Müge Gürman’ın “Çehov Makinesi”

Sadece Türkiye ve Avrupa Değil Dünya Çapında-Çağdaş Türk Tiyatrosunu Temsil Edebilecek, Özgün- Bir Oyun Olarak Müge Gürman’ın “Çehov Makinesi” Oyununun Eleştiri ve İncelemesi

Savaş Aykılıç

Oyunun Künyesi

Yazan: Matei Visniec

Çeviren: Mete Gürman

Yöneten: Müge Gürman

Dekor Tasarımı:Zeki Sarayoğlu

Kostüm Tasarımı: Şirin Dağtekin Yenen

Işık Tasarımı:Akın Yılmaz

Dramaturg – Görüntü Tasarımı – Koreograf: Müge Gürman

Yönetmen Yardımcısı: Erkan Taşdöğen

Asistanlar: Fatih Sönmez-İsmat Vural

Oyuncular:

Anton Pavlovitch Çehov (Ünlü Rus Yazar Ve Doktor): Fatih Sönmez

Bobik (Üç Kız Kardeş Oyunundan Natalia İvonovna’nın Çocuğu): Hakan Vanlı

Vanya Dayı(Vanya Dayı Oyundan Bir Tip): Levent Öktem

Vassily Vasilyevitch Solyony (Üç Kız Kardeş Oyununda Komutan): Şahin Çelik

Anfisa (Üç Kız Kardeş Oyununda Yaşlı Hizmetçi): Nalan Okçuoğlu

Ermolai Aleksiyevitch Lopakhin (Vişne Bahçesi Oyununda Zengin Tüccar): Erkan Taşdöğen

Anna Petrovna (İvanov Oyununda İvanov’un Karısı): Sanem Öge

Lybov Andreyevna Revneskaya (Vişne Bahçsi Oyununda Mülk Sahibi): Eren Balkan

Nikolai Lvovitch Tusenbach (Üç Kız Kardeş Oyunda Teğmen): Çağrı Şensoy

Yolcu (Vişne Bahçesi Oyununda Bir Tip): Arda Baykal

Firs (Vişne Bahçesi Oyununda Unutulan Uşak): Toygun Ateş

İrina Nikolavyana Arkadina (Martı Oyununda Treplev’in Annesi): Duygu Gökhan

Konstantin Gavrilovitch Treplev (Mart Oyununun Genç Oyun Yazarı): Asmet Vural-Alper Saldıran

Doktor Chebutkin (Üç Kız Kardeş Oyununda Yaşlı Doktor): Levent Öktem

Doktor Lilov (İvanov Oyununda Genç Doktor): Çağrı Şensoy

Doktor Astrov (Vanya Dayı Oyununda Aktif Doktor): İsmet Vural

Olga (Üç Kız Kardeş Oyununda Bir Tipleme): Didem Ertan

Masha (Üç Kız Kardeş Oyununda Bir Tipleme): Aslı Özsaraç

İrina (Üç Kız Kardeş Oyununda Bir Tipleme): Pınar Tuncagil Saldıran

Yazar:

Oyunun yazarı Matei Visniec’i yine Gürman’ın -İst.DT.’de- rejisini yaptığı “Küçük Bir İş İçin Yaşlı Bir Palyaço Aranıyor” (Oyuncular: Levent Öktem, Mehmet Güleryüz ve Özkan Uğur) oyunundan anımsayacaksınız.

Neden Çehov ve Absürd Tiyatro

Matei, oyun broşüründe “Neden Çehov” sorusunu şöyle yanıtlamış: “Çehov, modern tiyatronun tüm aktörleri için vazgeçilmez bir yazardır. Çünkü ben Çehov’un “Absürd Tiyatro”nun habercisi olduğuna inanıyorum.”Üç Kızkardeş”in asla gerçekleşmeyecek olan Moskova’ya gitme “bekleyiş”i Beckett’in “bekleyiş”inden öncedir…Vişne Bahçesi’nde, ikincil bir karakter olan “Yoldangeçen”, (Beckett’in “Godot’u Beklerken” oyun kahramanları) Estragon ve Wladimir’e metafizik serseriliğin yollarını açar.”

Özet

Yazar, “Çehov’un kendi değişik tiplemeleriyle karşılaştığı, değişik oyunlarından alınma tiplemelerin de birbirleriyle karşılaşıp konuştukları “ bir oyun yazdığını söylüyor. Karakterler, “ölüm döşeğindeki” Çehov’u selamlarlarken karamsar, şiirsel bir atmosfere yakalanırlar. Ancak bu durum aynı zamanda komiktir de..” diyerek oyunun temel kurgusunu da özetlemiş.

Çehov’un Yazarlık Şifreleri

Yazar, bu oyunla Çehov’un yazarlık şifrelerinin peşine düşmüş gibidir adeta: “Bazı oyun karakterlerinin –Treplev, Firs, üç kız kardeş gibi- yazarla son buluşmaları, Çehov’un evreninin gizemini ve tekniğini doğuran mekanizmayı anlatmak için pek çok anahtar sunar.”

Çehov’u Bilmeyenler de Zevkle İzleyebilir

“Her şeyden önce Çehov’un oyunlarını pek bilmeyen seyirciye bile dokunacak kendi ayakları üzerinde duran bir oyun yazmak istedim” diyerek de hedefini vurgulamış.

Yazmanın Gizemini Umutsuzca Anlama Çabası

“Çehov Makinesi”, beni absürd ve grotesk tiyatronun etkilediği denli güçlü bir şekilde etkileyen bir yazara saygıdır. Ve yazar Visniec’in “yazmanın gizemini” umutsuzca anlama çabasıdır” diyerek de adeta yönetmene gideceği yolda bir pas atmış/yol göstermiş gibi duruyor.

Çehov Karakterleri, -Çehov Oyunları Dışında, Farklı Zamanlarda/Dönemlerde Hatta Bazan Çağlarda, Farklı Durumlarda, Farklı Bir Kurguda -Aynı Sahnede

Demek oluyor ki -sanıldığının aksine- “Çehov Makinesi” bir uyarlama değil; Çehov ve oyun kahramanlarından esinlenerek “yeniden yazılmış” özgün bir oyun. Ne sahneler ne de kahramanların hiç biri Çehov’un oyunlarından bire bir alınmamış. Tam tersine yazarın hayel dünyasında ya Çehov oyunları dışında kalan ya da oyunlardan yıllarca bazen de dönemler yüzyıllar sonraki zamanlarda geçiyor.

Çok Katlı Çok Katmanlı Bir Oyun

Çehov’u ve eserlerini bilmeyen izleyicilere olduğu kadar, bilen izleyicilere de katmanlı olarak çifte keyif yaşatan bir piyes ile karşı karşıyayız.

Kurgu

Oyunda iç içe geçen iki temel kurgu göze çarpıyor. İlki, oyunun kahramanı yazar Anton Çehov’un ölüm döşeğindeki son gecesinde, oyun karakterleri ile karşılaşmaları ve hayatla ve sanatla hesaplaşması…. Diğeri ise, “Yoldan Geçen”in Çehov’un cenazesine yetişmek için izlediği yol,vişne bahçesinde kaybolması, doktorlarla olan sahnede, oyunun finaline doğru cenazeye yetişmesi.

Oyunda Zaman

Tam olarak söylemek gerekirse oyun Çehov’un sanrılar ve kan tükürdüğü acılar içindeki son gecesinden başlayarak, kendi yarattığı karakterler ile karşılaşarak ve onlarla teker teker hesaplaştıktan sonra -Çehov Karakterleri Müzesi sahnesi-–neredeyse günümüze kadar geliyor.

Canlanan Heykel/Resim/Kukla Motifi ve Pigmalion Etkisi

Yazarımız görünen o ki sanatta çokça kullanılan “canlanan heykel/resim/kukla vb.” motifinden esinlenerek bu izleği yeniden yorumlamış. Bilindiği üzere, mitolojide Pigmalion denince akla heykeltıraşın yarattığı esere aşık olması ve tanrıların da bu heykeli canlandırması /“canlanan heykel” akla gelir.

