Shakespeare Üzerine Yeni Bir Şeyler Söylemek Mümkün Mü?

Matthew Reisz

Mimesis Çeviri / Matthew Reisz, hayatını şairi anlamaya adamış akademisyenlerle konuştu.

Times Higher Education. 26 Eylül 2013, Çeviri: Mustafa Yıldız

kenneth_branagh_macbeth_manchester_internationa_450

Bir Shakespeare oyununda aslında çok da bir şey yapmanıza gerek yok. Onun oyunları temel insan duygularını konu ediniyor ve bu yüzden geniş bir alıcısı mevcut. Kenneth Branagh’nın Manchester Uluslararası Festivali’nde yeni sahnelediği Macbeth’in biletleri on dakikadan kısa sürede tükendi. Sadece erkeklerin çıkardığı prodüksiyonlar, sadece kadınların çıkardığı prodüksiyonlar, dünyanın dört bir köşesinde onlarca farklı dilde sahnelenen prodüksiyonlar, hepsi de kalabalıkları kendine çekmeyi başardı. Hatta bazı oyunları nerede olursa sahnelemek mümkün. Kral Lear’ı oyun bahçesinde, Beşinci Henry’yi Irak’ta, Kısasa Kısas’ı Freud’un Viyana’sında izlerken Romeo ve Juliet’in Belfast veya Beyrut gibi mezheplere bölünmüş şehirlerde oynanmak için çırpınıldığını gördük.

Her yönetmen, her oyuncu ister istemez bilindik metinlere yeni bir şeyler getiriyor, öncekilerden ince bir farkla yorumluyor. Müstehcen, şen şakrak altmetinlere vurgu yapılabiliyor veya bunlar tırpanlanabiliyor. Shylock gibi bir karakter bazen dokunaklı bazen ürkütücü bir şekilde, bazen de itici ya da gülünç bir şekilde oynanabiliyor. Hırçın Kız’da Petruchio ile Katherina’nın ilişkisini bir taciz, abartılı bir komedi veya (sado-mazo kabilinden) deli dolu bir flört havasında göstermek mümkün. Şair hakkında nerdeyse hiçbir şey bilmesek de Shakespeare’nin varlığı, Stratford-upon-Avon’daki hediyelik eşya dükkânlarındaki kadar somut bir şekilde hissediliyor tiyatroda da.

Peki, Shakespeare araştırmalarının akademik dünyadaki eşdeğeri ne durumda?

2006’da Oxford Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı hocası Laurie Maguire, Shakespeare’i Sex and the City nesli için bir “yaşam koçu” olarak ele alan ilginç bir kitap çıkardı: Where There’s a Will There’s a Way [Azmeden Bir Yolunu Bulur]. Maguire tabii ki de çoğu akademisyenin Shakespeare’den kıskançlık, aşk ve kayıp gibi kişisel mevzular üzerinden tartışmaktan ziyade “epistemoloji, temsil, anlambilim, kültürel durumlar ile différance [olağandışılık] ve eşiktelik açısından ele almayı daha etkileyici bulduğunun farkında.

Shakespeare, İngilizce konuşan ülkelerde o kadar etkili bir kültürel ikon durumunda ki her yeni eleştirel inceleme ekolü veya jargonu hemen ona adapte oluyor. Bu yüzden de ortalık Hıristiyan, Marksist, psikanalitik, yapıbozumcu, postmodern, postkolonyal ve queer Shakespeare yorumlarıyla dolup taştı. Ama öte yandan daha gelenekçi akademisyenler, oyunları Elizabetyen ve Jacoben sosyal tarih üzerinden ele alamaya devam ediyor. Ancak bu durum, şairi dönemin belagat kuralları, mülkiyet kanunu veya teolojik tartışmaları hakkında temel bilgileri bilmeyi gerektirecek bir bakış açısına hapsetme riski taşıyor.

Tüm bu meselelerden iki soru çıkıyor ortaya. Tarihselci ve “çağdaş” yaklaşımlar arasındaki ilişki nedir? Daha temel olarak, akademisyenler için Shakespeare hakkında söyleyebilecek yeni, doğru ve önemli bir şeyler kaldı mı?

Farah Karim-Cooper, Shakespeare’s Globe’taki yüksek eğitim ve araştırmanın başındaki isim.

