Her Dönem “Sarıpınar 1914”…

Birgül Yeşiloğlu Güler

Reşat Nuri Güntekin’in “Değirmen” adlı romanından Turgut Özakman’ın uyarladığı ve Mustafa Kurt’un yönettiği “Sarıpınar 1914″ oyunu, Bursa Devlet Tiyatrosu’nda seyirciyle buluşmasına devam ediyor. Osmanlı İmparatorluğu döneminde geçen oyunda, devleti yönetenler -erk- ile yönetilenler -halk- arasındaki iletişim(sizlik) komik ve ironik bir dille anlatıyor. Oyun, “orada bir köy var uzakta, gitmesek de gelmesek de o köy bizim köyümüzdür.” anlayışıyla -unutulup, kaderine terk edilmiş nice kazalardan biri olan Sarıpınar’da -aslında hiç yaşanılmamış ama yaşanılmış gibi yapılan- trajikomik bir ”zelzele” öyküsü anlatılır. “Sarıpınar 1914” oyununu gerek içerdiği toplumsal taşlama açısından gerekse de kurgusunda taşıdığı ustalık dolayısıyla Türk Tiyatrosu metinleri arasındaki değerli yerini almıştır.

Oyunun öyküsü kısaca şöyledir; 1914 yılının sıradan bir gecesinde Sarıpınar’da kasabanın önde gelen bürokrat ve ileri gelenleri, bağ evinde eğlence düzenlerler. Eğlencenin olmazsa olmazı Nadya adında bir dansözdür. Gerek Nadya’nın kıvrak figürleri, gerekse de alkolün etkisiyle eğlence sırasında arbede çıkar ve kasabanın ileri gelenleri -özellikle de kaymakam- arasında kavga çıkar. Hafif yaralanmalarla son bulan kavganın yankıları ertesi güne -işgüzar bir memurun boşboğazlığı yüzünden- “zelzele oldu” şeklinde kamuoyuna yansır. Zelzele olduğu haberi telgrafla İstanbul’daki gazetelere, sonra da üst düzey bürokratlara ulaşır. Sarıpınar’da büyük bir afet yaşanıldığı zannedilir. Basının olayı ticari bir yönelişle abartması ve duygusal taciz haline getirmesi neticesinde Sarıpınar felaket bölgesi kabul edilir. Sarıpınar’a yardım yağmaya başlar. Öyle ki yardım uluslararası boyuta taşınır. Kasabanın fakir halkı yardımlardan çok memnundur. Zahiri depremin gerçek yardımından faydalanmak için halk her türlü yalana başvurur. Mutasarrıftan valiye kadar devletin her kademesindeki yetkililer zelzelenin olmadığını bilseler de, başları derde girmesin diye yalana ortak olmak zorunda kalırlar. Yalanlar büyür. Sonunda -sözde- felaket bölgesine şehzade bile gelir. Şehzade ve yanında gelen gazeteciler, kasaba halkının sefaletini, yaşadıkları evlerin viraneliğini ve kaymakamlık binasının bakımsızlığının zelzeleden dolayı olduğunu zannederler. Yoksulluktan yıkılmaya yüz tutmuş evler zelzele sonrası yaşanan yıkımın göstergesi sanılır. Şehzadenin emriyle Sarıpınar’a yardım yağmaya devam edecek, yaralar sarılacaktır. Oyun böylece halk için “mutlu son”la biter.

Çok değil daha Van depremini, 17 Ağustos depremini unutmayan, yasını tutan ülkemiz için “zelzele” popüler gündem maddesi olma özelliğini her zaman taşımakta… Gerek içinde bulunduğu coğrafya gereği “jeolojik depremlere”, gerekse de “siyasal depremlere” gebe olan Anadolu toprakları için “Sarıpınar 1914” geçerliliği hiç kaybetmeyen metinler arasında değerlendiriliyor. Turgut Özakman’ın uyarladığı ve Mustafa Kurt’un yönettiği oyunda Sarpınar kazasında yaşandığı farz edilen “zelzele”nin komik hikâyesi anlatılırken aslında yıkılmakta olan bir imparatorluğun içinde bulunduğu sefalet ve devlet-halk iletişimsizliği gözler önüne serilmiştir. Sarıpınar 1914’ü eski(meyen) yapmayan nedir? Geçmişe bakıp, günümüze ait kıssadan hisseler çıkarıyor olmamız mı? Yoksa isim, mekân ve zaman değişse de Sarpınar’ların ve Sarıpınarlıların var olacağı gerçeği mi? Bunun yanıtını verebilmek adına bazı bilgileri anımsamakta fayda olacaktır.