Çehov Makinesi ve Pigmalion Etkisi

Pinokyo da yaratıcısı Jüseppe baba ile aslında Pigmalion Etkisi’nin masal versiyonu değil midir ? Çehov Makinesi” oyununda ise hem yazarın parantez aralarındaki “canlanan resimler” ile hem de bir “kuklanın canlanması gibi”, Çehov oyun karakterlerinin kitaplardan çıkarak adeta canlanmaları/ikinci bir hayat sürmeleri ile “Pigmelion Etkisi” görülüyor.

Nitekim oyuncuların donarak verdiği resimler ile bazı sahnelerin başında o sahnenin kahramanlarının (örneğin Çehov ve İvanov) pencere karesinde verdiği pozlar bu etkiyi destekler gözüküyor.

Çehov Karakterlerinin Ruhlarının Sahnede Arz-ı Endam Etmeleri

Bu anlamda, Dante’nin “İlahi Komedya”sında olduğu gibi; ya da Homeros’un Odisea’sında Odiseus’un dünyanın kıyısındaki Yer altı ülkesine inerek ya da bir şamanın ya da medyumun ruhlarla konuşması gibi; Çehov karakterlerinin ruhları da sıra ile sahnede arz-ı endam ediyorlar.(Macbeth’in dediği gibi:”Hayat dediğin nedir ki, yürüyen bir gölge, bir zavallı kukla bu sahnede! Bir saat boyunca boy gösterip boyun kırıp gidecek! Bir daha da duyulmayacak ne sesi ne de nefesi !”

Belki de bu yüzdendir bütün oyun karakterlerinin yüzlerini beyaza boyamaları… Ve sisler arasından, adeta öteki dünyadan /sanat dünyasından(cehennemden ?) gelen bir çeşit zombiler / yürüyen ölüler gibi ilk anda korkutucu/tedirgin edici/merak uyandırıcı olmaları… Belki de ancak sahneye geldiklerinde yaşamaya başlıyorlar ve insanlaşıyorlar /ölümsüzleşiyorlar şeklinde de yorumlanabilir.

Belki de. Bilmiyorum. (İşte gördünüz gibi bu oyun insanı alıp götürüyor, günlerce oyun üzerine konuşabilirsiniz ve yine de konuşmaya doymayabilirsiniz.)

Kim bilir, gülen (komedi) ve ağlayan(dram-trajedi) diye ayrı ayrı gördüğümüz -yanlışlıkla öyle sandığımız- tiyatro sanatının simgesi olan masklar, belki de bize diyalektik olarak her ikisinin de (gülme ve ağlama) / bu dünya ve öte dünya /sanat dünyası, bir bütündür. Düşmek;düşen için acı veren/simgesel anlamda trajik olabilir ama o ana tanık olan izleyicinin ilk tepkisi komik /gülme olabilir pekala.

cehov908

Oyunun, Alanının Benzerleriyle Karşılaştırılması

Oyun bu düşsel sanrılı ve kabuslu atmosferi ve kurgusu bakımından Pirandello’nun “Altı Şahıs Yazarını Arıyor” adlı oyununa benzetilebilir. Hatırlanacağı üzere, Woody Allen’in “Kahire’nin Mor Gülü” filmi de bu izlekten esinlenerek çekilmişti.(Hadi bizim sinemamızdan da –bu konudan esinlenerek çekilmiş -son bir örnek vererek bu parantezi şimdilik burada kapayalım: “Atıf Yılmaz’ın çektiği, senaryosunu da Macit Koper’in yazdığı “Ah Belinda” filmi.)

Fantastik Grotesk ve Absürd Bir Dünya

Yazar Visniec,“Çehov Makinesi”nde de “(…)Yaşlı Bir Palyoço Aranıyor” oyunundaki gibi, yine eserini, düşsel / fantastik, grotesk ve absürd bir dünyada geçiriyor /işliyor.

Hayat Bir Sınav, Bir Değer/Anlam-Görev Yeri Midir Yoksa Anlamsızlık/Saçma/Absürd, Hayal, Rüya Yeri Midir

Çehov makinesi, işte bu iki farklı dünya görüşünden Tanrı merkezli, ödevci, bir’ci,tek’ci olanından farklı olarak bu dünya görüşünü sorgulayan, eleştiren, kuşkucu bir dünya görüşünden bakıyor hayata.

Varoluşçuluktan Nihilizme Yaşamın Saçmalığı

Bilindiği üzere, Varoluşçu felsefe ve yazarları örneğin Camus ve Sarte absürd tiyatronun stajı ve genel provasıydı; onların nihilizm/hiççilik, karamsarlık,veba-sıkıyönetim ile faşizm sembolizmi ve totalitarizm eleştirisi absürd tiyatro ile sirk-faşing-karnaval karışımı bir grotesk korku ve eğlence plastiğine dönüşecektir.

Neden Sonuç İlişkisi Yerini Mantıksız Olana, Akıldışılığa Ve Onlar Da Yerini Sanatta Sezgiye Bırakıyor

İki dünya savaşı geçiren Batı insanı ve sanatı hayatı, dini ve sanatı sorguluyor; tekçi dünya görüşü, neden sonuç ilişkisi (mantık) yerine Sisyphos örneğindeki gibi yerini insanın boşuna /SAÇMA bir çabası/uğraşı (ANFİZA- Neden ölü bir atı kamçılamaya devam ediyorsunuz?”) haline dönüşmüştür.

Klasik Tiyatronun Neden-Sonuç İlişkisi, Mantık, Birlik, Tutarlılık Yerine Modern Tiyatronun Yaratıcı Sezgilere Katılımcı Hayallere Dayanması

Sonuçta da karşımıza, neden sonuç ilişkisi ile ilerlemeyen, mantık-akıl birlik bütünlüğü ve tutarlılık yerine değişik okumalara/yaklaşım biçimlerine/yorumlara açık, düşsel, gerçeküstücü, sezgilerimizle, çağrışım/gönderme ile algılayabileceğimiz ve alımlayabileceğimiz bir oyun çıkıyor.

“Zaman ve Mekanın Bir Arada İfade Edilmesi”

Resimden örnek vermek gerekirse; örneğin bir keman klasik bir resimde tek bir gözün karşıdan bakış açısı ile verilirken, modern (kübist) resimde aynı kemanın çok değişik bakış açılarından (karşıdan,yanlardan,yukarıdan,aşağıdan bütün yönlerden/gözlerden) görünümlerinin aynı anda tuvalde görünmesi sağlanıyordu.(Bkn. Marcel Duchamp’ın «Merdivenden İnen Çıplak» (1912) adlı bu tablosu, tek bir hareketin ardışık aşamalarını üst üste gösterisiyle dikkati çeker. Hareketin böyle soyut bir biçimde verilmesi, Duchamp’ın deyişiyle, zaman ve mekânın bir arada ifade edilmesini sağlar. Philadelphia Milli Müzesi, A.B.D.Kaynak: http: //www.msxlabs.org /forum/sanat/16276-sanat-akimlari-kubizm.html#ixzz2oDF6L7S3)

Neden Sonuç İlişkisi Yerine Her Sahnesi Kısa Oyun Olan Bir Piyes

“Çehov Makinesi” de işte bu “Merdivenden İnen Çıplak” tablosunda olduğu gibi, “geçmiş-gelecek ve şimdi” aynı anda sahnede ! Ele aldığı konuyu neden sonuç ilişkileri ile işleyen bir oyun yerine; her sahnenin kendi başına birer müstakil kısa oyun olduğu, parçalı epizodlardan oluşuyor. Her sahnede Çehov’un bir başka yönünü görüyoruz/keşfediyoruz.Her sahnede Çehov’u başka bir bakış açısı ile inceliyoruz.

Çehov Makinesinde Zaman ve Oyunun Özeti

Yazar, “üç birlik kuralı”nı yerle bir edip paramparça etmiş.Yer, zaman ve konu birliği darmadağın edilmiş. Oyun Çehov’un son gecesi, Üç Kız Kardeş’in yaşlı hizmetçisi Anfiza-Çehov sahnesi ile başlıyor,.Sonra (sonradan Çehov’un cenazesinin kalkacağı tren istasyonuna yetişmeye çalışan) “Yoldan Geçen” ve Vişne Bahçesi’ni kesip çıldırmış olan Lopakhin ile devam ediyor.

