Arada Olmanın En Güzel Hali

9f7b7b7b19e5f1f5_480x270Avusturya, Viyana’dan Cocon Kultur Verein adlı tiyatro ekibinin son oyunları ‘InBetween’in (Arada) galası, 21 Mart Cuma akşamı Ankara’da düzenlenen 8. Ethos Ankara Uluslararası Tiyatro Festivali kapsamında yapıldı.

Cocon’un kurucusu ve direktörü Emel Heinreich’ın yönettiği oyunda İstanbullu olan ancak 13 yıldır Viyana’da ikamet eden ve oyunculuk yapan Zeynep Buyraç, yine Viyana’da yaşayan İngiltereli butoh dansçısı Nick Mortimore ve Türkiye sahnelerinden görmeye alışık olduğumuz Esmeray rol alıyor. Oyun, Ankara ve Diyarbakır temsillerinin hemen ardından 31 Mart – 4 Nisan tarihleri arasında Cihangir Sahnesi’nde sahnelenecek.

‘InBetween’ arada olma halini tanımlayan bir kelime. Arada olma halini çeşitli pratiklerde deneyimlemek mümkün. Oyunda bu hal iki durum üzerinden aktarılıyor. Üniversite okumak için Viyana’ya giden ve o gün bugündür orada yaşayan yönetmen Emel Heinreich durumlardan birinin yurtsuzluk, ait olamamak, yabancı ve öteki olmak olduğunu anlatıyor. Türkiye’deki tırnak içinde yabancı düşmanlığı ve Avrupa’da yabancılara karşı üretilen Heinreich’in deyimiyle ‘ince’ şiddet ve baskı, oyunun merkeze aldığı meselelerin başında geliyor.

‘Kriterler yerle bir’

Oyunda arada olma hallerinde biri yurtsuzluk, diğeri ise toplumsal cinsiyet normları. Yalnız en başta Emel’in de söylediği gibi şunu belirtmek gerek: “Translar hakkında bir oyun yapmak istemedik ve öyle bir oyun da olmadı. Bu oyunun odak noktası ötekileştirme çabasının kriterlerini yerle bir etmek.”
Erkekler-kadınlar, yereller-yabancılar, normaller-anormaller var. Biz varız ve siz varsınız, bir de onlar var. Ama aslında onlar yok, çünkü biz onların hayatlarını yok etmek için elimizden geleni yapıyoruz. Emel; “ötekiler arasında da kategoriler var. Dezavantajlı, daha fazla dezavantajlı ve hiç şansı olmayanlar…Elbette onların hangi gruba dâhil olduğu da yine bizim belirlediğimiz kriterlerle çiziliyor” diyor.

Oyunda Esmeray ve Zeynep’in kimin kadın olduğuna dair yürüttüğü bir tartışma var. Soruyorum, “Kimdir kadın?” Zeynep “Tanımı olmak zorunda mı? Esmeray da bir kadın, ben de” diyor. Esmeray’a dönüyorum “Sen kadın olmayı seçtin, senin için illa bir manası vardır kadınlığın.” Esmeray bana sonradan kadın olmadığını, kadın doğduğunu ancak penisini bir türlü sevemediğini anlatıyor: “Kadın olmak için sakalın olmayacak diye bir şey yok, göğüslerini büyütmesen de olur. Ama ben sakalı sevmedim, benim sakalı sevmemeye hakkım olmalı. Ben penisimi sevmedim, penisimi sevmeme hakkım da olmalı. Ama cinsiyet kimliklerini bayraklaştırmak kötü bir şey. Kadın şöyle olmalı diye dayatılmamalı.”

Erkeklik de başa bela

Kadın olma hali başlı başına sorun, ancak bu oyunda erkek olma halleri de var. Esmeray erkek olmanın zorluklarını askerde, sünnette ve ‘kızlık zarını bozarak’ erkekliğini kanıtlamak gibi dayatmalarla pratiğe döküldüğünü anlatırken, oyunun tek erkek oyuncusu Nick de bu konudan mustarip: “Benim de erkek olduğumla ilgili ‘şüpheli’ yaklaşımlar olmuştur. Dansçıysanız muhtemelen eşcinsel olduğunuz düşünülür. Eşim çalıştığımdan bazen çocuklarımla ben ilgileniyorum ve bu durumda da homofobik aptalca yorumlar duyabiliyorum. İnsan ister istemez kendini de sorguluyor. İşte tüm bu özgüvensizlikleri sahneye taşımak çok önemliydi.”

Esmeray, bundan iki ay önce provalar için Viyana’ya gitmeden kara sevdaya tutuluyor. Doktorlar, Esmeray’ın ameliyat sonrası blue çağından geçtiği teşhisini koyuyorlar ve tahmin edersiniz bu kara sevda ona epeyce acı veriyor. Ancak oyun Esmeray’a “tokat gibi” geliyor. Ekibin provalar başladığında ellerinde yazılı bir metin yok. Zamanla, provalar esnasında edilen sözler, her birinin anıları, korkuları, dertleri oyunun kendisi oluyor. Otobiyografik bir sentez olarak görülebilecek ‘InBetween’ sanıyorum ki, merak ettiğimiz soruları dillendirmesi, ama o sorulara cevap vermeyi reddetmesiyle, iyimserlerde merak kötümserlerde hafif bir iç sıkıntısı yaratabilir.

‘Mültecilerin suyunu sıkıp evlerine gönderdiler’

Avrupa’da mültecilerin yaşadığı sıkıntılardan konuşurken, oyuncu Zeynep Buyraç seneler önce Viyana’daki sahnelerden biri olan Volkstheater’de sahnelenen ‘Die Reise’ (Yolculuk) oyununa dikkatleri çekiyor: “ Bu oyun için altı ay boyunca mültecilerle yapılan görüşmeler sonucunda, hikâyesi en ‘ilginç’ bulunan mülteciler çok az bir paraya sahneye çıkarıldı. Bu insanlar bir sene boyunca haftada bir kez sahneye çıkıp hayatlarını, Viyana’ya yaptıkları yolculuğu anlattılar. Seyirci onlar için ağladı, onlara acıdı, onları ayakta alkışladı ve iyi bir şey yapmış olmanın hissiyle evlerine döndüler. Hikâyesini 100 kez anlatan mülteciler ise kendi hikâyelerine yabancılaştı. Sonra da onların suyunu sıkıp evlerine gönderilmesini izlediler.” Bu anlatı önemli çünkü ‘InBetween’de göçün özneleri o hep duymaya alışkın olduğumuz klişe ama bir o kadar gerçekçi olan ırkçılık, kültür şoku gibi sorunlara değinmiyor. ‘Inbetween’deki yurtsuzluk halinden doğan arada kalmışlık fikrimce aslında ok yaydan çıktığı an başlıyor; bir kez ‘evim’ dediğiniz yeri terk ettiğinizde, bir gün ‘eve’ geri dönseniz bile, bir şeylerin eksik olduğu duygusu asla gitmiyor.

Gerçek Gündem

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>