Ötekileştirilmeye Karşı Çare Sanat

otekilestirilmeye-karsi-care-sanat-4104616[Belma Akçura’nın Milliyet’te yayınlanan yazısını paylaşıyoruz.] İnsanları ırk, dil, diniyle ayrıştıranlar her yerde. İzmir’de de var. ‘Öteki’ne karşı tepkili olanlar gerilim yaratsa da bu kentte sivil örgütlenmeler eylemlerini müzik, tiyatro ve mizahla sokağa taşıyorlar.

İzmir’e akşam saatlerinde iniyorum; otele yerleşmeden ‘iş’ başlıyor: Bindiğim taksi şoförü hayli politik; siyasi gerilimin arttığı, kutuplaşmanın derinleştiği düşüncesinde ama oyunu genel seçimlerde ana muhalefete, yerel seçimlerde ise ‘ceza’ olsun diye iktidara verecek. Kutuplaşmayı yaratanın medya olduğuna inanıyor. Gazeteci olduğumu öğrenince de kafasını anlamlı bir biçimde sallıyor; “İzmirlileri hem gâvur, hem ulusalcı, hem laik, hem de ırkçı yaptınız ayıp ettiniz; tamam ulusalcıyız, laikiz ama gâvur, ırkçı değiliz.” İzmirlilerin Kürtlerin seçim konvoylarını taşladıklarını hatırlatıyorum: “O iş başka, bazen haddini bildireceksin. Savaşı kimse istemez ama barış da böyle olmaz” diyor. İzmir ne zaman milli bir duruş sergilemek istese; neredeyse bütün evlerin, işyerlerinin balkonları, pencereleri, apartman girişleri, yetmedi sokaklar bayraklarla donatıldığı için sözü fazla uzatmıyorum…

Peki, İzmir gerçekten bu mu?

İzmir’de tiyatro eğitimi alan Mizgin Zana’nın yol göstericiliği ve meslektaşım Mehmet Emin Al’ın objektifinden İzmir’in altını üstüne getiriyoruz… Mizgin İzmir’deki sivil toplum örgütlerinin farklılığına işaret ediyor. İzmirlilerin ilginç eylem ve gösterilerle nasıl sokağa çıktığını Türkiye genelindeki toplumsal sorunların İzmir’de müzik ve tiyatro yaparak nasıl ses bulduğunu anlatıyor. “Bunlar müzik tiyatro grupları ama her biri insan hakları savunucusu bir sivil örgüt gibi çalışıyor.”

Aram Tigran’ın “Dünyaya bir daha gelirsem, ne kadar tank, tüfek ve silah varsa hepsini eritip saz, cümbüş ve zurna yapacağım’’ sözlerini kendisine felsefe edinmiş İMD İzmir Müzisyenleri Derneği böyle bir dernek. Müziğin evrensel dili ve birleştirici özelliği ile toplumsal barışa katkı sunmayı amaçlıyorlar. Müzisyenlerin çalışma koşullarından kaynaklanan sorunları çözmek, sendikal hakları kazanmak, sigorta iş ve can güvenliği ücretlerin iyileştirilmesi gibi sosyal haklar için bir araya gelmişseler de Türkiye’nin dört bir yanında yaşanan her türlü toplumsal travmalara müzikle katkı sunuyorlar…