Geriye dönüşlerle, ilk perdede, önce “Martı” oyununun iki kahramanına; Treplev ve Arkadina’ya konuk oluyoruz. Sonra da yazarın “Üç Kızkardeş” oyunundaki düellodan ve “Düello” romanından esinlenerek yazılmış bir düello sahnesine tanık oluyoruz ki Çehov burada düellonun hakemi rolündedir aynı zamanda.

Ve yazarın Sibirya hapishanelerini gezerek yazdığı “Sürgün” romanı ve Vanya Dayı oyunundan bir kolaj geliyor karşımıza; hapishanedeki Vanya ve onunla röportaj yapan Çehov sahnesi. Birinci perde Vişne Bahçesi karakteri Arkadina’nın Nis kumarhanelerinde geçen düşkünlük yıllarına rastlıyoruz Çehov ile birlikte.

İkinci perde Vişne Bahçesi oyununun sonunda yazlıkta unutulan yaşlı uşak Firs ve Çehov sahnesi var. Onu Üç kızkardeşin Çehov’a veda sahneleri ve Çehov’un ölüme hazırlık ve ölüm sahnesi geliyor.

Tam her şey bitti derken oyun yeniden başlıyor; Çehov “diriliyor” doktorlar sahnesinde. Oyunun başında ve bir de düello sahnesinde gördüğümüz “Yoldan Geçen” nihayet Çehov’un Nikolay İstasyonundaki cenaze törenine yetişiyor.

Finalde oyun zamanda ileri-geri zikzaklar çizmeyi bırakıp günümüze sıçrıyor ve kendimizi bu kez de günümüzde Yalta’da balmumundan yapılma “Çehov karakterleri müzesi”nde buluyoruz. Müzenin bekçisi ihtiyar ise geçmişteki Üç Kız Kardeş oyunundaki bebek Bobbick’tir. Çehov’un ruhu/hayaleti her beş on yılda bir gelip burayı ziyaret etmektedir.

Delilikle dahilik arasında çılgınca gidip gelen bir zekanın ürünü olan oyunun sonunda; yönetmenin yazarın hiç de altında kalmayan “insanın çarpan,sarsan,ezber bozan,tabular deviren,şok eden,insanı uçuran yüksek akıl oyunu olan “manyak rejisi” ile, oyun boyunca sahnede boy gösteren karakterler, Çehov’u hep birlikte sonsuzluğa/evrenselliğe/ölümsüzlüğe uğurlayarak dönmekte olan dünya sahnesindeki yerlerini alıyorlar.

Sürrealizm/Gerçeküstücülük/Gerçekötesicilik ve Çehov Makinesi

Nasıl ki sürrealist/gerçeküstücü bir resimde (örneğin Salvador Dali) göz odağınızın küçük bir yer değiştirmesi ile örneğin bir dağ bir insana/bir ata/bir kadına vb. dönüşebiliyor ise; “Çehov Makinesi” oyunundaki durumlar –karakterler, resimler/tablolar-sürekli değişebiliyor ve başka bir şeye dönüşebiliyor.

Expresyonizm/Dışavurumculuk ve Çehov Makinesi

Çehov, ailesi, doktorluğu, yaşamı, müzmin hastalıkları , dönemi, çağı, Rus Klasik Yazarları (daha çok göndermeler/atıflar/alıntılarla da olsa), Rusya’nın 19 – 20 ve 21 yüzyılı tarihi vb. pek çok oldukça geniş ve dağınık konu yazarın usta sihirbaz değneği misali kaleminde ve aynı şekilde yönetmenin dahice fantastik dünyasında büyük ve güzel bir dışavurumcu tabloya dönüşüyor.

Grotesk Yorum Denince Ülkemizde Akla Hemen Müge Gürman Adı Gelir

Yönetmen Müge Gürman’a gelince…Gürman, Türkiye Tiyatrosu’nda hangi oyununu izlerseniz izleyin kendisini teşhis edebileceğiniz; -emsalleri içinde nadiren rastlanılan- kendine özgü /şahsına münhasır özgün bir sahneleme biçemi/üslubu olan, ülkemizde grotesk tiyatro ya da tiyatroda grotesk deyince akla ilk gelen isim…

Her Oyunu Bir Sonraki Oyununun Genel Provası Olan, Tarzını/Üslubunu/Biçemini/Janrını/Stilini Her Rejisi ile Biraz Daha Olgunlaştıran ve Geliştiren, Sıradan Bir “Sahneye Koyan” Değil Kelimenin Tam Anlamıyla Rejisör, Kendi Özgün Dili ve İmzası Olan Sanatçı Bir Yönetmen

Gerçekten de yönetmenimiz DT’deki ilk rejisi “Cadılar Macbeth”inden başlayarak “Köprüdeki Adam”, “Woyzeck”, “Hamlet”, “Bernarda Alba’nın Evi”, “Yaşlı Bir Palyaço Aranıyor”, “Müfettiş”, “Salome”, “Carmen” oyunlarında adım adım kendine has grotesk üslubunu inşa etti/imbikledi, damıttı, kıvamına getirdi…

DT gibi Müge Gürman’ın da bir B planı/seçeneği yok. Değil Türkiye, dünya çapındaki bu filozof yönetmeni fark edelim ve değerini bilelim.

Benim bilebildiğim kadarıyla bir tek Yücel Erten yurtdışında (Almanya’da) reji okudu. Işıl Kasapoğlu Fransa’da,Mehmet Ergen İngiltere’de, Müge Gürman Almanya’da reji alanında çalışmalar yaptılar, oyunlar yönettiler, oralarda yaşadılar. Avrupa tiyatrosunu yakından takip ettiler. Bir elin parmaklarını geçmeyen sayıdalar.

Yurtdışını bilen, oralardan oyunlar getiren rejisörlerimiz çok. Ama Türkiye’yi oralarda temsil edecek özgün yönetmenlerimiz çok daha az. Bence bunların başında da Gürman geliyor.

Grotesk Nedir

Peki ama nedir grotesk? Grotesk olan nedir tiyatroda? Grotesk bir sanat biçemidir. Komedi ve dramın/trajiğin, iç içeliği, bir aradalığı, aynı anda var olmasıdır diyebiliriz grotesk için. Mona Liza gibi, aynı anda hem gülmenizin hem de ağlamanızın gelmesidir. Çarpıcıdır grotesk, çarpar, çarpıktır, neye değse çarpıtır; büyütür, keskinleştirir, abartır, karikatürleştirir.

Grotesk Tiyatro Nedir

Bu anlam(lar)la da tiyatronun özü, öz-tiyatrodur, tiyatronun henüz türlere ayrılmadan önceki membaı, özkaynağıdır denilebilir. Düşsel ama gerçekten daha gerçek bir hayal, yüksek ve alçak sanat; mutlak ve görece, ulvi ve aşağılık, şeytan ve melek vb.tüm zıtlıkların kah uyumlu kah uyumsuz bir harmonisi, dışavurumcu, gerçeküstücü bir evrendir grotesk.

Sinemada Grotesk

Sinemadan örnek vermek gerekirse; “Metropolis”, “Maymunlar Cehennemi”, “Beter Böcek”, “Batman”, “Yüzüklerin Efendisi”, “Mask”, “Pulp Fiction”, “Harry Potter” vb. grotesk bir üslupla çekilen filmler ya da grotesk bir atmosferde/dünyada geçen filmler olarak anılabilirler.

Romanda Grotesk

Romandan örnek vermek gerekirse; Franz Kafka ve George Orwel’in bütün eserleri ile fantastik ve kurgubilim edebiyatın kimi derinlikli eserleri ile absürd/saçma tiyatronun hemen tamamı grotesk biçemdedir denilebilir.

