Balkanlardan Bursa’ya Tiyatro Çıkarması

fft81_mf2062078[Filiz Elmas’ın Radikal’de yayınlanan yazısını paylaşıyoruz.]

Devlet Tiyatroları’nın Bursa’da düzenlediği Balkan Ülkeleri 1. Tiyatro Festivali’nde birbirinden ilginç oyunlar seyirciyle buluşuyor.

Devlet Tiyatroları her yıl yedi farklı bölgede düzenlenen çeşitli ulusal ve uluslararası festivaller aracılığıyla seyirci ile buluşuyor. Bu sezon festival sayısı sekize çıktı. Çünkü Bursa’da 8-22 Mart 2014 tarihleri arasında Uluslararası Balkan Ülkeleri 1. Tiyatro Festivali başladı. Devletin tiyatrosu olur mu sorusuna iç rahatlığı ile evet yanıtı veren bu organizasyonlar, seyircilere farklı kültürleri tanıma şansı veren geniş bir program da sunuyor. Bursa festivali kapsamında bu yıl Makedonya, Hırvatistan, Sırbistan, Romanya, Yunanistan, Bulgaristan, Kosova ve Türkiye’nin de bulunduğu sekiz farklı ülkenin toplam on dokuz oyunu seyirci ile buluşuyor.
Mart ayında düzenlenen Bursa festivalinin ilk üç gününe katılma olanağım oldu ve halkın festival açılışında başlayan yoğun ilgisinin, oyunlar süresince de devam ettiğini gördüm. Açılış oyunu olarak seçilen Matmazel Julie Üsküp Milli Kurum Türk Tiyatrosu tarafından sahneleniyordu. Türkçe konuşan bir topluluk tarafından sahnelenmesi nedeniyle oyun ilgi çekiciydi. August Strindberg’in önemli yapıtları arasında yer alan Matmazel Julie, yazarın da vurguladığı gibi çağının tiyatro anlayışına farklı bir yorum getirmeyi amaçlıyordu. Bu bağlamda rejisör Aleksandar Popovski’nin tercihi olan minimalist dekor anlayışı, hem yazarın tercihine hizmet ediyor, hem de oyun boyunca inşa edilerek tamamlanan bir idam sehpası ile finali hazırlayan sürprizi içinde barındırıyordu. Bir soylunun uşağı ile yaşadığı aşk ilişkisini anlatan metin, ana temada kadın-erkek ilişkisini ele alır. Oyunun toplumsal alt yapısını oluşturan temel ise soylular ile halk arasındaki çatışmadır. Rejisör, Julie’nin alt sınıflar üstünde kurduğu baskıcı tutumla metine bulanıkta olsa toplumsal bir açılım sağlamaya çalışıyor ancak bu açılım, oyunun tamamına yayılmadığı için seyirci açısından anlaşılır bir vurgudan yoksun kalıyordu. Kimi kez açık biçime başvuran yönetmenin final sahnesi ise oldukça ilgi çekiciydi. Oyun kesilerek seyirciye üç farklı son sahneleniyor ve böylece açık biçim final sahnesinde de tekrarlanıyordu. Kimi sahnelerde fazlaca forse edilmiş bir oyunculuk üslubu ise oyun açısından abartıya neden oluyordu.

Festivalin ikinci günü Makedonya Üsküp Arnavut Tiyatrosu Ölü Ordunun Komutanı oyununu sahneledi.Ismail Kadare tarafından yazılan ve Jeton Neziraj tarafından uyarlanan oyun, 2. Dünya Savaşı sonrasında, 1960’lı yılların başlarında, bir İtalyan generali ile bir İtalyan papazının, İtalyan askerlerinin kemiklerini bulmak üzere Arnavutluk’a gönderilmesini konu ediniyor. Oyun broşüründe metnin amacı şöyle özetleniyor: “Bu oyun kimin suçlu olduğunu bulmakla ilgili değil. Her iki tarafta hayal kırıklığına uğrayan insanlar ve parçalanan kaderler haricinde geride hiç bir şey bırakmayan savaşın saçmalığını göstermekle ile ilgilidir.” Savaş temasına hizmet eden oyunun festivalde yer alması doğru bir tercihti. Rejisör Dino Mustafiq ise oyunun tümünde olmasa da kimi sahnelerde oldukça başarılıydı. Örneğin savaşta ölen askerlerin stadyumda bulunan kemiklerinin futbol topu gibi kullanımı ile savaşın üst güçler tarafından yönlendirilen bir oyun olduğunu vurgulaması gibi. Oyunda yine forse edilmiş oyunculuklar vardı ama general ile annenin yorumu oldukça iyiydi.

Festival bünyesinde izlediğim son oyun ise Hırvatistan Marin Drzic Şehir Tiyatrosu tarafında sahnelenen Dostoyevski’nin ünlü romanı Karamazov Kardeşler oyunuydu. Romanı okuduğumda herkes gibi bende kurgudan, roman kahramanlarından ve yazarın romanda yaptığı felsefi tartışmalardan çok etkilenmiştim. Orhan Pamuk tarafından “geçen binyılın kitabı” olarak adlandırılan Karamazov Kardeşler bu nedenle merakla beklediğim bir oyundu. Hemen söylemeliyim oyunu çok beğendim.

Romanda Fyodor Karamazov ve üç oğlu arasında geçen olaylar anlatılıyor ve ana izlekte baba katilliği ele alınıyor. Eserde, kilise ve devlet gibi felsefi kavramlar ile sorumluluk, evlat sevgisi, aşk, özgürlük gibi insani değerler tartışmaya açılıyor. Tahmin edeceğiniz gibi böylesi zor bir metni sahneye taşımak da çeşitli riskleri ve zorlukları içinde barındırıyor. Ancak oyunun yönetmeni Dejan Projkovski zor olanı başarmış ve metni sağlam bir dramaturgi ile yaratıcı bir görsellik sağlayarak izlenmesi zevkli bir sahne plastiğine dönüştürmüştü. Yönetmen oyunda insanın psikolojik irdelemesini de doğru bir biçimde gerçekleştiriyordu. Örneğin geçmişe dönük hesaplaşma sahnelerinin sahne gerisinde yer alan ve günah çıkarma hücrelerini de anımsatan demir bir kafes içinde oynatılması gibi. Oyunculukta ise baba Fyodor Karamazov ve üç oğlu Ivan, Dimitri ve Alyosha karakterlerini sahnede başarıyla aktaran oyuncuları kutluyorum.

Festivaller devam ediyor, siz de nisan ve mayıs aylarında Bursa, Adana, Konya, Ankara, Van, Trabzon, Antalya veya Diyarbakır’daki festivallere katılabilirsiniz. Bu yıl 65 yaşına giren Devlet Tiyatroları, turne bölgeleri ile birlikte 23 kentte mevcut 58 sahnesi ile her akşam seyirciye perdelerini açıyor. Tıpkı köklü ve büyük bir çınar gibi.. Ne diyelim, marifet bu çınarı kesmekte değil, onun suyunu, gücünü artırmaktadır. Nice festivallere….