Bitiyatro’nun Yeni Sahnesinde Yeni Oyun: “Düğün (Sandık Lekesi)”

Üstün Akmen

Lâçin Ceylan ve Nihat İleri’nin kurduğu Bitiyatro, Bisahne adını verdikleri yepyeni ve fevkalade sevimli bir mekanda seyircilerini selamlarlarken,  bir genç yazarın yazdığı oyunu iki genç oyuncuya emanet ederek bir ilke de imza atmış oluyorlar.

2006 senesinden bu yana” Etna (Bedendeki Kuyu)”, “Yeni Kiracı” ve “Küçük Prens” oyunları ile tiyatroseverlere seslenen Bitiyatro, bu sezon Polat Niloğlu (1983)’nun yazdığı, başrollerini Defne Şener Günay ve Sefa Tantoğlu’nun başrollerini paylaştığı, Nihat İleri’nin sahneye koyduğu “Düğün (Sandık Lekesi)” başlıklı oyunu sahnelemekte.

Olmuş Mu

Yazar eserinde anne, baba, abla, kardeş karakterleriyle toplumsal yaşamda figürleşen bu karakterlerin karşılıklarını araştırmayı; insan ile yaşadığı dünya arasındaki uyumsuzluğu anlatmayı amaçlamış. Tabu sayılabilecek yaklaşımlarla kardeş olmak/olamamak çekirdek aile olmak/olamamak arasındaki “yük”ü vurgulamış. Bu yükün yeri geldiğinde aileyi parçaladığını, dünyanın ve varoluşun saçmalığını egzistansiyalist bir yaklaşımla ve soyut biçemle anlatmaya çalışmış. Baskıcı militarist eğitimi mıncıklamış. Mıncıklarken, militarizme genel baskıcı toplumun küçük bir örneği olarak yaklaşmış.

Olmuş mu?

Polat Niloğlu bana sorarsa (ki neden sordun) olmamış!

Neden Olmamış

Soyut biçem her şeyden önce anlama yaklaşma, gerçeğe erişme, gerçeği yorumlama değil mi? Soyutlamak ve soyut düşünmek bir bilinç işi değil mi? Bir şeyi soyut ifade edebilmek için o konuyu çok iyi didiklemiş, yorumlamış, algılamış, kavramış ve onu en saf haliyle aktarabilecek kıvama gelmiş olmak gerekmez mi?

Gerekir!

Çünkü tiyatroda soyut anlatım, saflığıyla ve yaratacağı çağrışımlarla seyirciye geçmiyor.

Özetlemem gerekirse “Düğün (Sandık Lekesi)”nin, gerçek bir içerik taşımayan, insan algılamasının genişlemesine katkıda bulunmayan, insan söyleminin yeni biçimlerini yaratmayan, yeni deneyim alanlarını kurcalamayan bir yazılı metni var. Bunları söylerken, kişisel olarak yeni anlayışlara, dile, kişiliklere, oyunların izlek ve yapısına getirilen yeni yaklaşımların tiyatronun süregelen canlılığı için fevkalade gerekli olduğuna inandığımı da ayrıca belirtmek isterim.

İleri’nin Rejisi

Oyunun rejisini yapan Nihat İleri, absürt tiyatronun içinde yer alan kimi geleneksel öğelere sadık kalarak esere söylencesel, alegorik ve düşsel düşünce biçimleri açısından yaklaşmış. Öyküyü bir tür bilim kurgu gibi yorumlamış. İki karakterin psikolojik öznelliğini geliştirmek için belli ki çabalamış. Ablanın, doğalcılığa yol açan devinimlerinin doğrudan ve mantıklı bir gelişimi olması hususunu kaçırmamış, bir açıdan paradoksal gerçeği aramış.

İyi yapmış!

İyi yapmış da, onun rejisi de bana sorarsa (ki neden sorsun) oyunu kurtaramamış.

Tantoğlu İyi

“İyi” balerin Sibel Sürel’in dans ve hareket düzeni vücudu estetik bütünlük içinde devindirmesi açısından başarılı. Aslı Atasoy-Polat Niloğlu ikilisinin ışıkları kötü değil. Yaşar Alparslan, Özlem ve Şebnem Ölçeroğlu üçlüsünün dekoru ve Şebnem Ölçeroğlu’nun efekt tasarımı “matluba uygun”. Kübra Ateş’ın kostüm tasarımı da (Ablanın ilk ayakkabısı hariç) iyi.

“İyi” oyuncular Lâçin Ceylan ve İskender Altın, bu kere profesyonelliğin bütün gömleklerini üzerlerine bir bir giyip çıkartarak iki genç oyuncuya eşlik ediyorlar. Diğer oyunculardan Sefa Tantoğlu, Kardeş karakterini yabancılaştırarak hayali bir alana taşırken; kardeşi absürt özellikleriyle yeniden betimlemeyi başarıyor.

Ve Defne Şener Günay

Benim gözbebeklerimden olan Defne Şener Günay, büyük ve kesin ifadelerle bir abla karakteri çizerken, ifade görüntüsü ile kolay anlaşılabilen, karakteri içinde barındıran; ciddi ses değişimleri ve tonlamalarıyla görünüşünü ve hareketlerini destekleyen bir oyun veriyor.

Defne Şener Günay, sözcüklere can üfleyip, tümceleri kendisine mal ettiği için Polat Niloğlu’nun pek de akıcı olmayan repliklerini ölü kalmaktan kurtarıyor. Sahnedeki dramatik anlamı ve önemi olan her tiyatroluk düşünce Defne Şener Günay’ın aracılığıyla seyirciye daha bir iyi ulaşıyor.

Diyeceğim o ki, Defne Şener Günay bu oyunda da “Sanatta kendini değil, kendinde sanatı sevmeyi” sürdürüyor.

Kulağınıza bir şey söyleyivereyim mi?

“Düğün (Sandık Lekesi), sırf Defne Şener Günay’ın oyunculuğu için bile izlenmeyi hak ediyor

Evrensel

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


+ beş = 14

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>