Çehov Makinesinde Grotesk En Çok Metinde, Oyunculukta, Rejide ve Kostümde Göze Çarpıyor

Çehov Makinesi’nde grotesk; ilk olarak daha oyun öncesi fuayedeki fotoğraflardaki oyuna ait kostüm, makyaj ile oyuncuların jest ve mimiklerle sizi karşılıyor. Gerçekten de oyunun “Afife Jale En İyi Kostüm” ödülü alması bunun bir kanıtı sayılabilir.(Benim gönlümde “En İyi Reji ve En İyi Yapım” ödülleri de bu oyunundur…)

Müge Gürman ülkemizde grotesk tiyatroyu en iyi bilen, bu yöntemi en iyi ve yetkinlikle kullanan rejisör olduğunun kanıtı oyundaki bütün parçaların onun tarafından bu grotesk dünyaya hizmet edecek şekilde tasarlanması, kurgulanması ve projelendirilmesinde yatıyor.

Panayır-Şenlik-Faşing-Sirk-Karnaval Dünyası

Çehov’un şiirsel atmosferi, Gürman’ın elinde “felsefi ve görsel bir şiir” şölenine dönüşmüş.Dört duvar arasına sıkışmış Çehov oyunları ve karakterleri,duvarları yıkmış,alanlara,panayırlara,şenlik ve alaylara,faşing ve karnavallar dünyasına karışmışlar adeta.

Yirmi Birinci Yüzyıl Oyunculuğu

Gerçekçi,naturel(doğal)-Stanislavsky’ci oyunculuk ekolü yerini modern clawn (soytarı-palyaço-mimus karışımı) oyunculuğa bırakmış.Sahnelerde bundan böyle sadece boynundan yukarısı konuşan/oynayan klasik /radyofonik oyuncular yerine; beden dili ön planda yeni kuşak bir oyunculuk tarzı gelecek gibi görünüyor.

Dans edebilen, bedenleri bir akrobat-cambaz kadar atletik ve çevik, pandomimacı kadar beden diline hakim,bir duyguyu ve bir düşünceyi sadece dili ile değil gövdesi-jestleri-gestusları, mimikleri ile kendini aynı anda bir ressam gibi, hem tuval, hem boya, hem de fırça gibi kullanabilen, bu yeni tarz oyunculuk ülkemizde de gitgide yaygınlaşacak gibi geliyor bana.

Müge Gürman’ın Grotesk Rejisini N Analizine Giriş

Gürman’ın grotesk rejisini nasıl derinlikli, felsefi, şiirsel, bilinçaltı-bilinçüstü-bilinçdışı göndermelerle nasıl bir grotesk sahne dili geliştirdiğine ilişkin bir iki somut örnekle bu savlarımı ikna edici delillerle kanıtlamak isterim:

Gürman’ın Başyapıt Sanat Eserlerine Göndermelerle Dolu Rejisini Anlamlandırma/Anlama/Yorumlama/”Oyun”a Daha Çok Katılabilmek İçin; Sanat ve Kültür Birikimi Olan, Bilinçli, Çok “Okuyan”, Entelektüel Seyirciye Gereksiniyor Gibi Görünüyor

Oyunda beni en çok etkileyen sahnelerden birine, birinci perdenin finalindeki ; “Vişne Bahçesi” oyunundaki mülk sahibi soylu Lybov Andreyevna Ravneskaya’nın Nis kumarhanelerinde düşkün bir dilenciye dönüştüğü tiradına bir göz atalım.

Revneskaya’da Oidipus’un Vicdanına ve Körlüğüne Gönderme

“Vişne Bahçesi”ni satan, mutsuz evlilikleri nedeni ile her seferinde biraz daha batan, en sonunda da biricik oğlunu bir gölde boğularak kaybeden Ravneskaya,iç hesaplaşma yaşadığı; “ruhu ile ‘oynadığı’ sahnede gözlerini iki altın madeni para ile kapar ! Neden ? Ustaca bir dramaturgi ile ve görüntü tasarımı ile yönetmenimiz Gürman, Ravneskaya’nın “para-göz”lüğünü ve “Oidipus” gibi “günahlarının bedelini”; “paranın gözlerini kör etmesi”ni iki altın parayla; “körlükle” sembolize ve soyutlama ile anlatma yoluna gitmiştir de ondan.

Bilmece, Şifre, Gönderme/Çağrışım/Atıf Yapma, Anoloji /Benzetme, Soyutlama, Katlama, Katmanlaştırma ve Tersinlemelerle Yüklü (Yazarca/Yönetmence Tamamlanmış-Bitmiş Değil Tam Aksine Seyirci ile Birlikte Seyircinin İç Gözünde Oluşan/Tamamlanan) Bir Anlamlar ve Görüntüler Dünyası Bu

Gürman’ın rejisi bu türden pek çok bilmece, şifre, gönderme, soyutlama, katmanlaştırma ve tersinlemelerle doludur.

Bir Sanat Eseri Okyanusa Benzer; Herkesin Beyin Süngeri Birbirinden Farklıdır, Herkes Ancak Suyu Emme Kapasitesi Kadar Bu Okyanustan Beslenebilir

Oyun daha en başta tek el bir silah sesi açılır; “tiyatroda bir silah varsa/görünürse/ “duvarda asılı ise-o silah mutlaka, oyunun bir yerinde,çoğu zamanda finalinde patlar”a “absürd” bir “gönderme” ve oyunun başında olduğu için de bir “tersinleme”dir bu.

Reaneskaya-Dostoyevsky –Nietzsche Bağlantısı

Oyunun –önoyundan sonraki-ilk sahnesinde; “Üç Kız Kardeş” oyunundaki Yaşlı Hizmetçi “Anfiza”, Çehov ‘u giydirerek “oyuna/yolculuğa/öteki dünyaya…” hazırlarken ayağı takılır ve yere düşerken şöyle seslenir: “Neden ölü bir atı kamçılamaya devam ediyorsunuz?”

Bu, yazarın doğrudan doğruya Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanındaki Raskolnikov’un vicdan azabını simgeleyen karabasan düşüne (aynı sahne daha sonra bunu okuyan Nietzsche’yi de çıldırtacaktır- bir çağrışım/göndermedir.

Oyunun Derin Ana Irmaklarından/Ana Temlerinden Biri Olarak Vicdan Konusu

Bir sonraki sahnede,”Yoldangeçen” ve “Lopakhin” sahnesinde,”Vişne Bahçesi’ni satın alan kahya Lopakhin’i, adeta “kafayı yemiş/üşütmüş/çıldırmış” bir halde kestirdiği vişne ağaçlarının kütüklerini sayarken görürüz.

Hamlet oyunundaki Cladius’un vicdan azabının “gökleri tutan kokusu” gibi bu sahnede de Lopakhin’in vicdanını sesi adeta korkunç bir feryat olmuş, gök gürültüsü gibi göklerde uğuldamaktadır.

Gürman, Lopakhin’in kaderini ve vicdan azabını bir tür kelepçeye dönüştürdüğü vişne ağacı kütüğünü Lopakhin’in bileklerine geçirterek “soyut” “vicdan”ı neredeyse “elle tutulur” bir hale getirerek “somut”lamış.

“YOLDANGEÇEN- Özür dilerim rahatsız ediyorum…Onu duydunuz mu?”

“LOPAKHIN- Ne?”

“YOLDANGEÇEN- Şu sesi…”

“LOPAKHIN- Ha, şu ses.”

“YOLDANGEÇEN- Ne olabilir ki?

“LOPAKHIN- Bilmiyorum.Onu son iki gündür duyuyorum. Günde bir çok

kez…Özelikle de akşamları.”

“YOLDANGEÇEN- Beni biraz korkuttu…İşte yine! Duydunuz mu?

“LOPAKHIN- Evet.”

“YOLDANGEÇEN- İnsan sesi değil.Yo hayır.Çok garip bir ses olduğunu

söylemeliyim.tabi, bu sadece benim düşüncem.”

“LOPAKHIN- Alışırsınız. Ben alıştım.Özellikle akşamları beş-altı kez

duyuluyor…Gece inince de aynı.Tekrar tekrar işitiyorsunuz. Ama ne sesi

olduğunu bana sormayın. Belki de şehirden geliyordur.”

“YOLDANGEÇEN- Yo, şehir çok uzakta…Zaten o yönden de gelmiyor…Yok

canım, daha çok gökten geliyormuş gibi. Burası sizin mülkünüz mü?”

“LOPAKHIN- Evet, şu anda Ermolai Alekseyevich Lopakhin’in arazisi üzerinde bulunuyorsunuz.”