Karim-Cooper: “Yeni tarihselcilik sahneye taşındığı an, Shakespeare döneminin kültürel tarihine gömülerek, onunla ilgili nadir eserlere ve elyazmalarına bakıp oyunlarına yeni bir bakış açısı geliştirmeye çalışan bir eleştiri dalgası yaratmıştı. Mülkiyet kanununu anlamak, Romeo ve Juliet’teki Capulet için tek kızının en büyük düşmanının oğluyla evlenmesinin ne gibi sonuçları olduğunu anlamanıza yardımcı olacaktır. Shakespeare’i tarihle beraber okumanın çarpıcı etkileri olabiliyor.”

Karim-Cooper’ın ilk kitabı, 2006’da yayınlanan Cosmetics in Shakespearean and Renaissance Drama [Shakespeare ve Rönesans Tiyatrosunda Makyaj]. Kitabın ana kaynakları, “yüzlerini boyayıp makyaj malzemesi kullanan kadınlar üzerinde kaleme alınmış ve temelde makyajın şeytan işi ve günah olduğunu öne süren Elizabeth dönemine ait yazılar.” Tiyatro kumpanyaları, makyajı olabildiğince kullanmakla kalmayıp bu “korkunç derecede kadın düşmanı” söylemi de bozarak “neyin iyi sanat neyin kötü sanat olduğunu tarif etmek için temel bir metafor” haline getirdi. “Shakespeare bu meseleyle çeşitli yollardan ilgileniyor. Örneğin, erken dönem sonelerinde genç erkekleri güzelliklerini koruyabilmek için evlenip çocuk yapmaya ikna etmeye çalışıyor: üreme bir çeşit kozmetik sürece dönüşüyor.”

Akademik yazıların mesafeli ve duygusuz olması gerektiği fikrine karşı çıkan Karim-Cooper, “kadınların tarihine ait bir hususu Shakespeare’le ilintilendirerek aydınlatma konusunda bir tutkum var” diyor ve bunun aynı zamanda günümüzdeki beden algısı tartışmalarına da katkıda bulunacağına inanıyor.

Londra Üniversitesi’ne bağlı School of Advanced Study’nin önde gelen deneyimli hocalarından Brian Vickers, Shakespeare üzerine ilk kitabını 1968’de yayınladı ve sel gibi yığılan akademik yazılar sayesinde altın ile cürufu ayırmak giderek zorlaşsa da “zeki, gözlemci okurlar”ın oyunlara her zaman yeni bir anlayış katabileceğini düşünüyor. Ayrıca 1994’te çıkan kitabı, Appropriating Shakespeare: Contemporary Critical Quarrels [Shakespeare’i Sahiplenmek: Çağdaş Eleştiri Münakaşaları] adlı kitabında doğru ve yanlış olarak gördüğü yaklaşımlar konusunda net fikirler öne sürdü.

Vickers: “Benim canımı sıkan, tarihsel bir olguya bugünün objektifinden bakılması. Bugünün objektifi, diğerlerini dışlayarak bizi belli bir oyunda belli meseleler üzerine odaklanmaya iter, olayı çarpıtır.”

“Othello’nun kurgusunu, Iago’nun kıskançlığı ve kini harekete geçirir. Iago, Othello’dan nefret eder, Desdemona’yı kullanarak onu yok etmeye çalışır. Birinci nesil feminist eleştirmenler, bunu Shakespeare’in kadın düşmanlığına yordu ve oyunu üçüncü perdeden başlattılar. Bana göre bu, meseleye taraflı bakan, oyunu çarpıtan bir okuma: eğer bütün yıkımın sebebi olan, en sonunda kendini de yok eden Iago’nun varlığını dikkate almazsanız, oyunu okumadan belli bir taslak dayatıyor olursunuz. Bu taslakta sebebinin kim olduğuna bakmadan, Othello’nun çektiği çileyi, ızdırabı kaale almadan sadece erkeklerin kadınlara verdiği zarara odaklanıyor olursunuz.”

Vickers’a göre benzer sorunlar, psikanalitik ve postkolonyal eleştirileri de lekeliyor.

afghan_production_loves_labours_los_450

Aşkın Çabası Bulundu: Aşkın Çabası Boşuna oyununun bir Afgan versiyonu. İktidar, cinsiyet ve ırk kavramlarındaki değişim modern Shakespeare eleştirisine bilgi sağlıyor. Kaynak: Reuters.

