Geçmişten Geleceğe ‘Aykırı Kumpanya’

aykiri_kumpGazeteci Enver Aysever, “Tiyatro Çisenti” ile başladığı tiyatro serüvenine şimdilerde “Aykırı Kumpanya” ekibiyle devam ediyor. Aykırı Kumpanya’da Aysever, yakın tarihimizi şekillendiren siyasal ve sosyal olayları, görüntüler ve şarkılarla seyirciye sunuyor.

Bir sahne düşü kurmak için “iki kalas bir heves” derler hep… Bizim için de öyle olmuştu. Çokça hevesin, makul sayıda bulunan kalasın ancak bir zamanlama hatası sonucunda tiyatro hayalimizi ileri bir tarihe ertelemek zorunda kalmıştık. Enver Aysever o düşü “Aykırı Kumpanya” ile gerçekleştirdi yeniden. Bir ekran fenomenine dönüşse de birçokları onun gerçekte bir tiyatro adamı olduğundan habersiz belki de. Aysever; “Tiyatro Çisenti” ile başladığı tiyatro serüvenine şimdilerde “Aykırı Kumpanya” ekibi ile devam ediyor.

Doğru zamanlama

Tiyatroda zamanlama önemlidir. Eğer söyleyeceğiniz sözü tam zamanında söyleyemezseniz; söz havada kalır, seyirciden reaksiyon alınmazsa da boşlukta yuvarlanıp, kaybolur gider. “Aykırı Kumpanya” işte tam da zamanında hayata geçirilmiş proje. Söylediği hiçbir söz havada kalmıyor. Anılar bir bir boğazına yapışıp hıçkırığa düğümleniyor, kimi zaman dudağının kenarında bir tebessüm bıraksa da anlatılanlar, yaşanan onca zor ve kötü anılar; yanına kâr kalıyor.

Siyasi geçmişimiz

Yakın tarihimizi şekillendiren siyasal ve sosyal olayları Enver Aysever kendi kişisel tarihi ile birleştirerek hafızalardan silinmeyecek görüntüler ve şarkılar eşliğine sunuyor seyirciye. 12 Eylül’ün darağaçlarında feda edilen fidanlar, Sivas’ta hoyrat bir makasla sökülüp aramızdan alınanlar, Gezi’de 19 yaşında devlet terörü ile analarının kucağından sökülüp mezar soğukluğuna bırakılan, fail meçhul cinayete kurban giden Sabahattin Ali, Metin Altıok; kendi ülkesinden sürgün edilen ve hiç dönemeyen Nâzım Hikmet, Ahmet Kaya. Düşüncelerinden ötürü her daim sakıncalı bulunan; Aziz Nesin, cuntacı zihniyetin işkencelerine maruz kalan; Rıfat Ilgaz, aynı sahneden selamlıyor bizleri.

Sabahattin Ali, suikasta kurban gitmeden önce; “Üzülecek bir şey yok, her şey düzelir, Filiz hiç üzülmesin” diyordu, umut ederek. Metin Altıok, sürgün edildiği Bingöl’den böyle sesleniyordu kızı Zeynep’e: “Gözümün bebeği, işte ben burada ödün vermemenin, boyun eğmemenin, yani onurlu bir yaşamanın faturasını ödüyorum. KDV’si içinde olaraktan.” Ahmet Kaya, “Ben bağımsız ve gerçekten demokratik bir ülkenin dürüst bir yurttaşı olarak yaşamak istiyorum” demişti sürgündeyken. Nâzım Hikmet, vatan hainliği ile suçlanırken “Sen şimdi yalnız saçımın akında, enfarktında yüreğimin, alnımın çizgilerindesin, memleketim, memleketim” demişti. O güzel insanlar o güzel atlara binip gittiklerinden beri; hiçbir şey düzelmedi. Filiz; babasının ardından yas bile tutamadı. Zeynep, “Bağırsam neye yarar, nasılsa duymazlar, ben bir kömür ocağının onulmaz göçüğüyüm” dedi içindeki yangını anlatmak için. Biz; daha acılı, daha kederli ve özlem doluyuz sadece. Onların bize bıraktıkları ile avunuyor, onların verdikleri mücadele ile gururlanıyor, eksilerek yaşamaya çalışıyoruz, hepsi bu…

Halimizin parodisi

Aysever; belgesel niteliğinde kurguladığı ve bizi zaman tünelinde çıkardığı bu yolculukta; Süleyman’ın hep başbakan, hep başbakan olduğunu, Özal’ın neşelenmek için bir kaset koydurduğu, Erdal İnönü’nün seçim otobüsüne atlayan bir vatandaşın ”ölürüm yoluna” demesi üzerine, ”ölme, bir oy bir oydur” deyişini anımsatarak ağlanacak halimizin parodisini çıkarmayı başarıyor.

Enver Aysever’e sahnede şarkıları ile Sibel Alaş ve Aykırı Kumpanya orkestrası eşlik ediyor. Kimi zaman bir Cem Karaca şarkısı ile “Bu Son Olsun” diyor, kimi zaman Sabahattin Ali’nin “Melankolisi” ile hüzünleniyor, sözlerini Enver Aysever’in yazdığı, Sibel Alaş’ın bestelediği “Kızlı- Erkekli” şarkısı ile eğleniyoruz.

Aysever; modern zaman meddahı gibi bir bir anlatıyor bildiğimiz gerçekleri. Başkaları adına yüzümüzü kızartıyor, özletiyor, ağlatıyor ama en çok da anımsatıyor aslında hiç unutulmamış olanı. Birlikte yazılan, geleceğe dair ucu yanık bir mektup “Aykırı Kumpanya”.

Sol