“YOLDANGEÇEN- Ben sadece bir yolcuyum, gelip geçici biri. Aslında, Nicholas İstasyonu üzerinde doğru yolda mıyım, onu merak ediyorum. Bana, vişne bahçesinden gidebileceğimi söylediler… Vişne bahçesinden yol kestirmeymiş… Tabii bu mujiklere asla güvenilmez. Her söyledikleri yalandır. “Bak, vişne bahçesinden geçersen buradan iki verst tutar” dediler… Fakat çok daha uzun yürüdüm. En uzun yol, vişne bahçesinden geçen yol galiba… Ya da istasyon aniden yok oldu. İki saattir yürüyorum ve biraz önce kendime şöyle dedim: “Dikkat YOLDANGEÇEN, hava kararınca insan yolunu işte böyle kaybeder…” Bir de bu acayip sesler! Allah’tan botlarınızın sesini duydum da… Sonra sizi izlemeye başladım… Şey, eğer izin verirseniz sorabilir miyim..? Nicholas İstasyonu’na buradan gidebilir miyim?”

Vicdan konusuna daha sonra Vanya Dayı’da ve hemen diğer tüm sahnelerde bir şekilde rastlıyacağız.

“Tarihte Olaylar İkişer Defa Cereyan Edermiş; İlkinde Dramatik, İkincisinde Parodi” Şiarınca Martıdaki Dramatik Ana Oğul İlişkisi Burada O Sahnenin Skec’ine/Parodisine Dönüşmüş

 Bir sonraki Treplev-Arkadina sahnesinde, “Vişne Bahçesi”nin bu marazi ana-oğul (artist bir anne ile avangard yazar adayı oğul) ilişkisinde çatışma, alay havalarda uçuşurken/gırla giderken, başarısız intihar girişimleri ile alay eden anne ve yaralarını sarmasını umutsuzca isteyen/bekleyen oğul arasındaki kavga Gürman’ın rejisinde naturalizmden tragedya/opera formu arasında gider gelerek seyirciye Martı’daki sahnenin parodisi; operakomik bir stilde, katmanlı bir anlatım sunulmuş.

“ARKADINA- Beni öldüreceksin Kostia, beni öldüreceksin…

(CHEKHOV’a)

Beni öldürecek…Gerçekten…Sinirlerimi tepeme çıkartıp beni hasta etmeye çalışıyor.Önce, şu acemice intihar girişimleri…Şimdi de, onunla bir çocuk gibi uğraşmam için elinden geleni yapıyor…

(Oğluna)

Kostia, bana neden böyle davranıyorsun?

Bir Bilge Yazar Olarak Çehov Ve Genç Yazara Öğütler

Devamındaki Treplev-Çehov sahnesinde ise usta yazar genç meslektaşına edebiyat ve yazarlık dersi verirken Gürman Çehov’u şapkadan tavşan çıkaran sihirbaz misali doktor çantasından mızrak uzunluğunda büyülü bir asa çıkaran –adeta-bir ermişe/bilgeye dönüştürmüş olduğuna tanık oluyoruz.

“CHEKHOV- Eğer bir yazar olmak istiyorsanız? Sözcüğün en derin anlamıyla bir yazar; bağımsızlılığınızı her koşulda korumalısınız. Sizin göreviniz sorular sormaktır, onları çözmek değil. Yazılarınızda sinsi öğüt vermekten kaçının. Mesaj vermeye bile çalışmayın. Mesaj vermeye çalışan bir yazar, eninde sonunda işi çarpıtır. Yaşamı olduğu gibi, hiçbir şey kanıtlamaya çalışmadan göstermelisiniz. Yazar, karakterlerinin hizmetinde olmalıdır, karakterler yazarın hizmetinde değil.

(TREPLEV’in yarasına merhem sürer.)

Araya girip, karakterlerini yargılamaya kalkıştığınız an, oyun bitmiştir, tüm bahisler kaybedilmiştir. Kağıtları kurduğunuzu gören hiç kimse sizinle oynamak istemez. Okurlar, ya okumayı bırakır, ya da isteksizce, zoraki olarak sürdürürler. Bir yazarın yapabileceği en kötü şey ise; karakterleri gibi, yargı, infaz, koruyuculuk ve yorum yapmaktır. Siz ön plana çıktıkça, karakterleriniz silikleşerek kaybolacaktır.

(TREPLEV’e yeni bir bandaj yapar.)

Onun gücünü alıp, kişiliğini çaldığınızda ve sonunda onu öldürdüğünüzde siz de bitersiniz. Diğer taraftan; siz onun arkasında kayboldukça, o daha çok yaşar. Siz ona daha çok yaşama şansı verirseniz, sizden sonra da yaşama şansı olan, kanlı-canlı gerçek bir karakter yaratabilirsiniz… Edebiyat, Konstantin Gavrlilovitch, çünkü büyük edebiyat, aynı zamanda ölüme karşı yapılan bir yarıştır. Gerçek bir duygu yoğunluğuna yaklaştıkça, ölüm geri çekilir… Bir öykü anlatmak istediğinizde, başından beri doğal gözlem durumunda olmanız gerekir. Bu yol size, en azından, gerçekten yaşayan bir şey yaratma şansı verir. Eğer yeteneğiniz varsa, ki sizin var, öykünüz melodrama kaymadan akar gider. Dünyayı tüm basitliği ve gerçekliğiyle ortaya koyar.”

Tusenbach-Solyony (Üç Kız Kardeş) ile Wladamir-Estragon (Godot’u Beklerken) Oyununa; Çehov Üzerinden Beckett’e Saygı Duruşu

Teğmen Tusenbach-Yüzbaşı Solyony’nin (Üç Kız Kardeş’ten iki karakter) düello sahnesindeyiz.., (“Yaratıcıları”-kendi Godot’larını “Bekleme” aksiyonları ile ) –bu iki karakter, onların da yaratıcıları da olan, düello çantasını getirecek Çehov’u beklerler…Yazarımızın ve yönetmenimizin göndermeleri çok açık, çok net:“Godot’u Beklerken” oyunundaki Wladamir ve Estragon’u imlemiş/gönderme yapmış/saygı duruşunda bulunmuşlar….

“Varolmanın dayanılmaz acısını yaşayan” iki hasımdan Tusenbach, “Ağaçlardan en ‘uzun’ ve genç olanı ilk fırtınada yıkılacak” derken Gürman, sahnelemede ‘uzun’ bacaklı “Yoldan Geçen”e bir pencere açarak göstermiş. Tusenbach böylece hem kendine (kendi gençliğine) hem de Uzun Bacaklı Yoldan Geçen’in kaderine -katlamalı bir anlatımla/şekilde- -için için-“yanmakta”/hayıflanmaktadır.

“SOLYONY- İnsan aklıyla Rus aklını birbirine karıştırmayın. Rus beyni diğer beyinler gibi çalışmaz. Bizim beynimiz, Rusya ananın sonsuz uzayında boğulmaktadır. Ve işte bu yüzden de Rus ruhu mutsuzdur. İşte bizim büyük çelişkimiz bu. Yeterince hava alamıyoruz. Rus beyni boğulan bir adam gibidir. Anavatanın sınırsız uzayında boğulurken, hava solumaya çalışır. Boğulmaya başladığı anda da, düşünmeye başlar. Fakat siz, Baron Tusenbach, siz sadece yarım Russunuz. Bu yüzdende bunu anlamanız olanaksız. Sizi öldürmek, benim için, Rus ruhunun bütün gizemleri ve sefilliğini anlatmaktan çok daha kolay…

Bugün, ne güzel bir gün Nikolai Lvovich…Şu kargayı duyuyor musunuz? Oldukça acayip, değil mi? Bugün hava harika, ama yarın yağmur yağacak. Şu anda bu dünyaya ait olan hiç bir şeyi anlamıyorum.”

“TUSENBACH- İkimiz de aynı fasit dairenin tutsaklarıyız Yüzbaşım. Bizi kaçınılmaz bir biçimde yakalayan, her yanımızdan çepeçevre saran, bizi sıkarak boğan dairenin… Başka hiçbir çıkış yok… Ölümden başka… Ancak, olmaya ki…”

“SOLYONY- Karga sesi değil, gerçekten… Daha çok cıvıldıyor…ya da

başka…Ölümden daha beter ne olabilir?”