King’s College London’da erken modern dönem İngilizcesi üzerine ders veren Sarah Dustagheer, Shakespeare İngiltere’sindeki açık ve kapalı mekânlardaki performanslar arasındaki farklılıkları inceliyor. Çünkü Shakespeare’in kumpanyasına ait iki sahne vardı ve o, 1609’dan sonra daha küçük ve daha pahalı olan kapalı Blackfriars’da (şimdilerde Globe tarafından restore ediliyor) yazmaya başladı. Dustagheer, “sahneler, mekânlar, bunların yasal tarafları, hükümetlerce nasıl düzenlendikleri ve repertuarları üzerine ayrıntılı bir tarihi araştırma” yaptı çünkü “Shakespeare’i içinde çalıştığı bu sektör bağlamında henüz tam olarak keşfedemedik. Bu alanlar keşfedilmemiş topraklar.”

Araştırması tarihsel analize bağlı olsa da, Dustagheer farklı ve “çağdaş” yaklaşımlara açık biri ve “bir oyun yazarı olarak kendi zamanındaki Shakespeare ile şairin ölümünden dört yüzyıl sonra ulaştığı nokta arasında neredeyse kesin bir ayrım” görüyor. “O, şimdi bir ikon. Eşcinsellik, cinsiyetçilik, sömürgecilik hakkındaki süregelen kültürel tartışmalarımızda bir gösterge.”

“Shakespeare farklı eleştirel yaklaşımlar aracılığıyla düşünmek için bir alan haline geldi. Bu, sadece oyunları ele alırken Marksizm ve feminizme başvurmak anlamına gelmiyor, oyunlar akademisyenlerin Marksizm ve feminizm meseleleri üzerinden düşünmelerine de yardımcı oluyor. İki taraflı bir süreç.”

Dustagheer: “Feminizm, orijinal bağlamında bile Shakespeare’in kullandığı ve daha önce yeterince keşfedilmemiş toplumsal cinsiyet yapılarına bakarak Shakespeare’i nasıl anladığımız konusunda her geçen gün daha fazlasını ortaya çıkarıyor. Yani bu yaklaşımları reddederseniz, metni kendi zamanı içinde anlama ihtimalini de ortadan kaldırmış olursunuz.

Bunların hepsi oldukça ilginç ama ya Chester Üniversitesi kıdemli okutmanlarından ve son senesinde Shakespeare üzerine lisans dersi veren Emma Rees gibi sıradan okurun ihtiyaçları?

Rees’e göre “Çoğu insan bazı oyunları ilk defa izliyorlar. Romeo ve Juliet’i biliyorlar (Baz Luhrmann’a teşekkürler) ama çoğu Hırçın Kız veya Venedik Taciri hakkında pek de bir şey bilmiyor. Bu oyunları, öyle bir anlayış ve şaşkınlıkla “keşfediyorlar” ki oyunlar benim için de tekrar canlanıyor.”

“Örneğin Channel 4, tartışmalara yol açan belgeseli My Big Fat Gypsy Wedding’i ilk yayınladığında, bazı öğrencilerim Baptista’nın kızları üzerindeki kontrolünü ve (Hırçın Kız’daki) Katherina’nın isyanını aksi takdirde mümkün olmayacak bir şekilde “anladılar”. Pussy Riot üyeleri hapse atılınca öğrencilerime bir “scold’s bridle” [kadınlar üzerinde kullanılan bir işkence aracı] gösterdim ve Katherina’nın gevezeliğinin ataerkiye karşı oluşturduğu tehdini o zaman anladılar.”

“Öğrencilerimde şöyle bir his var, doğru düzgün bir İngilizce mezunu olabilmek için Shakespeare’i öksürük şurubu gibi ilaç niyetine yutmaları gerektiğini düşünüyorlar… Ben bu dersi vermeye başlayalı bir yılda çok oldu ve bu işe başladığımda katılanlardan sadece birkaç tanesinin herhangi bir oyunu canlı canlı izlediğini öğrenince şoke olmuştum.”

Akademisyenlerin bu insanlara sağlayabileceği en aşikâr araç, önde gelen farklı yayıncılar tarafından, genelde “tüm eserler” şeklinde basılmış oyunlar.

Shakespeare külliyatı temiz bir şekilde ikiye ayrılabilir. Oyunların hemen hemen yarısı ilk defa 1623 Folio’sunda basılmıştı ve bu yüzden tek bir kaynaktan düzenlenmek durumundaydı. Diğer yarısı ise daha öncesinde birkaç “quarto” baskısında çıktı. İki grubun da oldukça farklı zorlukları var.

