemine çekerken, yönetmenin Fransız Tiyatrosu’ndan gelen fikirsel bütünlüğü olayların ‘nesne-oyuncu’ bağlamında ele alındığını kanıtlıyor. Konu işlenirken aradaki derin sessizlik dikkat çekici biçimde gerilimi zirveye taşıdı. Kaosu seyirciye ulaştıran yönetmen, bunu gerçekleştirirken ‘sessizlik’ olgusunu başarıyla kullandı. Çisil Oğuz’ un oyunculuğuna ve yönetim anlayışına hayran kaldığımı belirtmeliyim. Dekorun ve kostümün dönemsel inceliğe göre seçilmiş olması ortadaki işin ne derece özenle oluşturulduğunun göstergesi. Nadir Sönmez ve Metin Akdülger ikilisi sahnede ön planda, fakat ekibin tamamı konuya hakim, başarılı!
Didaskali Tiyatro’nun üçüncü yeni projesi, politik ve sosyolojik bağlamda enteresan konusuyla seyircilerini bekliyor. Oyun festival sonrası D22’de gösterimlerine devam edecek.

Sanat Haberlerimiz



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


+ yedi = 16

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>