“Farklı Sesleri Tutarak Beraber Bir Şeyler Üretiyoruz…”

aşkvefaşizmMimesis Söyleşi – 19. İstanbul Tiyatro Festivali başlıyor. Yerli ve yabancı birçok ilginç projeye ev sahipliği yapacak olan festivalde yer alacak gösterimlerden birisi de farklı ülkelerden oyun yazarlarının bir araya gelerek oluşturdukları “Aşk & Faşizm” adlı oyun. Oyun, 21 Mayıs Çarşamba ve 22 Mayıs Perşembe günleri seyirci karşısına çıkıyor. Oyunun yönetmeni ve aynı zamanda yazarlarından birisi olan, GalataPerform’un kurucularından Yeşim Özsoy Gülan ile yeni oyunları, Türkiye’de oyun yazarlığı ve birlikte oyun yazma pratiği üzerine konuştuk… [Söyleşi: Eser Dilsöz]

19. İstanbul Tiyatro Festivali için tasarladığınız Aşk & Faşizm adlı oyununuz aslında birlikte çalışmanın bir ürünü. Romanya, İskoçya, Türkiye ve İspanya gibi kültürel açıdan çok farklı deneyimlere sahip ülkelerde yaşayan dört farklı oyun yazarının ortak çabasıyla oluşturuluyor. Türkiye’de bu tarz birlikteliklerin olduğunu görmek bile pek mümkün değilken, böyle bir proje nasıl ortaya çıktı, biraz bahseder misiniz?

yesim ozsoy gulanBir süredir dünyadaki farklı oyun yazarlarıyla irtibat halinde olduğumuz Yeni Metin Yeni Tiyatro Projesi’ni yapıyoruz. Bu proje kapsamında farklı ülkelerden değişik yazarlarla çalışıyoruz, oyunlarını çeviriyoruz, İstanbul’a davet ediyoruz, atölyeler düzenliyoruz. Zaman içinde belirli bir ortaklık, arkadaşlık da gelişiyor tabii. Aslında dediğiniz doğru kimi zaman Türkiye’de işbirliği içine girmek çok zorken yurt dışından biriyle çok daha net bir iletişim kurabiliyorsunuz. Aşk & Faşizm metnini oluşturan yazarlar arasından Gianina Carbunariu bizim proje kapsamında davet ettiğimiz ilk yazarlardan. 2009’da Kebap adlı oyununu çevirip okuma tiyatrosu olarak yapmıştık. İstanbul’da Kebap dahil bir oyunu daha sahnelendi sonrasında. Zaman içinde arkadaşlık devam etti. Şu anda kendisinin son projesi “Solitaritate” Avignon Festivali’nin ana programında. İskoç yazar Linda McLean de yine proje kapsamında gelmişti ve onu da “yabancılar, bebekler” oyunuyla ağırlaşmıştık. Çok iyi bir yazar olduğu gibi çok iyi bir eğitmen de. Bir süredir Amerika’da, farklı şehirlerde oyunları sahneleniyor. Helena Tornero ise yine proje kapsamında daha evvel çağırdığımız Carles Batlle aracılığıyla tanıdığım yeni bir yazar. Batlle’nin “Baştan Çıkarma” metnini çevirmiştik ve sonra bu oyun Devlet Tiyatrolarında sahnelenmişti. Ben “Aşk & Faşizm” konusunda bir oyun yapmak istediğimi belirledim önce ve akabinde kadın yazarlarla çalışmak istediğimi. Sonrasında da kendi çalışma sistemime yakın bulduğum yazarları belirledim. Özetle tüm yazarlar şahsen tanıdığım zaman içinde çalışmalarına şahit olduğum, iletişimi koparmadığım çok değerli insanlar. Onlarla çalışmak büyük bir zevkti benim için.

Oyunun içeriğine baktığımızda aslında tezat gibi görünen iki kavram – “aşk” ve “faşizm”- dört farklı kadın yazarın gözünden inceleniyor. Oyunun bir bölümünün yazarı olmanın yanında aynı zamanda yönetmenisiniz de. Sahneleme sürecinde dört farklı yazarın skype üzerinden konuşarak birlikte tek metin oluşturduklarını biliyoruz. Oyunun kurgusundan biraz bahseder misiniz? Farklı yazarların öyküleri farklı bölümler şeklinde mi karşımıza çıkacak yoksa hikâyeler tek bir olay örgüsü içerisinde mi çakışacak?

