Ayrıcalık Gene Neşede: ‘Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı’

Üstün Akmen

Yedi sezondur ekip ruhu oyunculuğuyla dikkat çeken, içerikli-mizahi oyunlarla kendine özgü bir tarz yakalayan Tiyatroadam, bu sezon “Epik Tiyatro”nun Kurucusu 20. yüzyılın en etkili Alman Şairi, Oyun Yazarı ve Tiyatro Yönetmeni Bertolt Brecht’in (1898-1956) 1941  yılında yazdığı “Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı” başlıklı oyunu ile perdelerini açtı.

Epik tiyatro örneği bu antifaşist oyunda, Hitler’in iktidara yürüyüş öyküsü ile ünlü Chicago’lu Gangster Al Capone’un öyküsü örtüştürülüyor. İktidar ve sermaye günübirlik çıkarlar adına, yasaları çiğneyerek iş birliği yaptığında; ülke siyasetinin, toplumsal düzenin onarılmaz ve geri dönülemez bir baskı rejimine dönüşebileceği gerçeğinin altı çiziliyor.

Bu oyunda Brecht’in “meselci” yanının ustalığını yakından görmek de mümkün.

Çeviri Yücel Erten’in

Oyun, Yücel Erten’in mükemmel bir sahne dili kullanarak kusursuz bir Türkçeyle izleyiciye aktarılmasını sağladığı biçimiyle oynanıyor. Eserdeki konuşma dilinin her türden izleyici için anlamlı ve etkin olmak zorunda olduğunu, bu zorunluluk içinde sözlere nasıl can katacağını çok iyi bilen Yücel Erten’in çevirisi, “Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı”na hiç kuşkum yok ayrı bir değer katıyor.

Benim Tiyatro Anadolu’nun (Eskişehir) taaa ilk yıllarından bildiğim, tanıdığım Ümit Aydoğdu ise eseri sahneye taşıyor.

A Capella Müzik Uymuş Mu?

Ümit Aydoğdu, epik tiyatronun özüne uygun olmasına dikkat ederek ve çağdaş bir yorumla rejisini yaptığı “Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı”nda izleyicinin gözlemci kılınarak etkin bir duruma sokulmasını başarıyla sağlamış.

Oktay Köseoğlu, dramatik müziğin (operanın) karşıtı iletici, metni yorumlayıcı, metni varsayıcı, davranışları sergileyici epik müzik yerine müzik terminolojisinde A Capella olarak geçen çok sesli müzik türünü denemiş, enstrüman olarak insan sesini kullanmış.
Epik tiyatroda önemli olan konuşma, şiirli konuşma ve şarkı arasındaki ayrımın ortaya konabilmesi, belli bir uzaklık yaratılması yoluyla, duyguları uyandırıcı bir öğe olarak kullanılması değil mi?

Öyle!

Yargı verdirici bir öğe olarak kullanılması değil mi?

Evet!

Burada A Capella, bir yabancılaştırma etmeni olarak kullanılmamış, ama oyunun göstermeci niteliğini ve açık biçim özelliğine hiç ters düşmemiş.

Bu “ters düşmemiş”te, A Capella’nın oyuncular tarafından kusursuz icra edilmesinin de payı göz ardı edilemeyecek boyutta.

Dekor, Kostüm, Işık

Barış Dinçel’in dekoru, metafizik ve idealist bir yoruma elvermeyecek biçimde tasarlanmış.
Diğer taraftan, hem natüralist tiyatronun kaba maddeci, hem de simgeci tiyatronun öznelci sahne düzeni anlayışına karşı bir üsluplaştırma; burjuva tiyatrosunun yanılsamacı sahne düzeni anlayışına karşı Brechtvari bir yapılanma yapılmış.

Diğer taraftan, Dinçel’in kostümleri de izleyicinin içine mükemmelen siniyor.
Yüksel Aymaz da ışıklamasını, Brecht’in istediği biçimde sadece aydınlatma ve renklendirme için kullanmış.

Oyunculuklar  
Sekiz oyuncunun kırka yakın karakteri dönüşümlü olarak oynadığı oyunda oyunculuklar her türlü takdirin üstünde hiçbiri rolüyle özdeşleşmiyor, tam tersine rolünü aşıyor, yani oyunun bir yabancılaştırma etmeni olarak kullanılması sonucu “tarihselleştirme” yaratılabiliyor.

Brecht: “Kişilerin yoktur bir önemi,/çerçevedir var eden o dönemi/

Siz de görün resmi değil onu içine alan çerçeveyi” diyor ya, oyuncular birer birer ve hep beraber o çerçeveyi başarıyla çiziyor.

Neslihan Arslan’ı Hemen Eleştirmek Doğru Değil 

Arturo Ui’lerde Ayça Koyunoğlu, Çetin Kaya, Deniz Özmen, Gökhan Azlağ, Fatih Koyunoğlu karakteri görme ve dokunma, işitme duyusundan çok daha az düzeyde, zihinsel içe bakışla daha kesin ve daha ayırt edilebilir nitelikte yorumluyorlar.

Neslihan Arslan bu konuda eksik kalıyor, Arturo Ui’nin dış biçiminden ve çatısını oluşturan noktalardan destek alamıyor ve yönünü bulamıyor.

Gel gelelim, Neslihan Arslan Rıhtım Gülü Daisy’de ve Dullfeet’in karısı Betty’de bütünlüklü doğalcı oyunculuğunda, psikolojik ve davranışsal olarak müthiş olumlu işaretler veriyor.
Gökhan Azlağ’ın özellikle (Dogsborough’un Oğlu’nda)  üzerinden sapır sapır yetenek dökülüyor.

Fatih Koyunoğlu Gazeteci Ted, Belediye Başkanı ve Hook’da sahne üstü eylemlerini soğuk, teorik biçimde aklı aracılığıyla analiz etmiyor, can verdiği karakterlere fevkalade pratik olarak yaşamı, insancıl deneyimleri, kendi öz alışkanlıkları, sanatsal duyguları, sezgileriyle yaklaşıyor.

Aşkın Şenol, özellikle Belediye Başkanı Dogsborough, Gangsterlerin Başı Ernesto Roma ve Oyuncu’da aksiyonları icra ederken gerekeni kendi başına arıyor, kendi doğasını yardıma çağırıyor. Bu süreci doğasının bütün zihinsel, coşkusal, ruhsal, fiziksel güçleri tarafından eş zamanlı olarak yürütüyor. Alkış pastasından aldığı payı hak ediyor.

Ayça Koyunoğlu, yazarın sunduğu verili durumları, olguları ve olayları listeye dökmüş, oyunu küçük parçalara bölmüş, ayıklamış, çözümlemiş, sorular sormuş, bütün olguları tartmış, varsayımlar üretmiş.

Bowl’da Deniz Özmen, Soruşturma Komisyonu Başkanı O’Casey’de Berk Yaygın, Ernesto Roma’da Çetin Kaya, 6. Tabloda Belediye Başkanı Dogsborough olarak Deniz Özmen ciddi anlamda göz dolduruyorlar.

Ne diyeyim!

Bu sezon aldıkları tüm ödülleri el birliğiyle hak ediyorlar.

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


+ yedi = 14

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>