MÜZİK GERGİNLİĞİ AZALTTI

31 Mayıs’ta Gezi eyleminin olduğu gün; İzmir’de Alsancak Çocuk ve Gençlik Eğitim Merkezi’nin kapısından İMD grubu ellerinde çalgı aletleriyle içeri giriyor. Oradaki sokak çocukları ve madde bağımlısı çocuklarla müzik yapıyor, oyunlar oynuyor, sohbet ediyorlar. Sonra “Demokratik hakkımızı kullanıyoruz, şikâyetlerimiz var. Yabancılaşma ve yalnızlaşmaya bir son vermek” diyerek insanları alana davet ediyorlar: Mizgin’e göre; o gün bir anda alanda herkesin kucaklaştığı, dans ettiği aynı sloganları attığı bir ortam yarattılar. Kavgayı çatışmayı engellediler, gerginliklere müzikle müdahale ettiler. İzmir’in hemen her mahallesinde müzik yaptılar. Yemeden, içmeden uyumadan çaldılar. Farklı sanat dallarından insanlarda İMD ile ortak hareket ediyor. Mahallelerde forumlarda birlikte etkinlikler düzenliyorlar: resim yapıyorlar, çocuklarla, yerleri tebeşirlerle boyayıp oyunlar oynuyorlar. Daha birçok şey yapıyorlar; termik santrallere, HES’lere karşı konserler vermek, yoksul müzisyenleri sahiplenmek, öldürülen müzisyen arkadaşlarının davasını takip etmek, MS hastaları ile ortak etkinlik düzenleyip, tutuklu öğrenciler ya da Reyhanlı’da yaşanan bombalı saldırıyı 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde müzikle protesto etmek gibi… Bir süre sonra onları her yerde; huzurevlerinde, engelli merkezlerinde, hayvan hakları eylemlerinde, sendikaya üye olduğu için işten çıkarılan ya da haklarını ararken mağdur edilen işçi ve emekçilerin yanında, ıslahevlerinde, yoksul mahallelerde görmek mümkün hale geliyor. Hala insanlarla müziği buluşturarak eylemlerini sürdürüyorlar.

TİYATROLUK SORUNLAR

Alsancak’ta ara bir sokakta bir binanın ikinci katına çıkıyoruz… İzmir Yenikapı Tiyatrosu prova yapıyor. Tiyatronun yönetmeni ve aynı zaman da Türkiye Tiyatrolar Birliği sözcülerinden Orçun Masatçı ve ekibi tiyatroyu sokağa taşımış. Ama başları hep belada; Masatçı; 2006 yılında, İzmir’de gerçekleştirilen 1 Mayıs mitinginde, üzerinde “İzmir Yenikapı Tiyatrosu” yazılı pankart açtıklarını, pankartın, yanlarındaki illegal bir örgütün pankartını kapattığı, bu şekilde “örgütün gücünü kullanarak, polisi etkisiz hale getirdiği” gerekçesiyle 2 yıl hapis cezasına nasıl çarptırıldığını anlatıyor. “Komik ama korkucu değil mi?” diyor. Eylemde, tiyatro ekibine benzer cezalar verilmiş. Orçun Masatçı İzmir’in demokrat bir kimliğe sahip olduğunu ama örneğin ‘eşcinsellik’ eğer bir küfürse, “eşcinsel ol ama Kürt olma” düşüncesine sahip hem ulusalcı hem de ırkçı zihniyette insanların olduğunu da belirtiyor. “Homofobik, cinsiyetçiliği derinleştiren onlarca tiyatro var. Müsamere yapıyorlar. Bilgisiz tiyatro izleyicisi yetiştiriyorlar. Biz hem tiyatro algısını değiştirmeye çalışıyoruz. Hem de bu zihniyete karşı tiyatro yapıyoruz” Nazlı Masatçı ’da “Palto” adlı sokak oyunda ‘Askerlikten soğutmaktan’ 5 ay hapis cezası alıyor. “Hükmün geri bırakılması kaydıyla serbest bırakıldım. Yaptığım sanattı ama propaganda olarak kullandığımı söylediler. Genellikle de sanattan değil eylemden yargılanıyoruz. Mesela İlker pandomim yaparken sokağı kirletmekten ceza verdiler.”

