İlham Veren Oyun: İz

Volkan Çıkıntoğlu

Galata’da eski bir Rum evine giriyorsunuz. Tereddüt etmeyin, girin. Eski bir evin salonundan bozma bir yerde tiyatro mu olur diye geçebilir içinizden. Bırakın, geçsin. Tepedeki bu ekranlar neyin nesi diye düşünüyorsunuz. Acele etmeyin. Karşınızda bunları ve daha fazlasına anlamlandıracak bir oyun var: “İz”.

Ve Diğer Şeyler Topluluğu, “İz” oyununun gerek içeriği, gerek biçimi, gerekse mekan kullanımı konusunda önemli yaklaşımlarda bulunmuş. Sahne kavramının sorgulandığı, dişten tırnaktan artırılarak ortaya çıkarılan nevi şahsına münhasır mekanlarda tiyatro sanatı icra ettiğimiz zamanlardayız. Dolayısıyla, tiyatro gruplarının mekan olgusunu, bir reji meselesi olarak ele alması artık elzem görülmeli.

“İz”, ilk olumlu adımı oyunun başında seyirciyi yapısına ikna ederken yapıyor. Oyun, eski bir Rum evinin üç nesil hikayesini anlatıyor. Bu hikayeleri sahnede bir arada görüyoruz. Hikayelerin birbiri üstüne gölgesinin düştüğü, karakterlerin birbirinin hayaleti olduğu bir ortamdan bahsediyorum. Bu atmosferin oluşması ve seyirciyi en iyi şekilde içine alabilmesi için, bu durumla ilk karşılaştığımız an çok önemli. Rüzgar ve Sevengül otururken, Markiz ve Eleni salona girdiğinde, ortaya seyirciyi kışkırtan bir mesele atılmış oluyor: Sahnedeki bu durum ne? Seyircinin bu yapıyı anlamlandırıp beğenmesinde, oyuncuların birbirinden izole halde kendi zaman ve mekanlarını titizlikle yaratmaları ve rejinin sade bir matematiği tercih etmesinin rolü, çok büyük. Rejinin sade matematiği derken, giriş çıkışların oluşturduğu akıcı ritimden ve anlamlı mizansenlerin ortaya çıkarılmasından bahsediyorum. Seyirci, kendisine hiçbir şey dayatılmadan sahnedeki katmanlı yapıya ikna olduğu için oyunla güçlü bir zihinsel ve duygusal bağ kurmaya başlamış oluyor. Ahmet ve ev sahibi Turgut Usta konuya dahil olduğunda da oyundaki katmanlı yapı aynı iyi matematiği ve oyuncu yapısını korumaya devam ediyor. Bu noktada, farklı katmanlardaki karakterlerin birbirine temas ettirilmemeleri, sadece eşyaların veya hikayelerin birbirine göndermede bulunmaları, çok doğru bir reji tercihi olmuş. Oyunun katmanlı yapısı doğru kurulduğunda, en üst katmanda bu oyunu izleyen seyirciler olarak bizde yerimizi alıyoruz. Böylece, içinde bulunduğumuz yerin tiyatro salonundan ziyade eski bir Rum evi olduğu aklımızda başka şekilde yer etmeye başlıyor. Oyunda da sık sık vurgu yapılan eşyanın mekanın hafızası olması (hikayeleri taşımaları) durumu bizim içinde bir anlam ifade etmeye başlıyor.