“TUSENBACH- Daha kötü ne olabilir?Ne diyeyim…Delilik…Gerçek

delilik…Delilik, şeyleri olduğu gibi görür.Hepimizi iyileştirir.Bu parlak deliliğin ne olduğunu biliyor musunuz?Bir gece kabusu gibidir.Onun kabus olduğunu bilirsiniz. Çılgın gibi uyanmaya çalışırsınız ama, başaramazsınız…   Bu, en üst düzeyde bir acıdır… Bunu bilmek insanı…ve… Biraz tütününüz var mı, Yüzbaşı? Tütünü buraya getirecek yerde, aceleyle Irina’da bırakmışım.Canım da nasıl tütün içmek istiyor.”

“SOLYONY, tütünü çıkartır. İkisi de sigara sararlar. SOLYONY sigaralarını yakar. İkisi de sessizce sigarlarını içerler.”

“SOLYONY(kuş seslerini dinler)- Sığırcık olmalı.”

Çehov’un Vanya Dayı Üzerinden Kendi Kendi ve Vicdanı İle Hesaplaşması

Vanya Dayı-Çehov sahnesinde, bir başka katlamalı ve katmanlı anlatımla karşı karşıyayız. Vanya Dayı, Sibirya’da Saharin adalarında çok kötü koşullarda mahkumiyetini yaşarken Çehov’un, -hapishaneler ve mahkumlarla ilgili yaptığı bir gezi röportaj sırasında- yolu onunla çakışır.

Vanya Dayı’nın mahkum olmasına neden olan; öldürdüğü eniştesi Aleksandr Wlademir’in aslında Çehov’un ta kendisi olduğunu anlarız bu sahne finalinde. Gerçek bir aydın olarak yazar kendini de eleştirmekten çekinmez,özeleştiri verir ve Vanya Dayı üzerinden kendi kendisiyle hesaplaşır.

Yazara, Bu Oyunu Film Yapması Halinde Bir Fantezim Var

Ben olsam, seyircinin bu paralelliği ve göndermeleri daha iyi alımlayabilmesi için şöyle yapardım: Oyunun daha ilk başındaki kabus sahnesinde- bir şekilde- evin diğer gerçek akraba üyelerini (Vanya Dayı vb.) Çehov’un sanrılar gördüğü yatağın başında gösterirdim.

Hatta Çehov’un ailesinin ve çiftliğindeki bütün “gerçek karakterler”i ilk sahnede gösterir,sonra da diğer sahnelerde bu gerçek karakterlerin büyük yazarımız Çehov’un çılgın hayalgücüyle ne denli çarpılarak, değişerek oyunlarındaki “kurgu karakterler”e dönüştüğünü yansıtırdım!Ne ki yazarımız bunu yazmayı akıl edememiş işte !…(Filmini yaparsa bari bu önerimi dikkate alsa…)

Grotesk Oyunculukta Bir Doruk Olarak Levent Öktem Virtüözitesi

Gürman ise bunu anlamayı Orhan Veli gibi “sanat eleştirmenlerine ve tarihçilere ve birde Çehov uzmanlarına bırakmayı tercih etmiş. “Grotesk üslubunu”, oyunculukta, özellikle başoyuncusu Levent Öktem’in Vanya Dayı tiplemesi ile billurlaştırmış,som hale getirmiş yönetmenimiz.(Bana göre Levent Öktem bu rolü ile ülkemizin en iyi en usta oyuncularından biri olduğunu kanıtlıyor.Bir rol bu kadar mı incelikli,karşıtlıklarıyla ve sıfırdan başlayarak adım adım grotesk bir şekilde çıldırmasındaki nüanslar ile sanatının doruğunda…)

Mutlu olduğunu söylediği anlarda hıçkırıklara boğulması, öldürdüğü adamın hayaleti ile duvardaki kendi gölgesi üzerinden kavga etmesi, af söylentisi üzerine “saçma” bir şekilde paniğe kapılması ve mahkumiyetinin zorla sona erdirilmesinden korkması, “Suç ve Ceza”’ya, -oyunun lait motifi olan-“vicdan”ı sahne sonunda bizzat anarak atıf yapması… tüm bunlar ve dahası ile bu sahne oyunun en sağlam grotesk sahnelerinden biri haline getirmiş.

Kendimi Tutamıyorum ve Bir Öneri De Yönetmenimize Yapıyorum

Ben olsam perde arasını (iki perdenin dengeli-eşitliği açısından ve duygu ve tansiyon bakımından yüksekte bittiği için bu -Vanya Dayı-doruk sahne ile verirdim. Gürman ise tavizsiz/ödünsüz yorumunu burada da sürdürüyor. Bilerek ve isteyerek seyircinin ve benim beklentilerimizi taammüden kırıyor! Peki ama niye?

Alışıldık/Ezber/Şablon/Taklitten Uzak Bir Sahneleme

Eski-klasik-şablon-yaşamayan tiyatronun alışılageldik ve kullanıla kullanıla artık etkisizleşmiş teknik ve klişe anlatım biçimleriyle işi yok onun. Bambaşka, anlatım biçimleri ile yeni, yaşayan bir tiyatro peşinde çünkü o.

Oyundaki Her Şey Yarım ve Bu Yarımları Tümlemek İçin Seyircilerin De Alışkanlıklarını Değiştirmesi; Pasif Alıcılıktan Aktif Duygu ve Hayal Katılımcılığına Geçmesi Gerekiyor

Bu yüzden sahne sonları –herkesin anlayacağı ve alkışlayacağı şekilde- yüksekte, aniden/ansızın hatta bazen da Anfisa-Çehov sahnesinin finalindeki gibi, cümlenin yarısında bitiyor… (ANFISA- Sizinki acınacak bir öykü! Eğer, en azından…)

Kolay Olana Değil Zor Olana, Ucuz Olana Değil Pahalı Olana; Gülüp Geçmeye/Rahatlamaya/Boşalmaya Değil De; Duyumsamaya / Nüfuz Etmeye / Dolmaya Bu Yolculuk

Bu yüzden perde arası; bir sonraki (Revneskaya-Çehov) sahnesi sonunda sahnede en son Revneskaya ve ölen çocuğunun hayaletinin mankeni kalana kadar boşolan sahnenin son nokta ışığında(vicdan azabından “ölen”/çıldıran Revneskaya ile) sessizce veriliyor Gürman’ın rejisinde. (Komedi dozu çok olan Vanya Dayı yerine trajedi dozu yüksek Revneskaya sahnesini tercih etmiş Gürman.)

Fastfood/Hemen Tüketilen Değil Etkisi Uzun Yıllar Silinmeyecek Sarsıcı Bir Sanat Edebiyat ve Tiyatro Bigbankı Var Sahnelemede

Kolaya/ucuza hazıra alışmış seyirciye ve bana “uyanmamız” ve kalitesiz fastfood tiyatrolardan “sanat” ve “tiyatro”dan “bir çeşit gıda zehirlenmesi yaşamamamız” için deyim yerinde ise sarsıcı, deyim yerinde ise seyirciyi silkeleyici, ezber bozucu çarpıcı bir tokat gibi tiyatro ile karşılıyor bizi Gürman’ın yorumu. (Bizden alkış değil daha çok bilgece bir “anlama”/kavrama ve sezme bilme /varma/erme bekliyor gibi…)

Sanat ve Tiyatro Birikimi Olanla Olmayan Hiç Bir Olur mu

“Gürman’ın tiyatrosu”, ya da Gürman’ın tarzı/biçemi/uslubu; tiyatroyu bir eğlence aracına indirgeyen anlayıştan çok farklı. Evet, eğlence yine var …Ne ki “eğlenebilmek için bu kez seyircinin çaba sarf etmesi ve aktif bir şekilde oyuna katılımı şart.