Metni çalışırken yöntem olarak beraber ve paralel çalışmayı seçtik. Öncelikle kavramlar ve konular üzerinden bir söyleşi şeklinde gelişti sohbetlerimiz. Kendi deneyimlerimizden yola çıkma kuralımız vardı ki tüm yazarlarla bu yolda iş üretiyorlar. Yani bir nevi kurgu, hikaye ve kişisel deneyim birleşecekti. Hedef buydu. Kadın odaklı karakterler yaratalım dedik ama bir yandan da sadece kadınlar üzerine bir yaratı kısıtlaması koymadık. Sürekli kural koymak, tartışmak ve sonra o kuralı deneyimlemekle geçti bir süre. Bir de tabii baştan beri yazarlarla çalışırken onların metinlerini benim bir araya getirip yeniden kurgulayacağımı biliyorlardı. Bu anlamda belki de pek çok çalışmada olmayan bir yeşil karta, serbestiye sahiptim. Yönetmenlik ve metin oluşumu ve kurgulama paralel gitti anlayacağınız yani klasik bir süreç değil kesinlikle. Sonrasında benim genelde kendi metinlerimde ve sahnelemelerimde ilgi duyduğum “simultane” sahneleme, iç içe kurgu meselesinin üzerine gittik. Paralel yazdığımız bölümler oldu. Bir nevi herkes birbirinin farklılaştırılmış/çarpıtılmış aynası oldu. Hepimiz özde aynı şeyleri deneyimliyorduk ama farklı noktalarda birleşip farklı noktalarda ayrışıyorduk. Bu temel bir çıkış noktası oldu yazım sürecinde. Sonuçta ortaya çıkan oyunlar 4 bölümden oluşan birbirinin izdüşümü, aynası, çarpık yansımaları şeklinde oyunlar. Bunları ben “kurgu”layarak iç içe geçirdim ve 8 kadın oyuncunun oynadığı bir düzleme oturttum.

Aşk ve Faşizm kelimelerinin “birlikteliği” konusunda belki de en net söyleyebileceğim şey artık bildiğimiz anlamda bir faşizmden bahsetmenin mümkün olmadığıdır ve bu kavramın aslında kişisel tercihlerimizle bağlantısıdır. Tabii sevgiliye olan aşk, erke olan aşk ve tanrıya olan aşk arasında sıkışmış kadınlarımız da ayrıca temel konularımız arasında.

askvefaşizmGalataPerform’da 2006 yılından beri Yeni Metin, Yeni Tiyatro Projesi ile her sene festival düzenliyorsunuz. Bu festival de okuma tiyatrolarından film gösterimlerine, söyleşilerden oyun yazarlığı atölyelerine kadar birçok etkinlik içeriyor. Bu çerçevede baktığımızda bu festivalin Türkiye açısından nasıl bir amaca hizmet ettiğini düşünüyorsunuz? Festivalin uzun vadeli hedeflerinden bahseder misiniz?

Açıkçası projenin “festival”leşme süreci son 3 senede oldu. Ondan evvel daha dağınık bir formatta farklı yazarları davet ettiğimiz, ağırladığımız, atölyeler, oyun okumaları düzenlediğimiz bir yapı vardı. Son 3 senede daha yerleşik bir yapıya geçtik ve her sene bir büyük atölye açmaya başladık. Kasım-Nisan arasında gelişen bu atölye kapsamında yabancı yazarları da dahil ettik. Oyun okumaları ve atölyeleriyle. Sene sonunda da bu atölyeye katılan yazarların oyunları arasından bir seçkiyi seyirciyle buluşturma hedefi koyduk. Her sene 5-6 oyun bu atölyelerden çıkıyor ve bir festival kapsamında profesyonel yönetmen ve oyuncularla çalışılıyor. Festival kapsamında başka etkinlikler de oluyor. Misafir yazarlar, paneller, gösterimler… Ben bu konuda bir ilk olduğumuzu düşünüyorum ve her sene çıkan oyunlardan en az bir tanesini kendi sahnelerimizde ya da başka sahnelerde görmek hedefini çok seviyorum. Yazarlarla çalışmak büyük keyif. Her sene ayrıca Türk tiyatrosuna da bir katkıda bulunduğumuzu düşünüyorum bunu yaparak. Bu benim için çok önemli. Kendimi düşündüğümde, kendi kariyerimin başında ne olsaydı ideal olurdu diye düşündüğümde aklıma gelen her şeyi bu atölyelerde ve tiyatromuz kapsamında yapmaya, oluşturmaya çabalıyorum.