İlker’le de buluşuyoruz. 6 yıldır pandomim yapıyor. Sadece İzmir’de değil… O her yerde. Karabağlar’ da travesti mi öldürülüyor, Ceylan mı öldürülüyor, Uğur Kaymaz mı? Hemen sokağa çıkıyor. Hemen oyunlaştırıyor. Meseleleri sokağa taşıyor. Van’da beş kez drama çadırı açıyor. Güneydoğu’da hiç sorun yaşamıyor. “Ama ‘İstanbul Kültür Başkenti’ ilan edildiği gün Beyoğlu’nda Hrant Dink’i arıyorum mesela. İnsanlara “Az önce burada buluşacaktık Hrant Dink’le gördünüz mü?” diye soruyorum. O gün bana yer işgalinden ceza kesildi.” Binin üzerinde cezası ulusal basına taşınınca hepsi siliniyor. Halk onu seviyor. Zabıta müdahale ediyor, halk tepki gösterince zabıta polisi çağırıyor.

DANS’IN ÖTEKİSİ EVREN’DİR

Balerin Cansu ise Türkiye’de dansçı olmanın çok zor olduğunu belirtirken politik ve fiziksel olarak sınırların nasıl çizildiğini de anlatıyor. “Dans Türkiye’nin kırmızı rengi… Çok sakin bir danstan bahsedemeyebilirim. Dans ‘mağdur’ olan değil ama ‘öteki’ olan çünkü dans sınırlarını genişletme çabası içerisinde bunu yaptıkça da ötekileştiriyor. Dansın ötekisi kim sorusuna ise “Dans’ın ötekisi ise Evren”diyor.

EN ÇOK ÖRSELENENLER

Mizgin Zana’da ötekileştirilen tarafta yer aldığı için ötekileştirmenin nasıl bir mağduriyet olduğunu iyi bildiğini belirterek şöyle diyor: “ötekileştirmenin bireyin hem psikolojik hem sosyal yapısına etkileri yıkım gibidir. Bunun nasıl bir şey olduğunu iyi bildiğim için şimdiye kadar hiç kimseyi ötekileştirmedim. En çok örselenen, öteki muamelesi yapılan göç etmek zorunda bırakılmış topluluklardır. Sorunun özünde temel hak ve özgürlüklerin mağduriyeti söz konusu ise rengine, diline, inancına, ideolojisine bakmadan destekliyorum.

‘MATEMATİK BİLMEYEN TOPLUMDA ADALET OLMAZ’ SÖZÜ SAFSATADIR

Bilim ve matematik felsefesi üzerine çalışan Prof. Dr Beno Kuryel ile buluşuyoruz. Kendisini “Kimliksiz” olarak tanımlıyor. Fikrin empoze edildiği bir ortamda, fikrin empoze edilmediği bir ortama geçilmesi gerektiğini söylüyor. Öğretmen – Öğrenci kavramlarına karşı çıkıyor. Ötekileştirmeye karşı “öğrenme ortaklığı” kavramını nasıl yarattıklarını anlatıyor. Nobel ödüllü matematikçi John Nash’ın “Matematik bilmeyen toplumlar da adalet olmaz” sözlerini hatırlattığımda bu konuda çok ciddi bir hata yapılmakta olduğunu belirtiyor. Beno’ya göre; Nash psikolojik problemlerle uğraşan, her şeyi ötekileştirmiş, öteki olarak gören bir ruh haline sahip. İdeolojik olarak da pozitivizmin mahir, kendi içinde tutarlı bir militanlığını yapıyor ve hayatı matematiğe indirgiyor.

Kuryel matematiği neden Platonizm’den kurtarmak gerektiğini, matematik fetişizmi yapıldığını belirterek uzun uzun anlatıyor ve kısaca şöyle diyor: “Nash’ın bu sözleri safsatadır, bağnazlıktır, hatta şarlatanlıktır. Çünkü adalet sınıfsal bir yapıya sahiptir, demokrasiyle ilgilidir. Aynı zaman da siyasal sistemle ilgilidir. Bugün demokrasi ve adalet konusunda ciddi sıkıntılar yaşayan Çin matematik konusunda oldukça iyidir.