Günümüzde editörler belli bir metni ele alıp, sıkıntı çıkaracak bazı dizelerin açıklamalarını yapmak ve oyun için genel bir yorum sunmak durumunda. Editörler ve yayıncıları ortaya yepyeni bir şey çıkardıklarını iddia etme çabası içindeler besbelli, böylece kendilerinden öncekilerin oyunları ne kadar yanlış anladıklarını ima etmiş oluyorlar aslında. Peki, ortada ciddi bir metinsel mesele olmayan durumlarda böyle bir iddia mümkün mü? Yeni bir baskıyı okuyan insan, birkaç yeni okuma ve bütün önceki eleştirmenlerin gözünden kaçan birkaç farklı yorumdan fazlasını bekleyebilir mi gerçekten? Yeni bir baskı gerçekten de bir eserin “anlamı” üzerine önemli bir yeni bakış açısı sağlayabilir mi?

Diğer bir deyişle böyle taze baskılar, isim yapmak isteyen yayıncılar ve akademisyenler için mantıklı olabilir ama gerçekten yeni bir bilgi üretmeye mi yarıyorlar yoksa sadece kendi gelirlerini mi tırpanlıyorlar?

“Eğer bir yorumda yeni bir şeyler söyleyemiyorsanız, hiçbir şey söylemeyin daha iyi” diyor 1998’de yayınlanan Aşkın Çabası Boşuna’nın Arden baskısını yayına hazırlayan Oxford, Lincoln College rektörü Henry Woudhuysen. Metinsel meselelerde “tamamen yeni çok az okuma” sağlasa da, Woudhuysen “hiçbir şey ifade etmese de daha önce kimsenin dikkat etmediği noktalara not düşmüştü. İnsanlar, diğerlerinin hâlihazırda not düştükleri yerlere not düşmeye meyillidirler.”

“Bütün cinsel imalara not düşmenin en iyisi olacağını düşündüm. İnsanların çok hassas oldukları cinsel dil ve şakalar mevzuu var. İyi referans araçları ancak 80lerden sonra ortaya çıktı.” diye ekliyor Woudhuysen.

Dijital araçların erken modern dönem İngilizcesine dair, daha önce mümkün olmayan, derinlikli bir anlayış sağladığı bir gerçek.

Cambridge Üniversitesi’nde İngilizce hocası olan John Kerrigan’dan daha genel bir yorum geliyor.

“Daha düne kadar Antonius ve Kleopatra’nın (sadece Folio baskısı olan önemli bir eser) Oxford İngilizce Sözlük’ten oyunun dilini baştan sona kontrol edip kapsamlı bir sözlükçesini oluşturan, tiyatro tarihi üzerine düşünen, Shakespeare’in Plutarchos’taki kaynağını düzgün bir şekilde inceleyen ve bu tragedyayı eksiksiz, tarihsel bağlamı içine yerleştiren sağlam bir baskısı yoktu. Elimizde çok daha iyi baskılar var, yani ortada metinlerde iyileştirmeler yapmanın bir hayal olmadığını gösteren örnekler olsa da bu artık daha zor olacak”

“Bu, giriş kısımlarının sağladığı eleştirel bakış açısı için daha da geçerli bir durum. Ben gençken Antonius ve Kleopatra’da ırk ve kültürel farklılık gibi mevzuların çetrefilli etkenler olduğunu düşünmezdiniz. Oyunda Roma ve Mısır’ın neredeyse iki sembolik kutba indirgenmişti: düzen ve insan ruhundaki haz. Aynısı, şöyle bir baktığınızda ırk meselesinin ne kadar anakronik olarak ele alındığını göreceğiniz Othello için de geçerli. Irk ve kültürel farklılıklar ile bu olguların erken modern çağda nasıl oluşturulduğunun tarihsel bilgisi üzerine genel düşünüşümüz oldukça yol kat etti ve değişmeye devam ediyor. Aynı şeyi toplumsal cinsiyet, para, din, monarşiye bakış açısı ve hayatın diğer bütün değişkenleri için de söylemek mümkün. Giriş kısımları, değişen, kolektif gündemimize hitap etmek zorunda.”

