Haluk Bilginer: “Sanatçının İşi Tatsızlık Çıkarmaktır”

280320142235286649246[Akşam gazetesinden Zeynep Bakır’ın , Haluk Bilginer ile gerçekleştirdiği söyleşinin bir bölümünü aktarıyoruz.]

“Sanatçının işi tatsızlık çıkarmaktır, tatsızlık çıksın ki olan biteni daha rahat anlayabilelim” diyor Haluk Bilginer. Dünyada ‘doğuştan’ her şey güzel ve yolunda olsaydı sanat doğar mıydı acaba? Ve sohbetin bir yerinde ekliyor biz de kapağa çıkarıyoruz bu cümleyi; “Bir gün tiyatro ve futbol yer değiştirecek.” Haluk Bilginer’le önünü ve arkasını Kozmos’a bıraktığımız ortasını sizlere sunduğumuz röportajı.

Asıl soru merak belki de… Sanatın ve bilimin buluştuğu nokta.

Evet, her şey merakla başlıyor. Ben meraklı bir çocuktum, dünayı ve insanı hep merak ettim. 16 yaşlarımda doktor olmak istemem de merak yüzündendi… A harfinden başlardım Resimli Bilgi Ansiklopedisi’ni okumaya… Olaylar böyle gelişti.

Kitabını okuduğum dizisini de takip ettiğim bir Kozmos var. Siz de diziyi seslendiriyorsunuz. Edebiyat ve bilimin buluştuğu olağanüstü bir iş. İnsan Kozmosla ilgilendiğinde varlığının bir toz zerreciği olduğunu hissediyor. Siz ne düşünüyorsunuz?  
Bilime hep merakım vardı ve o projede olmak benim de hoşuma gidiyor. Kozmos’un umurunda değil olan biten. İnsan geldiği için buna bir anlam vermeye başlamış. 65 milyar yıl önce de yaşam vardı. Dinazorlar mutluydu göktaşı düşene kadar. Şu planetin başına gelen en zararlı yaratık insan değil mi?

İnsan parayı icat ettiğinde zarar başlamış olabilir… İnsan mı parayı, para mı insanın geleceğini tayin ediyor?
Bilinç! Özlemlerimiz… Ama bazıları sadece parayı özler. O parayla ne yapacağını bilmeden özler. Ne yapacağını bilmek kültür gerektirir ki kültür de parayla satın alınacak bir şey değildir. O para tuzağına bir kere düştün mü sonu iyi değil.

Siz hiç çok para hayali kurmadınız mı? 
Düşlerimi gerçekleştirecek kadar para kazanmayı hayal ettim. Tiyatro kurmayı hayal ettiğim için para kazandım. Elde etmek istediğiniz düşlerinizle sınırlıdır. Düşlerinizin ötesinde bir şeyi ne yapacağınızı bilemezsiniz. Mesela benim 50 milyon dolarım olsa o parayla ne yapacağımı bilmiyorum. Bu yüzden de öyle bir para sahibi olmak gibi bir isteğim yok. En nihayetinde kapladığın alan kadar varsın.

Felsefeye doğru gidiyoruz. Oyununuzdan söz etmek istiyorum biraz. Bugün Nehir’i izledim. Erkeklerin iki yüzlü dünyasını anlatırken ağlanacak halimize çok güldüm. Erkekler neden kadın-erkek ilişkilerinde bu denli iki yüzlü diye sorsam yine felsefeye giriş olacak… 
O işin içinden çıkamayacağımız bir konu erkekler tuhaf yaratıklar ancak oyunu oynarken dikkatimi çeken şu; adam sevgilisine “O kadının yanımda olmasının sebebi senin yanımda olmamandır” cümlesine tüm kadınlar gülüyor daha bir erkek kahkahası duymadım. Kadınlar biliyor bunun gerçek olmadığını, erkeklerde biliyor ama erkekler gülemiyor.

Mesele nedir aslında?
Bir erkek hayatına giren tüm kadınlarla aynı şeyi yaşıyor. O kadınların hepsini bir kadın yaparak ayrı sonuçlara varmaya çalışıyor. Bu nasıl mümkün olabilir. Einstein’ın bir sözü vardır, “Aynı şeyleri deneyerek farklı sonuç beklemek aptallıktır.” Başka kadınlar başka deneyimler, bilgiler demektir. Sen birlikte olduğun kişiyle dönüşemiyor ve herbirine aynı davranıyorsan sonucunun da bir öncekinden farklı olmasını bekleyemezsin… Ben bir şey söyleyeyim mi erkeklerin yatacak yeri yok.

Oyun Atölyesi’nde izlediğim en son oyun Haluk Bilginer’in Ayça Bingöl ve Canan Ergüder’le birlikte oynadığı Nehir. Oyunu İngiliz yazar Jes Butterworth yazmış. Yazarın Türkçe’ye çevrilmiş ilk oyunu. Kadın ve erkeğin ilişki içindeki ruh hallerini en bildiğimiz şekilde yansıtmayı başarmış. Oyun kadınları içten içe üzereken kahkahalar atmasına sebebiyet veriyor. Erkeklerden de pek ses çıkmıyor. Yüzleşme yaşanıyor sanırım o sırada. Dekor, ışık, kostüm oyunculuklar hepsi iyi ama beni bunların dışında en etkileyen müzikler oldu. Müziklerin altında da Tolga Çebi’nin imzası var.

Akşam

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>