Bana göre, oyundaki ikinci olumlu tercih de katmanların birbirine yaptığı göndermeler. Zaten, oyunla zihinsel bir bağ kurmaya hazır hale getirilmiş seyirciye, takip edebileceği, içini doldurabileceği, çözmeye çalışacağı metin içi referanslar vermek önemli bir unsur. Tıpkı rejideki gibi oyunun metninde de seyirciye empoze edilen önermeler yok. Karakterlerin durumları üzerine düşünmemizi sağlayan yegane şey zamansallık. Örneğin; Markiz ve Eleni’den öğrendiklerimiz ile Turgut Usta’nın anneyle ilgili anlattığı hikayeyi karşılaştırdığımızda zihnimizde bir çok düşünce tetiklenmekte. Bir başka durumda, aşırı bir yorum olarak Eleni ve Markiz’in yaşadığı yıllardaki evdeki düzene ve ışıltıya nazaran evin sonraki zamanlardaki sahiplerinin ‘kaybedilmiş’ hayatlarının karşılaştırması bizi ülke tarihine götürebiliyor: suçlar üstüne bir düzen inşaa edilemiyor. Bu örnekler rahatlıkla çoğaltılabilir ve evin hikayesinden başlayıp yakın tarihimize uzanan yorum kümesi oluşturabilirim. Ama burada vurgulamak istediğim şey; oyun metni, sıkça rastladığımız ‘ötekilerin maruz kaldıkları’ üzerine bir hikayeyi büyük laflar, agresif önermelerle anlatsaydı kendini indirgemiş olurdu. Oysa “İz”de, biz aktif bir izleme deneyimi yaşadığımız için bir metnin söyleyebileceğinden çok daha fazla anlam üretebilecek noktaya geliyoruz. Çağdaş oyunların bu şekilde açık metinler kurmasını çok olumlu bulduğumu söylemeliyim. Öte yandan, metnin göndermeleri ve zamansallığın yarattığı anlam alanlarına karşın Ahmet karakterinin konuşmalarının ve oyunun arabesk soslu finalinin seyircinin gözünde açığa düşme riski var.

Oyun yapısıyla ilgili bir diğer ele almamız gereken mesele ise izleme deneyimi ile ilgili. Günlük hayatımızda, tv-sinema izleme deneyimini daha yoğun yaşadığımız aşikar. Halihazırda, tiyatronun sinema karşısındaki durumunu tartışılagelmesinin nedenlerinden biride bu malum durum. Bana göre; ekran, izlediğimiz şeye ne kadar ikna olursak olalım aşılamaz bir mesafeye sebep oluyor. Sahne sanatlarında ise karşımızdakiyle aynı mekanı paylaşmamız, ortamda tüketilen oksijenden o an gerçekleşebilecek tüm ihtimallere kadar her şeyde bir sorumluluğumuzun olması, seyirci deneyimimizi özelleştiren bir şey. “İz”e geri dönersek; evin sahne dışındaki bir çok noktası oyunda kullanılmakta. Buralardan gerçekleşen sahneler, seyirciye ekranlardan aktarılmakta. Bu biçim, oyunun boyutlandırılması açısından çok iyi bir estetik tercih. Ayrıca, bir süre ekrandan canlı takip ettiği karakterlerin fırlayıp sahneye, gözümüzün önüne gelmesinin özel bir etki yarattığını düşünüyorum. Bu iki karşılıklı durum, bizde yukarda bahsettiğim özelleşmiş izleme deneyimini somut olarak hissedebilme olanağı veriyor. Bu hissin belirginleşmesi, algılarımızın daha açılmasına, karşımızdaki oyuncunun varlığıyla daha özel bir bağ kurmamıza olanak sağlıyor.

“İz” oyununun bu biçim ve içerik tercihlerinden bahsetmek istedim. Çünkü, bence bir tiyaro oyununu izlerken, oyunun derdine dair fazlaca şey düşünmeye ve hissetmeye kendinizi teşvik edilmiş hissetmemiz altında bu temel dinamikler yatmakta. Bu dinamikleri, izleğin dayatılmasından ziyade ikna edici şekilde sunulması, izleme alışkanlıklarımızın yorumlanması ve metnin önermelerini empoze etmek yerine seyircinin dolduracağı boşluklar yaratması şeklinde özetleyebiliriz. Bunlara bağlı olarak beni asıl heyecanlandıran şey, metin oluşturulurken ve reji yapılandırılırken, modern tiyatronun üstünde durması gereken asıl meseleleri eğilmiş olunması. Mekan ve zamanla ilişki nasıl biçimlendirilir, günümüz seyircisi nasıl kışkırtılabilir, günümüzün yoğun enformasyon akışına rağmen tiyatrolarda bir şeyler anlatmanın nasıl bir özgünlüğü olabilir. Bu ve bunun gibi soruları merkezine alarak hareket etmiş olması “İz” oyununda özellikle tiyatro sanatçılarının asıl ilham alınması gereken husus. Bunlara tutarlı cevaplar vermiş olması ise oyunu bütünsel bir eser olarak karşımıza çıkmasına neden oluyor. Ama önemli olan doğru soruları sormaktır diyelim, cevapları beğenip beğenmemek kişisel zevklerimize kalmış.

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


4 − bir =

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>