Genç Yazarların ‘Derdi’ Ne?

Bahar Çuhadar

Son üç yılda şaha kalkan yerli oyun yazımı dikkate değer bir umudu taşıyor içinde. Peki genç yazarlar hangi meseleleri dert ediyor?

Tiyatro cephesi 2014’e hızlı bir giriş yaptı. Neredeyse her topluluk sezona birer, ikişer yeni oyun daha hediye ediyor. Bu baş döndürücü hızın içinde en çok göz alan da oyunların hatırı sayılır kısmının özgün metinlerden oluşmaları. Son üç senedir olduğu gibi…

Berkun Oya, Özen Yula, Yeşim Özsoy Gülan, Yiğit Sertdemir, Zeynep Kaçar, Ayşe Bayramoğlu gibi isimler seyir hafızamızda çoktan yer etmiş olan yerli yazarlardı. Bugün yerli oyun yazarı dediğimizde Ebru Nihan Celkan, Cem Uslu, Kemal Hamamcıoğlu, Sami Berat Marçalı, Turgay Doğan, Mirza Metin, Berfin Zenderlioğlu, Özer Arslan, Ufuk Tan Altunkaya, Gökhan Erarslan, Firuze Engin, Murat Mahmutyazıcıoğlu, Fuat Mete bir çırpıda akla gelen isimler. Vaziyetin en güzel yanı da bu isimlerin odaklandıkları alanın altını çize çize gittiklerini fark edebilmek.

Klişelerdendir; “Tiyatro döneminin şahididir” derler. Ben bu genç isimlerin yazıp çizdiklerinin, ileride Türkiye’nin bu dönemine dair hiç de fena olmayan bir kayıt tuttuğuna inanıyorum. Aralarında metninin derinleşememiş, karakterlerin silik, yan öykülerinin eksik olduğunu düşündüklerim de oldu. Kimisi hakiki bir edebi lezzet bırakırken kimisi sıradan cümlelere teslim etmişti kendini. Lakin bunlar, bu tekstlerin taşıdığı çabanın kıymetini ve yaşadığımız döneme dair tuttuğu kaydın önemini azaltmıyor. Bu metinler sadece bir dönemin ruhunu değil, yazarlarının mensubu oldukları kuşağın hassasiyetlerini de yansıtıyor.

Britanya’da ‘in-yer-face’, 90’larda o oyunları yaratan yazar kuşağının içinde yaşadıkları özgürlükçü iklimin etkisini tiyatroya taşıyordu. Bizde yeni isimlerin odağına aldıkları konular ise -şimdiye dek- iki ana hatta ilerledi. Kalemi eline almış olan; çocukluğu darbe ertesinin sert iklimindeki 80’lere; ilkgençlik yılları faili meçhuller, Kürtlere yönelik devlet şiddetiyle geçen 90’lara denk gelmiş bir kuşaktı. Yakın geçmişte yaşananları deşmek için merakları ve yüzleşmek için cesaretleri vardı. Kürt meselesi, Cumartesi Anneleri, faili meçhuller, askerlik travması yaşayan gençler üzerine yazılmış oyunlar arka arkaya dizildi. Daha uzak dönemler de atlanmadı; mübadele dönemlerinde, 6-7 Eylül’de ve sonrasında yaşananlar da tekstlere konu oldu.

Aralarında ajitasyonun dozunu tutturamamış, didaktizme kaçan olacaktır da. Ama bu çağdaş ve yalın metinler ‘tarihle’ yüzleşmenin tiyatrodaki örnekleri olarak, 20’lerinin sonunu, 30’larının başını yaşayan bir kuşağın deneme/yanılmaları sayesinde yaratıldı. Genç yazarların ikinci ve nicelik olarak daha çok yoğunlaştıkları bir diğer konu da içinde bulundukları dünya ahvaline dair. Dünyadaki neoliberal politikalara hızla uyum sağlayan 2000’ler Türkiyesi’nin; büyük kentlerinden yalnızlaşmış bireylerin dertlerini; ‘ev-iş-AVM’ üçgeninde sıkışmış ‘beyaz yakalı neferlerin’ hayatlarından kesitler izledik sıkça. Aile kurumu, ikiyüzlü ahlak anlayışı, heteroseksist ve ataerkil toplum düzeni de bu isimlerin didiklemekten çekinmediği konular oldu. Çağdaş yerli yazın bir kuşağın; üzerlerine örülmüş bir duvarı el birliğiyle yukarı itip yıkma çabası, bu anlamda. Bu oyunlar, benzer sıkıntılardan mustarip seyirci kitlesini buldu; tiyatro hayatla bağını bir kere daha güçlü bir şekilde kurmuş oldu.

Sonrası için beklentim ve umudum sokağa inen muhalefetin, bozuk siyaset düzenine olan toplumsal tepkinin yansımasını tiyatro metinlerinde göreceğimiz yönünde. Çağdaş bir dille yazılmış, yenilikçi bir rejiyle sahnelenecek politik oyunların sayısı artacaktır.

* Yazının tamamı İstanbul Art News’in şubat sayısında yayımlandı.

Radikal



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


yedi + = 15

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>