Özakman’ın 1967 yılında uyarladığı “Sarıpınar 1914” metni Türk Tiyatro tarihinin 60’lı-70’li yıllarına denk gelen bir oyunudur. Bilindiği üzere söz konusu dönem tiyatro sanatının işlevi ve(ya) işlevsizliği üzerine düşünülen ve tartışılan bir dönemdir. Döneme ait diğer metinlerinde olduğu gibi Sarıpınar 1914 oyununda da halkı bilinçlendirmek, eğitmek, düşündürmek ve eleştirmek gibi bir sorumluluk duygusu taşınmaktadır. Tiyatro sanatında ulusalla- evrenselin, biçimle-özün yeni arayışlar yönelişiyle masaya yatırıldığı bu dönem de, Geleneksel Türk Tiyatrosu önem ve değer artmıştır. Kabul gören bilgi Epik tiyatro ile Geleneksel Türk Tiyatrosunun göstermeci biçiminin oluşturacağı yeni bir form arayışı üzerine olmuştur. Söz konusu bu yeni sentezi “Sarıpınar 1914” oyununda görmek mümkündür. Bu nedenle döneme damgasını vuran önemli metinler arasında Sarıpınar 1914’ü söylemek doğru olacaktır.

“Sarıpınar 1914” oyununu esas itibariyle bir bürokrasi taşlaması” olarak nitelendiren Murat Çağlar oyuna yönelik değerlendirmesini şöyle sürdürüyor; “oyun, olay mahallinde çözülmesi gereken bir sorunun bürokrasinin gerekleri yüzünden devletin zirvesine kadar taşınması sürecinin nasıl işlediğini gösterdiği gibi, seyircinin bu mekanizma içinde yer alan kişi ve kurumlara gülmesini de sağlar” (Bkz. Murat Çağlar, Turgut Özakman’ın Oyun Yazarlığı, sy.280).

Sarıpınar 1914’ü, Özakman’ın “uyarlamanın sınırlarını aşarak” yazdığını söyleyen Metin And oyuna yönelik değerlendirmesini şöyle yapmaktadır; “Göstermeci bir biçimde yazılmış olan eserde, çökmenin, parçalanmanın eşiğinde bir imparatorluğun yöneticileriyle halkı arasındaki kopukluğu, ufak, unutulmuş bir kasabadan giderek bütün bir toplum görünümünün taşlamasını yapıyor. Bir kıyıda bir başına bırakılmış Sarıpınar kasabasında bir hovardalık eğlentisinde nereden, nasıl çıktığı bilinmeyen bir deprem söylentisi üzerine olayla bütün yurt ve dünya ilgilenir. Artık geriye dönüş yoktur, bu yapıntı olaylar çeşitli korkular, kaygılarla beslenir. Gerçekten daha gerçek bir görünüme bürünür. Aslında bu yapıntı deprem, imparatorluğun kendisindeki sarsıntıyı gösterdiği ölçüde gerçektir. Oyun, bir gecelik değil, altı yüzyılda oluşmuş bu sarsıntının sorumluluğunun payı yalnız Anadolu’yu tanımayan, ona yabancılaşmış, İstanbul’da değil, kasabanın ileri gelenlerinde de aranmaktadır” (Bkz. Metin And, Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu, 1983, sy. 573).