‘Dünya ideallerle açıklanmıyor ‘

”Nash’ın bizi matematikle ötekileştirdiğini söyleyen Prof. Dr Kuryel demokrasi dediğimiz şeyi; biraz da insanların gündelik yaşamında, geleneklerinde, göreneklerinde alışkanlıklarında, tercihlerinde, gündelik yaşamı nasıl tasarladıklarında, kısa günün hesabının çıkarının ne olduğuna da çok bakarak değerlendirmemiz gerektiği düşüncesinde:

“Bu toplum demokrasiyi sevmiyor, işte gidiyor kimlere yanaşıyor’ diye serzenişte bulunuyoruz ama bu bir aydın serzenişidir. Biraz daha gerçekçi olursak, insanların gündelik yaşamında demokrasiyle kurduğu ilişkinin ideal olmadığını göreceğiz. Dünya ideallerle açıklanmıyor.”

‘Bilim sınıfsal bir karaktere sahiptir ‘

Bilim nesnelliği kaybettiği zaman, etik problemlerin ortaya çıktığını, bu nedenle bilimi yüceltmediğini söyleyen Beno “Buluş yapmak muhteşem bir şeydir ama bununla bitmiyor çünkü bilim sınıfsal bir karaktere sahiptir.” Diyor. Prof. Dr. Kuryel ayrıca Türkiye’de toplumda homojen, türdeş bir yapı olmadığını hatırlatarak ‘bu toplum düşünmesini bilmiyor, algılayamıyor’ diye genellemelerin yapılmamış gerektiği görüşünde.

BEN UNUTTUM İNSANLAR UNUTMADI

“Müslümanlaştırılmış Ermeniyim. Adıyaman Kâhta’dan buralara geldim…1915’de yaşanan o büyük acıdan babam on yaşında bir sandık içerisine konarak kurtarıyor. Sonrasında da yoğun baskı uyguladılar, evimizi yakmaya kalktılar. 1974’de köyden çıktık… Babam çocukluğunu asla kabullenmedi, evde bir gün dahi Ermenice konuşmadı. Süryaniler de katliama uğradı, göç ettiler, bizim yaşadıklarımızın aynısını onlar da yaşadı.

‘Her şey oldum, umrumda değil’

Biz büyüdük; dinimizden inançlarımızdan vazgeçtik dönme olduğumuzu biz unuttuk insanlar unutmadı. Hep böyle anıldık. Türkler; ‘Ne Kürt ne Ermeni, siz Türk’sünüz’ dediler. Kürtler ‘Ne Türk Ne Kürt siz Ermeni’siniz dediler, Biz de karar veremedik ne olduğumuza. Ne yaparsan yap sana bunu sürekli hatırlatıyorlar. Türk oldum, Kürt oldum Ermeni oldum, Zaza, Süryani oldum… Her şey oldum…

İzmir’e geldim. Süryani bir kızla evlendim. İzmir aydın ve demokrat özgür bir şehir diye düşündüm. İzmir’de daha çok ötekileştirildik. Bir ön yargı var. İzmir ulusalcı bir şehir ama komünistleri bile ırkçılık yapıyor. Ben bu ülkenin vatandaşıyım adımın Erol ya da Hrant olması umurumda değil. Hiçbirimizin birbirimizden farkı yok. Ezilenlerin başkalarını ezmesinden daha rezil bir şey yoktur. Ben Türkiye’nin dağılmamasını umut ediyorum. Tek koşulu da demokratikleşmesidir. Baskıyla şiddetle zulümle biz bu ülkeyi parçalanmaya doğru götürürüz. Hep beraber batarız. Bu ülke bizim bu vatan bizim alternatifimiz yok demokrasi gelmek zorunda bu ülkeye…

MARDİN’DE SÜRYANİLERE BASKI VAR

İzmir Süryani Platformu sözcüsü Zeynep Tozduman ise bir Türk Aktivist. İzmir’de toplam 5 Süryani ailesi olduğunu söylüyor. “Süryanilere dönün diyorlar ama hala bu insanların mallarına el konuyor baskı ve tehditlerle kaçırılmaya çalışılıyor. Malı bir gecede kaldırılan Süryanilere tanık oldum, hala baskı ve korkudan bu insanlar kendilerini saklama ihtiyacı duyuyorlar.”

Milliyet

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>