Canım Sıkılsın İstiyorum

Zafer Diper

“Canım sıkılıyor!” diyenlere öyle bir kızıyorum ki; bu ülkede sıkılmaya zaman mı var… Ama benim biraz canım sıkılsın istiyorum artık, yapacağım duyacağım bir şey olmasın, tembel tembel yatayım yatacağım da gerine dura, esnerken çenem yerinden oynaya ki konuşamaya… Ne var ki evde pek şansım yok, gürültü patırtı…

Sesiz bir köşe bucak bulma özlemiyle düşüyorum yollara… Bir anda yüreğim hopluyor; yanımdan geçen bir seçim arabası cazurtulu cuzurtulu avazı çıktığı kadar bağırıyor…

Ben bir opera tutkunu olarak dünyanın çeşitli güzelim seslerini bilirim, tınıları gitmez kulağımdan ki bu ne ya! Off tanrım biraz sıkılamayacak mıyım ben…

Şöyle havuzlu fıskiyeli bir park köşesinde oturmuş gazetemi okuyayım diyorum da amanin ne görüyorum: “Yeniden mahkemeye gönderilen Gezi Parkı iddianamesinde Mimarlar Odası Çevre Etki Değerlendirme Kurulu 2. Başkanı Mücella Yapıcı örgüt lideri olarak gösterildi…”

Adı da Gezi Örgütü herhalde(?) Kasıklarım patlayacak sanki gülmekten. Oturduğum sıraya birisi yanaşıyor, “İyi misiniz?” diyor… “Ben çok eğleniyorum,” diyorum, “bakın şuna, bilmediğimiz yeni bir örgüt daha çıkmış ortaya…” O, hiçbir şey anlamadan gazeteye değil de bön bön yüzüme bakarken ekliyorum, “Yahu”, diyorum, “bugün de sıkkınlık mıkkınlık kalmadı bende…” “Şey,” diyor, biraz sıkılganca sokulup yanıma, “sizi gördüm de karşıdan, seçim otobüsü geçerken kulaklarınızı tıkadınız!” diyor. “E, sana ne bundan?” demiyorum. İşi seçimlere getirecek, söyleşirsek çıkarımlarda bulunarak hangi partiye kime oy vereceğimi öğrenecek ve sonra… Sonrasını da bilmek istemiyorum ya, ama bu vatandaşı da üzecek değilim öyle. Bir laf atıyorum ortaya… “Evet, yakında seçimler var…” diyorum.

Kısacık bir “ohh” çekiyor, istediği konu açılacak gibi. “Bak sen şu eğlenceye, yahu, arkadaşım…” diyerek düş kırıklığına uğratıyorum onu ama, besbelli… Benim için “Kafadan tahtası eksik biri galiba?” diyen iç sesini duyumsayabiliyorum. Makaraları koyuveriyorum gene. Gülmemin biraz durulmasını bekliyor kibarca ve “Bu seçimlere inanmıyor musunuz?” diye soruyor… Gül allah gül… “Kardeşim ayıp oluyor,” diyor, “sizde gülme hastalığı mı var yoksa?” Kendimi tutacak gibi değilim ama “yok yok, iyiyim” diyebiliyorum zar zor. O zaman da üstüne vazife edinmiş başlıyor siyaset konuşmaya. “Şimdi ülkenin durumu malum, AKP iktidarda, bir de ana muhalefette CHP var. Gelecekte…” derken hemen giriveriyorum araya, CHP’den bir milletin vekilinin satırlarını göstererek: ”Bakın ne yazıyor… Yakında, yani eğer seçimi kazanırlarsa ‘siyasete dair’ olan oyunlar bitecek, sanat özgürleşecek!” “E, güzel!” diyor. “Ben buna da gülerim!” diyorum. “Gene mi,” diyor, “neden?” “Sanat CHP ile nasıl özgürleşecek, ilginç?!

Bir düşündükleri var belki yeni yeni! Nedir, nelerdir? Siz biliyor musunuz? CHP’nin bir kültür sanat siyasası var da bizim mi haberimiz olmuyor?” “Anlıyorum, bir sanatçısınız belki, ancak sırada daha önemli konular varken yani…”

Böyle bir ayrıntıya takılmamı anlayamıyor, bunu da anlıyorum. Yani, şu ömrümüz anlamakla geçiyor… “AKP sizi düşman bellemiş, eh CHP’ye de yaranamazsanız yahu ne olacak sizin haliniz?!” Ne o, hadi gülsenize… Gülsenize, ağlanacak halinize…” diyor.

Kültürü-sanatı partilerin tekelinde ve bir “ayrıntı” diye yorumlayan bu kişiye diyorum ki ben de: “Sen ağlamalısın, gülünecek haline…”

Birgün



  tarafından yazılan diğer yazılar.

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>