Göstermeci üslupla yazılmış “Sarıpınar 1914” oyunu anlatıcı rolüyle birbirine bağlanmış yaklaşık yirmi tablodan oluşuyor. Hasan Erkek, “oyun başlarken yalnız anlatıcılık görevini sürdüren anlatıcı, oyun ilerledikçe anlatıcılığının yanı sıra, sırasıyla Tahrirat Kâtibi, Dâhiliye Nazırı, Maiyet memuru, Tellal ve Şehzade rollerini üstlendiğine” dikkat çekerek, bunun oyuna olan katkısından şöyle bahseder; “oyun boyunca rolden role giren Anlatıcı, oyunun sonunda, seyredilenin bir oyun olduğunu hatırlatırcasına, öykünün sonuna gelindiğini belirterek bağlar: Bütün oyunun oyun içinde oyun olarak kurgulanmış olmasının başlıca işlevi daha fazla tiyatrosallaştırmadır. Her şeyin seyircilerin gözleri önünde oluşturulması, Anlatıcı’nın rol değişirken kostüm ve bıyık değiştirmelerini onlara göstererek yapması, oyunun oyunsu tadını arttıracaktır. Anlatıcı, yalnız anlatıcılık görevi yüklenmek ve çeşitli rolleri oynamakla kalmaz. Aynı zamanda oyuna da yön verir. Bu yönüyle bir -gizli- yönetmen gibidir. Aynı zamanda, yeri geldiğinde, yazarın sözcülüğünü yapmakta ve olayların oynanmayan kısmının aktarılmasıyla önemli işlev yüklenmektedir” (Bkz. Hasan Erkek, Oyun İçinde Oyun, 1999, sy.42).

Ayşegül Yüksel “Anlatıcı” rolünün üzerine değerlendirmelerini şöyle yapmaktadır; “Özakman tiyatrosunun vazgeçilmez özelliği olan ”söyleşim düzenindeki güldürü” artık, vazgeçilmez bir yergi ve eleştiri aracı olarak kullanılmaktadır. Özakman’ın tipik ”benzetmeci” oyunlarında, güldürücü söyleşim düzeni içinde bile oluşan ”hüzün”, ”Sarıpınar 1914”te yerini, oyunu baştan sona kaplayan güldürü ortamı içinde varlığı her an duyulan bir tersinlemeye (ironiye) bırakmıştır. Tersinleme, Özakman’ın ”anlatıcı” öğesini kullanmaya başlamasıyla daha da yoğunlaşır. ”Anlatıcı” bundan böyle Özakman’ın ikinci dönem oyunlarının vazgeçilmez kişisi olacak ve alaycı-güldürücü yaklaşımıyla hem yazarın tersinleyici bakış açısını yansıtacak, hem de ”ikinci dönem” oyunlarına özgün ”oyunculuk” özelliğinin temel yansıtıcısı olacaktır. Anlatıcı’nın oyunlara kattığı oyunculuk, anlatıcının, anlattığı öyküde rol alan kahramanlara taş çıkartacak önemde bir rolün peşine düşmesiyle oluşur. Söz gelimi, ”Sarıpınar 1914”ün Anlatıcı’sı, oyunun sonunda ”şehzade” rolünü kaparak diğer oyuncuların önüne geçer” (Bkz. Ayşegül Yüksel, Çağdaş Türk Tiyatrosundan On Yazar,1997).