“Aşk & Faşizm”in çıkış sürecinde ne gibi zorluklarla karşılaştınız? Böyle bir işbirliğiyle ortak bir metin ortaya çıkarmanın size ve grubunuza çok fazla katkısı olmuştur. Bu şekilde oluşturduğunuz birlikte oyun yazımı anlayışını uzun vadeli planlarınızda tekrar görecek miyiz? Bu oyunlar aynı zamanda diğer üç yazarın bulunduğu ülkelerde de sergilenecek mi?

Aslında bu oyundan evvel aynı çeşitte bir çalışmayı Rusya için tasarladığımız bir oyunda da yaptık. Rusya’dan daha evvel davet ettiğimiz oyun yazarı Mikhail Durnenkov oradaki teatr.doc tiyatrosu için bizden bir oyun istedi Gezi olaylarıyla ilgili. Ben de benim beraber çalıştığım Yeni Metin Yeni Tiyatro Projesi’nden 4 genç yazarla bir oyun oluşturmaya karar verdim. “İz” oyunumuzun da yazarı olan Ahmet Sami Özbudak, bu sene sahnelediğimiz “Dil” oyununun yazarı Şenay Tanrıvermiş ve iki genç yazarımız daha Öznur Şahin ve aynı zamanda oyuncumuz da olan Burak Safa Çalış ile Gezi olayları sırasındaki kendi deneyimleri üzerine ortak bir oyun oluşturduk. Çok uyumlu bir ekip oldu ve burada da bir yazar işbirliği söz konusu oldu. Sanırım tüm bu yazım tekniklerindeki ortaklık yazarların beraber çalışma mantığı. Yani ayrışma değil bir araya gelme hedefimiz. Farklı sesleri tutarak beraber bir şeyler üretme isteği… Sonuçta tiyatro böyle bir şey ve bana göre böyle olunca anlamlı. Aslında bir nevi yazarları oyuncular olarak değerlendirmek tıpkı oyuncular gibi bir arada çalışmalarını sağlamak benim hedefim. Bu yöntemle başka oyunlar üretmeyi planlıyoruz.

Son dönemde Türkiye’de yazarlık anlamında belli genç isimlerin ortaya çıktığını ve ilginç projelere imza attıklarını görüyoruz. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye tiyatrosunun bu anlamda daha üretken bir yere doğru gittiğini söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle. Bence çok hızla gelişen keyifli bir dönemdeyiz. Bunun farkında olmak lazım. Gördüğüm tek sorun kimi zaman kopyalama kültürüne yenik düşmekle ilgili. Bunu aştığımız sürece her şey mümkün. İleriye dönük daha fazla yazarımızın yurt dışında da sahnelendiği, metinlerinin çevrildiği bir gelecek hayal ediyorum. Bunun  olması için daha fazla çaba göstermemiz lazım. Dünya sadece Türkiye’den ibaret değil.

 

Okuyucu Yorumları

““Farklı Sesleri Tutarak Beraber Bir Şeyler Üretiyoruz…”” yazısına bir yorum var.

  1. Ali Canciğer diyor ki:

    Bilet fiyatları bir oyun için bile çok yüksek. Film festivalinde ise çok daha ucuzdu. 1 oyun bileti,en az 35 tl normal bir vatandaş için. Tiyatrocular ve erkanı, ahbaplar, sözde eleştirmenler filan kendileri izleyecek artık. Halktan en azından ben hiçbir oyunu izlerken olmayacağım. Uygun fiyat politikası uygulasalardı 5-10 arası oyun izlemek isterdim.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


− 1 = iki

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>