Sanat Yönetiminde Yeni Arayışlar: TÜSAK mı?

Mimesis Haber/ İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültür Politikaları ve Yönetimi Araştırma Merkezi ve British Council işbirliği ile düzenlenen Sanat Yönetiminde Yeni Arayışlar: Sanat Konseyi Modeli başlıklı konferans dün Bilgi Üniversitesi santralistanbul Kampüsü’nde gerçekleşti. Oldukça kalabalık bir izleyici kitlesinin bulunduğu konferans protestolar eşliğinde başladı. Konferansta tiyatrodan, opera ve baleden, senfoni orkestralarından, korolar ve geleneksel sanat müziği, halk müziği topluluklarından, kültür sanat alanındaki demokratik kitle örgütlerinden hiçbir temsilcinin konuşmacı olarak bulunmaması protesto edildi. Ayrıca açılış konuşmaları sırasında salondaki bazı sanatçılar TÜSAK modelini prostesto eden pankartlar açtı, söz alıp tepkilerini dile getirdi. Bunun üzerine panelin oturumunda yukarıda bahsi geçen sanat kurumları temsilcilerinin konuşma yapmaları için konferans sonunda 1.5 saatlik bir zaman ayrılacağı duyuruldu.

sanatcilartepki546456

Açılış konuşmaları sırasında Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Nihat Gül sözlerine günümüzde devlet dışı sanat üretiminin geliştiğini ve finansman ihtiyacının doğduğunu anlatarak başladı. ‘‘Tüm sanat dallarının geliştirilmesi ve toplumun her kesiminin sanata ulaşımının desteklenmesi için devlet üretiminin yanı sıra özel sanat faaliyetlerinin de desteklenmesi gerekir’’ diyen Gül, TÜSAK önerisinin bu nedenle şekilllendiğini ifade etti. Temel hedefin sanata ayrılan bütçenin artırılması olduğunu belirtti. Sinema ve tiyatroya geçmiş yıllarda yapılan desteğin arttığını sayısal verilerle sunan Gül, özellikle bu sezonda tiyatrolara verilen desteğin geçtiğimiz yıllara oranla 4 kat arttığını belirtti. Artışın sadece sayısal değil nitelik anlamında da gerçekleştiğini savunan Gül, Türk oyunların sayısının da arttığını belirtti. Gül’ün yerli yazardan ziyade Türk yazar vurgusu yapması dikkat çekiciydi. Sinema ve tiyatro alanında sanatçıları kısıtlayan yeni uygulamalara hiç değinmeyen ve toz pembe bir tablo çizen Gül, bu modeli sanatın diğer alanlarına da uygulamak ve yaygınlaştırmak istediklerini ve bu nedenle TÜSAK taslağını hazırladıklarını söyledi. Ayrıca taslak hazılanırken hiçbir ülkenin örnek alınmadığını ısrarla belirten Gül, taslak hazırlandıktan sonra başka ülkelerin modelleri ile karşılaştırdıklarını söyledi. Sözlerine Şubat ayında çalıştay yapılacağını, sanatçıların da bu çalıştayada yer alacağını ve hazırlığın kapalı kapılar ardından gerçekleşmediğini vurgulayarak bitirdi. Gül’ün konuşması salonda tepkilere neden oldu. Kendini devlet tiyatrosu sanatçısı olarak tanıtan bir izleyici taslağın kamuoyu ile ve sanatçılarla paylaşılmadığını belirtti ve ‘‘bilmediğimiz taslağı nasıl tartışacağız, bizimle dalga mı geçiyorsunuz?’’ dedi.

1. Oturum: İngiltere Sanat Konseyi Modeli

Açılış konuşmalarının ardından İngiltere Sanat Konseyi Modeli başlıklı ilk oturuma geçildi. Oturumda öncelikle Bristol Old Vic Tiyatrosu Yönetici Direktörü Emma Stenning söz aldı. Tiyatrolarının İngiltere Sanat Konseyi tarafından nasıl desteklendiğini anlatan Stenning, Bristol Old Vic Tiyatrosu’nun bütçesinin %40’ının Ulusal Sanat Konseyi tarafından, %30’unun bilet satışlarından %9’unun ise yerel yönetimlerden gelen destekten oluştuğunu belirtti ve konuşmasında şu iki başlığa değindi:

Neden Devlet Desteği?

  • Sanatçıların ticari ve ekonomik kaygılardan bağımsız bir şekilde yaratıcı çalışmalar üretebilmelerini mümkün kılmak için
  • Ülkenin kültürel mirasını korumak ve geliştirmek için (Sözlü, yazılı ve fiziksel anlamda)
  • Halkın her kesiminin sanata ulaşımını mümkün kılmak için (Örneğin destek alan tiyatroların bilet fiyatlarını düşük tutması)

Sanat Konseyi Desteklediği Sanat Kurumlarından Ne Bekliyor?