Turgut Özakman’ın oyun yazarlığı sürecinde benzetmeci anlatımdan, göstermeci anlatıma geçiş yaptığı “Sarıpınar 1914”ü yönetmen Mustafa Kurt; “Birinci Dünya Savaşı’nın hızla yaklaştığı bir dönemde geçen öykü, Osmanlı halkının sefalet için depreme ihtiyacı olmadığını gözler önüne seren” bir oyun olarak değerlendirir ve ardından ekler; “ülkede ittihatçılar iktidardadır. İtilafçılarla hiçbir konuda anlaşamazlar ama iş bürokrasiye çelme takacak kadar büyüyünce, birden kader ortağı oluverirler. Halka gelince… Onun zaten bir beklentisi yok. Gölge etmesinler de başka ihsan istemez diyenlerdendir onlar” (Bkz. Devlet Tiyatroları Oyun Kitapçığı, sy.17) Turgut Özakman’ın ”söz güldürüsü” yanı sıra ”durum güldürüsü”ne de ağırlık verdiği oyunu rejisör Mustafa Kurt ustaca değerlenmiş ve aksiyonu yüksek bir reji tasarlamış. Bursa seyircisi Mustafa Kurt’u daha önce sahnelediği “Tatlı Kaçık”, “Çocuğum” ve “Kamyon” oyunlarıyla yakından tanıyor. Kamyon oyunuyla “35.İsmet Küntay Jüri Özel Ödülüne” değer görülen yönetmenin Adana, Antalya, Diyarbakır ve Trabzon Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenmiş pek çok rejisi olduğu bilinmekte… Mustafa Kurt özellikle de “epik oyun” türünde başarılı ve deneyimli bir yönetmen olduğunu bir kez daha anımsatıyor seyircisine bu oyunla… Kurt “Sarıpınar 1914” de göstermeci yönelişle yapılan bir sahnelenme de, neyin yapılması gerektiğini ve(ya) neyin yapılmaması gerektiğini seyirciye uygulamalı olarak gösteriyor adeta sahneden…

“Sarıpınar 1914” elbette ki en büyük yük “Anlatıcı” rolünü canlandıran Kamil Korunan’a düşüyor. Tam altı rolü canlandıran başarılı aktör tüm oyun boyunca o kadar ustaca oynuyor ki, sahnede bulunduğu -ki zaten olmadığı sahne yok gibi bir şey!- her dakikasında ayrı bir işçilik sergiliyor. Anlatıcı tipleştirmesi dışında Tahrirat Kâtibi, Muhtar, Dâhiliye Nazırı, Şehzade ve Maiyet Memuru rolünü de canlandıran Kamil Korunan oyun sonunda seyircisinden alkışını “ayakta” alıyor. Kaymakam karakterine can veren Sinan Demir, yüksek aksiyon temposuna rağmen seyirciyi etkileme açısından yorgunluğa ya da kondisyonsuzluğa meyil vermiyor. Doğal ve sıcak bir oyunculukla bildiğimiz, tanıdığımız bir insan sıcaklığıyla ulaşıyor seyircinin gönlüne… Senelerin oyuncusu Bora Özkula “Mutasarrıf”, Ömer Naci Topçu “Doktor”, İbrahim Şahin “Vali”,” Serdar Seçkin “Mühendis Kazım” rolüyle buluşuyor seyircisiyle… Ve rollerinin haklarını yıllara dayanan ustalıklarıyla kolayca veriyorlar. Diğer rollerde ise Cem Arabacıoğlu, Harun Türköz, Erkan Erdem, Erdem Erdoğan, Cenk Turan Ayşe Dinç Vardar, Cansu Yılmaz, Emre Işık, S. Derya Gümral, Çağlar Ozan Aksu, Nergiz Acar, Erkan Yılmaz, Erçin Işık, Ercan Yalçıntaş, Adnan Tunalı, Hayati Özen, Mutlu Dereli, Savaş Ak, Gizem Çıracı, Ömer Naci Boz ve Onur Çelik görev alıyor… Dekor tasarımını Murat Gülmez’in yaptığı oyunda, kostüm tasarımını Özge Akarsu, ışık tasarımını da Yakup Çartık yapıyor.

Özetle denilebilir ki “Sarpınar 1914” tam yüz yıl öncesini anlatıyor olsa da günümüz Türkiye’sine benzerlikleriyle seyredilmesi gereken bir oyun… Mustafa Kurt’un başarılı rejisi ve Bursa Devlet Tiyatrosu’nun bir avuç çalışkan ve idealist oyuncusuyla buluşan -iyi kurgulanmış bu- politik metin, Ahmet Vefik Paşa Sahnesi’nde seyircisini beklemekte… Şimdiden iyi seyirler…



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


yedi + 5 =

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>