“Trendler”in nasıl değiştiği hakkında şüphesi olanların M. R. Ridley’nin Arden Shakespeare (ikinci seri) için 1958’te yayınlanan Othello için kaleme aldığı utanç verici giriş yazısına bakması yeterli. Ridley oyunun başkahramanı hakkında şunları yazmıştı: “Birçok insanın aklına ‘negro’ denince ‘nigger’* dedikleri kıvırcık saçlı, kalın dudaklı, yuvarlak kafalı, yumuşak yüz hatları olan, yanık mantar renkli geleneksel minstrel zencileri** gelir… Afrika’da birden fazla ırk vardır ve Avrupalar için bile birinin siyah renkli olması onu insandan aşağı bir varlık gibi görmek için bir sebep değildir. Hayatımda gördüğüm en güzel kafalardan biri, bir Amerikan pulmanında gördüğüm siyah bir zenciye aittir.” Korkunç derecede ırkçı bu saçma sözler, Arden’in üçüncü serisindeki 1997 Othello baskısına kadar yayında kaldı.

Bugünkü baskılarda belli oyunların performans tarihçeleri de sıkça veriliyor. Kerrigan bazılarının bunu “yayıncıların hoşuna giden eski moda bir uygulama” gibi göreceğini kabul etse de, Atinalı Timon, Macbeth gibi oyunların okurları için Simon Russell Beale ile Kenneth Branagh’nın başrolleri çektiği önemli yeni prodüksiyonlar hakkında bilgi edinmenin hala faydalı bir uygulama olacağını düşünüyor. “Bu performanslar artık gelecekteki prodüksiyonları etkileyecek olan geleneğin bir parçası olmalarının yanı sıra hem Beale hem de Branagh yeni bakış açıları sağladıkları için, her iki oyunun da baskılarını güncelleme ve bu güncellemelerin iyileştirme olacağı fikrine karşı çıkmak daha güç olacaktır.”

İlk izlenim bırakmak için ikinci bir şansımız olmaz ve Hamlet’in sahneye çıkıp “too too solid” [katı, kaskatı beden -Sabahattin Eyüboğlu] veya “too too sullied flesh would melt” [kirli, çok kirli beden eriyip gitse] demesi ancak bu ölçüde önemlidir. Bu daha başlangıç. Hamlet, Kral Lear ve Shakespeare’in diğer birçok ünlü oyunu, günümüze kadar gelen, metinlerin farklı (bazen oldukça farklı) versiyonları üzerinden dağlar kadar spekülasyon üretti.

a_midsummer_nights_dream_polish_theatre_warsa_450

Akademisyenler tartışıyor. Önemli olan oyun: her prodüksiyon şaire dair yeni bir bakış olanağı sağlıyor. Kaynak: Getty.

Atılmış kısımlar şairin prodüksiyon sırasında tereddüde düştüğü noktaları mı gösteriyor, matbaacıda kağıt bittiğini mi? Anlaşılmayan ifadeler Shakespeare’in orijinal el yazısını deşifre etmeye çalışan kişinin hatalarının sonucu mu (bunun için sağlam bir örneğimiz yok) yoksa repliğini tam hatırlayamayan oyuncuların eklemeleri mi? Şairin üretim aşamaları hakkında fikir yürütmemizi sağlayacak, bir oyuna ait Shakespeare’in elinden çıkma birden fazla versiyon var mı? Veyahut elimizdeki metinler oynanmak dışında okunmak gibi bir amaç için kaleme alınmış mıydı hiç?

Bu meseleleri tartışmak çok şiddetli ve sürükleyici olsa da aynı zamanda da çok teknik. Eğer editörler aynı oyuna ait farklı metinlerin kaybolmuş tek bir orijinale işaret ettiğine inanıyorsa, metinlerden birini seçip hoşlarına gittiği şekilde farklı okumalar tercih etmeleri yine onlara kalmış. Diğerleri farklı versiyonların aynı derecede hakiki olduğuna inanıyor ve aynı baskıda iki alternatif Hamlet veya üç alternatif Kral Lear basıyor.

New Cambridge Hamlet baskısı editörü Philip Edwards’a göre, “Hamlet’i anlamak isteyen herkes, bir okur, oyuncu veya yönetmen olarak, oyunun metinsel sorunsallarının içeriğini anlamak ve anlam belirsizliklerine bir yaklaşım sunabilmek için kendi fikirlerini üretmek durumunda.”

Bu büyük bir iddia. Metinsel ikilemlerin hem çetrefilli hem de şiddetli bir şekilde tartışmalı olduğu düşünülürse, bu fikir Hamlet’i genel okuyucunun ve tiyatro izleyicisinin alanından tamamen çıkarıp uzmanlara teslim etmiş olmaz mı? “Gerçek şey”e epeyce yaklaştığımızı bilemeden üslup veya oyunun anlamı üzerine bir şey söylemek mantıklı olur mu? (Bu tıpkı bir ressamın tekniğini kötü bir reprodüksiyon üzerinden tartışmaya benzeyecektir.)