  1. Alanında mükemmeliyet ve başarı
  2. Herkesin üretilen sanat ürününe ulaşımını garanti etme
  3. Sürdürülebilir ve güçlü bir idari yapı
  4. Toplumun her alanından, donanımlı işgücününü varlığı
  5. Çocuk ve gençlerin sanat faaliyetlerine dahiliyetinin sağlanması

Konuşmanın ardından Avrupa Konseyi Türkiye Ulusal Kültür Politikası Raporu Değerlendirme Komitesi Başkanı Christopher Gordon söz aldı. Geçmişte Sanat Konseyi bünyesinde çalışmış olan Gordon öncelikle konsey modelinin olumlu ve olumsuz yönlerinden bahsetti:

Sanat Konseyi’nin Olumlu Yönleri

  • Konseyin hükümetten bağımsız bir yapı olması
  • Komisyonda yer alan tüm üyelerinin sanat alanında çeşitli uzmanlıkları olan kişilerden seçilmesi ve sanat kurumlarının sanat alanında uzman kişiler ile muhatap olması
  • Konsey üyeliğinin gönüllü bir faaliyet olması ve üyelerin süreli çalışması, belirli sürelerde konseyin yenilenmesi
  • Konseyin kurumlara genelde 3 yıllık destekte bulunması,tiyatronun sanatsal ve maddi anlamda 3 sanat sezonundaki hedeflerine dönük faaliyette bulunabilmesi. Konseyin ayrıca proje bazlı desteklerde de bulunuyor olması.

Sanat Konseyi’nin Olumsuz Yönleri

  • Kültür Bakanlığı’nın diğer bakanlıklara oranla sahip olduğu bütçenin az olması sebebiyle konseyin yönettiği/dağıttığı paranın da düşük olması
  • Konsey üyelerinin bakanlar tarafından, konsey başkanın da başbakan tarafından seçilmesinin konseyin bağımsız yapısını sorgulatması.

Bu iki konuşmanın ardından soru-cevap bölümüne geçildi. Bu bölümde genel olarak konuşmacılara Türkiye’de var olan kültür yapıları ile İngiltere modelini karşılaştıran sorular yöneltildi. Çarpıcı tartışmalardan ilki otoriter ve totaliter bir karaktere sahip olan Türkiye’de İngiltere modelinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı üzerine gerçekleşti. Gordon bu konuda Avrupa Konseyi Türkiye Ulusal Kültür Politikası Raporu çalışmaları sırasında yaptıkları  gözlemlerin ardından çözümün kültür-sanat alanında yerel yönetimlerin daha büyük rol oynaması ile mümkün olacağını belirtti. Tartışılan ikinci bir konu ise TÜSAK ile birlikte devlet sanatçılarının özlük haklarının ortadan kalkacağı ve kültür müdürlükleri bünyesinde yer alacakları iddiası üzerine İngiltere’de sanatçıların haklarının nasıl korunduğu üzerine oldu. Stenning bu soru üzerine her sezon başında Oyuncular Sendikası ve Tiyatro Yapımcıları/İdarecileri Birliği’nin uzun görüşmeler sonucu her iki sendikanın da çıkarlarını tartışarak oluşturdukları bir iş sözleşmesi imzaladığını ve sezon boyunca tüm sanatçıların bu sözleşme doğrultusunda çalıştığını belirtti. Ayrıca İngiltere’de hiçbir oyuncunun devlete bağlı çalışmadığını hatta çoğu tiyatronun kadrolu oyuncu, yönetmen ya da tasarımcılarının olmadığını anlattı. Sanatçıların proje bazlı yada sezonluk anlaşmalar yaptığını belirtti.

2. Oturum: Türkiye’de Sanat Yönetiminde Yeni Arayışlar

Konferans’ın ikinci oturumunda İstanbul Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi, Sanat ve Kültür Yönetimi Yüksek Lisans Programları ve Kültür Yönetimi Yüksek Lisans Programı Öğretim Üyesi Doç Dr. Serhan Ada, Radikal Gazetesi ek yayınlar yönetmeni Cem Erciyes ve Andante Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bali konuşmacı olarak yer aldı.  Oturumda, Türkiye Sanat Kurumu yasa tasarısı ile ortaya çıkması muhtemel kurumlarda çeşitliliğin, katılımın ve devamlılığın artması için gündeme gelebilecek öneriler ve tasarının getireceği düşünülen yeni düzenlemeler tartışıldı.

IMG_5237

Serhan Ada konuşmasına kültür politikaları yönetimi sürecinde sivil kesimin dışarıda bırakıldığını vurgulayarak başladı. Dünyadaki sanat konseyi modeline benzer başka örnekleri dile getiren Ada, Güney Afrika’daki deneyimde şekillenen benzeri bir kurumda üzerinde durulan bazı kriterleri; hesap verebilirlik, sonuç odaklı çalışma, çalışan memnuniyeti, şeffaflık şeklinde sıralayarak, batıya gitmeden de örnekler bulup çoğaltmanın mümkün olduğunun altını çizdi. İsveç’te bölge ve belediyelerin kültür sanata dair politika üretme sorumluluğunu paylaştığını eklerken; Türkiye’de bu süreçte vatandaşın sorumluluk almasının önemli olduğunu ve sivil yaklaşımın nasıl geliştirilebileceği sorusunun önemli bir tartışma konusu olduğunu belirtti.