Sonuç Değil Tümü Süreç; Tip Değil Tümü Karakter Olan Bir Oyun

Karakteri karakter yapan şeyin tipten farklı olarak psikolojik/ruhsal bir değişime/dönüşüme uğrayan olduğu öğretilmişti bize okulda. Doğruymuş.Karakterlerdeki dönüşümleri yönetmenimiz ve oyuncularımız da “sonucu” değil de bu “süreci” sergileyerek seyirciyi anlattıkları düşe katmayı başarıyorlar…

“Kaba Saba Güldürülerle Tiyatroyu Bilmeyenleri Kendinize Güldürebilirsiniz Ama Bu Bilenleri Üzer” Der Sahakespeare Ya…

Shakespeare’in dediği gibi, “Kaba gülünçlüklerle ‘tiyatroyu bilmeyenleri’ güldürebilirsiniz ama bu bilenleri üzer !… Bilgili bir düşman bilgisiz koca kuru bir kalabalıktan daha önemli olmalı sizin için !” İşte Gürman’ın hedeflediği seyirci bu tek kişi ile kristalize edilmiş olan ideal seyirci ve amacı bu türden “tiyatroyu bilen/seven” izleyicilerin çoğalması.

Birikiminiz/Donanımınız/Eğitiminiz Kadar Tat/Zevk/Keyif Alınabilecek Sıra Dışı Bir Oyun

Eğer bunun adı kültürel ve sanatsal manada bir seçkincilik/elitizm ise evet Gürman’ın tiyatrosu, kültür-sanat-birikim-çaba ve katılım elitizmi ile yerleşik tiyatro anlayışına meydan okuyor.

Tiyatronun bir birikim işi, okuma, edebiyat sevme işi olduğunu bize anımsatıyor Gürman. Kültür, birikim, akıl, sezgi, mantık istiyor bu tiyatro. Sanat tarihi birikimi ve hayal gücünü sınırsızca kullanabilme yeteneği bekliyor izleyiciden.Bir “çaba” içinde olması beklenen,en azından hayal gücü ile aktif katılım bekleyen “bir yeni tiyatro bakış açısından” söz ediyorum.

“Unutulan Uşak” Firs’te Toygun Ateş De, Kadifeden Yumuşacık Sesi ve Sıcacık Oyunculuğu ile Sizi Vişne Bahçesindeki Felsefenin ve Şiirin Büyülü Dünyasında Gerçeküstücü Bir Maceraya Çıkarıyor

İkinci perde, birinci sahne Firs-Çehov sahnesinde, “Vişne Bahçesi” oyununun finalinde konakta unutulan yaşlı uşak kaplumbağa kostümü ile karşılıyor bizi. Neden ? (CHEKHOV: Sen gerçek bir filozofsunsun, Firs.) (FİRS: Rüyalar tosbağa gibidir.) Oyundaki bu iki replik Gürman için bir çağrışım bigbang’i yapmış olmalı ki böyle bir yoruma gitmiş…

Hayat ve rüya ikilemi/dualitesi, bilindiği üzere, “Platon’un ‘Mağara Benzetmesi’nden” Hint ve Tasavvuf düşüncesindeki “öldüğümüzde asıl dünyaya uyanacağımız-Mevlana da ‘-Ölüm günüm düğün günüm.’ der- uzanan “bu dünya ve öteki dünya /paralel evrenler” vb. pek çok olguya işaret eden bir çağırışım/göndermedir.

(Firs - Akıllı insanlar rüyalarını gerçekleştirmek için asla uğraşmazlar. Çünkü, bunun olanaksız olduğunu bilirler.(…) İnsan rüya görüyor, rüya görüyor, sonrada rüyaları tarafından yutuluyor.)

Rüya ve Sanat ilişkisi ise bu satırlara sığmayacak denli uzun bir konu. Rüya ve Tiyatro deyince aklımıza sembolist yazar Materlink’in “Melisande” oyunu ile absürd, dışavurumcu tiyatronun rüya ve kabuslara çok sık başvurduğunu, bu oyunun da konseptinin/çerçevesinin bir rüya ile çizilmiş olduğunu belirtmekle yetinelim.(Cümlemizi tamamlamayı okuyucumuza bırakalım.)

Diğer sahnelerin analizine girmeyi gereksiz görüyorum.Zira onlar da buraya kadar saydığımız temel ilkelere uyarlar.

Anna Petrovna-Çehov Sahnesi

Anna, Çehov’a nasıl ölüneceğini öğretmeye gelmiştir elinde kefen ile.Ne yalan söyleyeyim benim de işlevini, önemini pek de anlayamadığım bir sahne bu.Ne ki balemsi hareketleri, jestleri,mimikleri ile bir çeşit ölüm meleğini; hemşireyi canlandıran oyuncumuzun genç ve enerjik yorumu yine de izlenir kılmış bu sahneyi.

Çehov ve Üç Doktor Sahnesi

(CHEBUTKIN, ASTROV ve LVOV. Sonra da YOLDANGEÇEN.)

Üç doktor bilimsel bir şekilde Cehov’un naşı başında Çehov’un edebi yönünü masaya yatırıp adeta edebi bir otopsiye girişirler.

“CHEBUTKIN- Chekhov, kuşkusuz bir büyük ²büyük², hatta çok büyük ²büyük², aynı zamanda da çok sıkıcıydı.”

“ASTROV- Sıkıcı!”

“CHEBUTKIN- Sırayla dört-beş öykünü okumaya çalışın… Sıkıcıdır… Daha çok okudukça, daha da sıkıcı bir hale gelir. İşte Bay Chekhov’un sorunu bu.”

“LVOV- Orada size katılıyorum.”

“CHEBUTKIN- Ayda bir hikaye okursanız iyidir. Üst üste pek çok okuduğunuzda giderek daha, daha da sıkıcı bir hale gelir. Ama onun şimdiye dek yaşamış en büyük yazarlar arasında olduğu yadsınamaz.”

“ÇEKHOV- Bana karşı ne yoğun bir muhalefet var. Bunlarla böyle nasıl yaşayabilirim? Cellat da, kurban da benim iki eşit parçam. Bazen şiddetle yalnızlığı arar, bulur bulmaz da korkunç sıkılır, bu kez de şiddetle arkadaş ararım… Güzellik beni büyüler. Yalnızca tanrısal güzelliği tanırım. Ancak yaşamım boyunca yalnızca çirkinlik gördüm, güzellik iğdiş oldu. Güzellik çürüdü. Güzellik ölüm tarafından yendi… Ben dindar değilim. Dinden nefret ederim. Tanrılardan nefret ettiğim gibi ahlak dışılığı da özlerim….Tanrıdan nefret ederim çünkü gerçekte yoktur… İdeologlar da beni çok güldürür, onların pozitivist felsefesinin iyi bir yaşam vaadi, aptalca ve harcılalemdir… Her neyse, kendimi gelecekte yaşamaktan alıkoyamıyorum. Belleğim geleceğe yöneliktir.Gelecek benim idolümdür.”

“YOLDANGEÇEN- Düşünün, Chekhov’un tabutunu beklemek için Nicholas istasyonuna gittim. Ancak biraz geç kalmışım. Tören başlamıştı, askeri bando peronda bir cenaze marşı çaldı, kendi kendime büyük bir yazarın cenazesi için özel bir tören düzenleyen yöneticilere aferin dedim ve cenazeyi bandonun arkasından takip ettim. Sonra yolun yarısında öğrendim ki yanlış bir cenazedeyim.Anlayacağınız bu, Mançurya’da öldürülen, cenazesi Almanya’dan getirilerek Chekhov’la aynı ana denk gelen General Keller’in töreniymiş. Böylece istasyona geri döndüm. Ama tabii ki istasyon bomboştu… Yalnızca yazarın tabutunu getiren tren vagonu duruyordu. Onu görür görmez kahkahayı patlattım, çünkü vagonun rengi yeşildi ve üzerinde ²İstiridye Nakliyat² markası vardı. İşte o an rahatladım, çünkü yöneticilerin her zamanki aptallıklarından bir kez daha emin olmuştum. İşte bu senin için Rusya… Ve sonunda doğru törene geldim. Gerçi artık hiçbir şeyden emin olamıyorum, ama siz böyle söylediğinize göre…”

Üç Kız Kardeş ve Çekhov

Metne baktım.Metinde yok;sahnelemede (Gürman’ın rejisinde) üç kız kardeş müthiş bir bale ile sahneye girerler.Ağır çekim pandomim yürüyüşü ile sahne alırlar balerin kıyafetleri ile.Yanılmıyorsam Kuğu Gölü Balesi’nden Tchaikovsky eşliğinde…

“CHEKHOV- O zaman biraz müzik dinleyebilir miyiz? (IRINA kalkar, Gramofona gider.) Olga, Masha, Irina… Üçünüzü birden burada görmek ne güzel. Oturun Irina, Masha, siz de Olga… Şuradan sandalye alın… Şu kağıtları yerlere atın… Goltsev’in el yazmaları, hiç durmadan yolladığı, yüzlerce el yazması… Çılgınlık bu, sanki Rusya’da herkes yazar olmak zorunda… Ama hiç birini okuyacak gücüm yok… Eee, Moskova’ya gidiyorsunuz ha, bravo!”