Kerrigan burada da farklı bir fikir ortaya atıyor ve metinsel sorularla yüzleşmenin “temel değil zenginleştirici” olduğunu söylüyor.

“Okuyucular ve oyuncular bir editörün güçlü bir Hamlet metni ortaya koyacağına güvenebilmeli” diyor Kerrigan. “Ancak aynı ölçüde güçlü başka metinler de üretilebileceğini ve nihai, kesin, ‘doğru’ bir metin olmayacağını bilmeliler… Okuyucuların ve oyuncuların tek ve üzerinde anlaşmaya varılmış bir metnin mümkün olmadığı gerçeğiyle altüst olacağını sanmıyorum. Tiyatroda metinden parçalar her zaman atılır, oyun akışkandır, insanlar kimi filmlerin tek bir biçimde üretildiğini, gösterimden önce uyarlandığını ve “yönetmenin kurgusu” adı altında tekrar piyasaya çıktığını vs. bilir. Mekanik uyarlamalar, Photoshop ve postmodernizm sonrası bir çağda kamuoyunun, bir sanat eserinin organik bütünlüğüne olan inancı giderek azalıyor.”

Gecesini gündüzünü Shakespeare’e adamış araştırmacılarla konuştuktan sonra şunu görmek oldukça ilginç: şairi ilahlaştırma çabalarına karşı çok hassaslar ve sık sık çalışmalarının asıl faydasının onun insanötesi bir varlık gibi görülmesinin önüne geçmek olacağını ima etmeleri.

Karim-Cooper, “dijital dilbilim araştırmaları Shakespeare’in 18. yüzyıla ait Shakespeare hayranı metinlerin iddia ettiği kadar çok yeni kelime üretmediğini gösteriyor” diyor.” Dustagheer’a göre “Britanyalılar Shakespeare’a her türlü beklenti ve anlamı yüklüyor, bunlardan kurtulmak lazım.” Vickers ise şairin başkalarıyla ortak çalıştığına dair net kanıtları yok sayan editörleri eleştiriyor. “Shakespeare bir dahi olduğu için hiç kimsenin yardımına ihtiyacı olmadığı iddiasındalar, yani Shakespeare külliyatı Folio’daki oyunlar kadar. Basılı eserlerin fetişleştirilmesi durumu mevcut, o dönemde her oyun yazarının beş ilâ yirmi kadar ortak esere imza attığı gerçeği reddediliyor.”

Neyse ki, hevesli insanlar bu kalıplaşmış fikirleri yıkmaya devam ediyor ve kimi uzmanlar Shakespeare’in birçok diğer insan kadar iz bırakıcı olduğunu belirtiyor.

Rees: “Stratford’daki Courtyard Tiyatrosu’nda Greg Hicks’in Lear’ını izlediğim günü hiç unutmayacağım. Muhteşemdi. Yolun ilerisindeki Royal Shakespeare Theatre’a taşındığında tekrar izlemeye gittim. İki performans arasında aylar geçmişti ve babam bu süre zarfında oldukça yavaş ve habis bir kansere yenik düştü. Daha önce ilgimi çeken sahneler şimdi beni derinden etkilemişti. Eski oyun artık yeniydi. Shakespeare her zaman yenidir.”

Genelde “anakronizm tehlikesi yüzünden oyun güncellemenin sık sık riskli bir iş olduğunu” düşünse de, Vickers da Kral Lear’ı izlerken kendi zihin açıcı deneyimlerini yaşayanlardan. Onun izlediği Zürih’te sahnelenen modern kostümlerin kullanıldığı bir İtalyan prodüksiyonuydu. “Goneril ve Regan, İngiliz olduğum için hayal edemeyeceğim bir şiddet ve coşkuyla birbirlerini parçaladılar. Zehir kutusuna önce varan diğerini mahfedecekti.”

Eğer bu İtalyan aktörler Shakespeare’e yeni boyutlar kazandırmayı başardıysa, İngilizce konuşan akademisyenler için de bir umut var demektir.

——-
* İngilizcede Negro zenci anlamındadır. Nigger ise yine zenci anlamında aşağılama maksadı ile kullanılan bir kelimedir. –r.n.
** minstrel. Yüzlerini boyayıp zenci taklidi yaparak, zencilerle alay ederek insanları eğlendiren bir gösteri türü –r.n.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


− sekiz = 0