Konuşmasının devamında sanat kurumunun yapısına dair görüşlerini paylaşan Ada, Türkiye’de özerklik geleneği zayıf olduğunu ve 657 sayılı kanuna bağlı çalışacak bir kurumun özerkliğinden bahsedilemeyeceğini söyledi. TÜSAK’ın gerçek anlamda özerk bir nitelik kazanabilmesi için oluşturulacak bir kültür meclisinin kurula üye olacakları önerebileceğini bunun için yeni mekanizmalar üretilmesini gerekliliğini belirtti.

Tiyatrocular TÜSAK’a nasıl bakıyorlar sorusunun cevabını arayan gazeteci Cem Erciyes ise konu hakkında görüştüğü çeşitli tiyatrocuların görüşlerini paylaştı. Yaptığı görüşmelerden çıkan en temel vurgu noktasının güvensizlik olduğunu söyleyen Erciyes, iktidar partisine güven duymayan tiyatrocuların TÜSAK’a da şüpheyle yaklaştıklarını belirtti. Yapılacak yeni düzenleme içinde bağımsız kamu sanat fonunu dağıtacak bir kurul ihtiyacını dile getirirdi ve söz konusu yeni düzenlemeyi yaparken eski kurumların neden kapatıldığı sorusunun tartışılmasını önemli bulduğunu ekledi. Bu süreçte sanatçıların yanında tiyatro izleyicilerinin de fikirlerinin alınmadığını vurgulayan Erciyes; tartışmanın hâlihazırda var olan kurumların kendini toparlaması için bir fırsat olabileceğini ekledi.

İngiltere’deki Sanat Konseyi modeli üzerine çalışma yürütmüş Serhan Bali ise konuya opera ve bale sanatçıları açısından yaklaştı. TÜSAK’ın bir deprem etkisi yaratacağını vurgulayan Bali, opera ve bale ile ilgili kurumların ortaya çıktıkları dönem ve süreçlerden bahsetti. Örneğin 1970’lerde kurulan olan Devlet Opera ve Balesi’nin hala 6 şehirde müdürlüğü bulunmakta olduğunu belirtti. Kurumların kapatılması tartışmasında 73 yıllık bir tarihi tartıştığımızı hatırlatırken söz konusu kurumların kalite kontrolü ve performans ölçüm sistemi olmaması gibi arazlarını da dile getirirdi. Sanat kurumlarının ticari kurumlar olmadıklarını vurgulayan Bali, bu kurumları kapatmanın ya da özelleştirmenin sorunlu bir yaklaşım olduğunu çünkü bu kurumların birer ticari işletme olmadığını söyledi. Türkiye’de genellikle CHP’li belediyelerin kültür sanatı destekleyen bir tavır içinde olduğunu söylerken; gerek CHP’li gerekse AKP’li belediyelerin tek boyutlu bir yaklaşım içinde, kendilerine yakın buldukları sanatsal ürünleri destekliyor olmalarını eleştirdi.  Sürecin genelini değerlendirdiğine bakanlığın sanat kamuoyuna karşı düşüncesiz davrandığını ve kamuya tatminkar bir bilgi verilmediğini vurgulayan Bali, konuşmasını “ülkeyi çağdaş sanat kurumları yasasına kavuşturalım” çağrısı ile tamamladı.

Konuşmaların ardından söz alan sanatçılar TÜSAK taslağının oluşturulmaı sürecine ve taslağın bilinen içeriğine dair eleştirilerini belirtti. Söz alanlar arasında Devlet Opera ve Balesi ve Devlet Tiyatrosu bünyesinde çalışma yapan sanatçılar çoğunluktaydı. Devlet Opera ve Balesi’nden bir sanatçı TÜSAK’ın proje bazlı değerlendirme sistemine karşı çıktığını ‘‘bu sanat alanlarında devamlılık önemlidir, bir opera yada bale sanatçısı projesi onaylanmadığı zaman bir sezon boyu oturursa, sonraki sezon proje destek alsa bile istese de şarkı söyeyemez, dans edemez’’ sözleri ile dile getirdi. TOBAV’dan Tamer Levent ise İngiltere’de sanat konseyi kurulduğunda National Theatre’ın (Ulusal Tiyatro) kapanmadığını belirtti ve bu oturumda bir araya gelişin bir başlangıç olarak görmek istediğini söyledi. Var olan TÜSAK modelinin özerkliğinden şüphe duyduğunu söyledi.

Dila Okuş, Duygu Dalyanoğlu / Mimesis Haber

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>