“CHEKHOV(koltuğuna çökerken): Her zaman, güçlü, yoğun, delice ve akıl dışı bir tutkuya sahip olmamakla suçlandım. Ama neyse, yaşamım boyunca sevdim. Bu akıl dışı bir tutku değilse nedir? Hiç körkütük aşık olamazmışım serzenişleri… Ama unuttukları bir şey var, ben ömrüm boyunca hasta olarak yaşadım. Hastayım ve yaşadıkça da hasta olarak kalacağım. Daha bebekken bile hastaydım… Öksürük, basur, peritonit (karın zarı iltihabı), migren, kalp yetmezliği, görme bozukluğu, beyin humması, kısaca her şey vardı. Ama en önemli uzmanlık alanım, kan tükürmektir, benim sevgili kadınlarım. Hani şu kızgın nöbetler halinde gelen…Kesinlikle çok güzel…hem de romantik…Ve ben yaşamım boyunca kan tükürdüm.Yirmi dördümde başladı ve asla durmadı.Yirmi yıldır kan tükürüyorum…Eee Moskova’ya gidiyorsunuz ha?”

Bobbick Rolünde Hakan Vanlı Yine Harika Bir Oyunculukla Karşımızda Tek Kişilik Show’umsu Oyunculuğu ile İzleyenleri Büyülüyor

“BOBBİCK-Hatırlıyorsunuz. Söz bana gelince herkes kahkahaya boğulur. ÜÇ KIZ KARDEŞ’in ikinci sahnesinde Solyony’nin repliğini hatırlıyor musunuz? ²Eğer bu çocuk benim olsaydı onu tavaya atıp kızartarak bir güzel yerdim.²

“Komik, gerçekten çok komik, bütün oyunlarınız içindeki en gülünç an bu. Milyonlarca izleyicinin kahkahaya boğulduğu an. Tam bir mutsuzluğun ortasında, hiç beklenmedik bir biçimde konumlanmış. Evet, işte bu benim… Tavada kızarttığınız çocuk… O benim, Bobik, Natasha ve Andrei’nin oğlu.”

Bobick karşımıza iki kere çıkar.İlki birinci perdenin finalinde Revneskaya sahnesinde,Fransa-Nis’te, Krupiye olarak. İkincisinde de ikinci perdenin/oyunun finalinde Çehov’un (ruhunun?) her beş yılda bir ziyarete geldiği Rusya-Yalta’daki müzeye dönüştürülen ve Çehov karakterlerinin balmumundan heykellerinin sergilendiği-Çehov’un yazlık evinde.

Annesi İrina, onun bir Rus Generali olmasını ister, sonunda bir gün o general kostümüne kavuşur ama Hotel Metrodeteli olarak !Annesi ile ilgili anılarını anlatırken Nikolas İstasyonu bir daha karşımıza çıkar ve oyunun başındaki Yoldangeçen’in yetişmeye çalıştığı Çehov’un cenazesinin kalkacağı Nikolas İstasyonu parantezi kapanır.

Annesi İrina sonunda Moskova’ya gider ama Moskova yerinde yeller eser, savaş yüzünden Moskova (da) “yıkılmıştır”…Babası baba gibi üç isimli iken (Andre Sergeyewitch Prozorov); o ise bir köpek ismine sahiptir sadece (Bobbick).

Annesinin asla dönme dediği Moskova’ya döner ve oradan oraya sürüklendiği her yerde sürgün açlık ve işsizlik, savaş ve hastalıkla karşılaşır.

“Bolşevikler her şeyimizi almışlardı. Ama bütün bunları niye anlatıyorum ki? İki savaş, bir devrim, iki kıtlık ve bir büyük terör; siz bunların hiç birini yaşamadınız… Siz, bütün bunlar başlamadan, selam verip ayrılacak kadar zekiydiniz… Her neyse, o hiçbir zaman sizin kaşığınızdan çıkmadı. Gidin şimdi, Anton Pavlovitch… Yola çıkma zamanı geldi… Birazdan okul gurupları gelmeye başlar… Bir dahaki ziyaretinizde size Yalta’ya gelişimi anlatırım…”

Sahne Tasarımı

Dekor: Yarım metreye yakın siyah kare bir dikdörtgen üzerine düşen bir saat kadranı…Zaman zaman oyuncular yelkovan ve akrep gibi üzerlerinde yatarak uzanarak yer alacaklar…Arkada siyah bir duvar üzerine geçişlerde dönüp duran bir tren görüntüsü…Siyah duvarın üç kapısı iki de penceresi olduğunu ancak açıldıkları zaman görebileceğiz…

Ön sahne (orkestra) bu dünya ve kapının arkası öte dünya… Ki Çehov karakterleri o ölüler diyarından gelen ruhlar gibi, yürüyen ölüler gibiler,sahnede yaşamaya canlanmaya ete kemiğe duyguya insana dönüşüyor gibiler.Mezarlarından çıkmış zombiler/ölüler gibi beyaz allıklar sürülmüş yüzleri ve kostümleri de gotik tarzda,mezarlarından yeni çıkmış ölüler gibi bir halleri var makyajları ve dimdik olmuş saçlarıyla…

Oyunculuk

Ben en çok (sırasıyla) Levent Öktem’i (İvanov ve DR.Chebutkin),Hakan Vanlı’yı (Bobbick), Erkan Taşdöğen’i (Lopakhin), Şahin Çelik’i (Solyony), Toygun Ateş’i (Firs), Fatih Sönmez’i (Çehov), Arda Baykal’ı (Yoldan Geçen), Çağrı Şensoy’u (Tusenbach ve Dr. Lilov), Nalan Okçuoğlu’nu (Anfiza), Duygu Gökhan’ı (Arkadina), Eren Balkan’ı (Ravneskaya) ve Sanem Öge’yi ((Anna Petrovna), İsmet Vural ve Alper Saldıran (Treplev) beğendim grotesk oyunculuklarındaki üstün performansları için.

Onlara, kısa ama etkili oyunları ile diğerlerinden kısa sahneleri de olsa performansları hiç de aşağı kalmayan oyuncular; Pınar Tuncagil (İrina), Aslı Özsaraç (Masha) ve Didem Erten (Olga) başarılı kompozisyonları ile eşlik ediyorlar.

Çehov Makinesi Oyununun Aldığı Ödüller:

2013 Afife Jale Ödülleri – Yılın En Başarılı Yardımcı Kadın Oyuncusu – Gözde Çetiner

2013 Afife Jale Ödülleri – Yılın En Başarılı Giysi Tasarımcısı – Şirin Dağtekin Yenen

2013 Ekin Yazın Dostları Ödülleri – Giysi Tasarımı – Şirin Dağtekin Yenen

2013 Ekin Yazın Dostları Ödülleri – Işık Tasarımı – Akın Yılmaz

2013 Yeni Tiyatro Dergisi Ödülleri – Yılın Yardımcı Kadın Oyuncusu – Ayça Bingöl

2013 Yeni Tiyatro Dergisi Ödülleri – Yılın Kostüm Tasarımcısı – Şirin Dağtekin Yenen

2013 Yeni Tiyatro Dergisi Ödülleri – Yılın Dramaturgu – Müge Gürman

XIII. Direklerarası Seyirci Ödülleri – En İyi Kostüm Tasarımcısı – Şirin Dağtekin Yenen

2013 Lions Tiyatro Ödülleri – Yılın En Başarılı Yönetmeni – Müge Gürman

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


4 − iki =

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>