Aşk Bir Şey Değildir -Herşeydir!

Birgül Yeşiloğlu Güler

Bursa Devlet Tiyatrosu’nun  “Oda Tiyatrosu Sahnesi” önünde beklemedeyim diğer seyirciler gibi… Topu topu altmış kişi alan bu sahne, sezon başından beri kapalı gişe oyun sahneliyor. Şahin Örgel’in yazdığı, Ali Volkan Çetinkaya’nın rejisini yaptığı ve -yine- Ali Volkan Çetinkaya ile Ecehan Şarman Çetinkaya’nın oynadığı iki perdelik “Aşk Bir Şey Değildir” oyunu Bursa seyircisi tarafından beğeniyle takip ediliyor. “Aşk Bir Şey Değildir” hayat var olduğundan beri hiç değişmeyen ve de eksilmeyen tanıdık, bildik ve -her fırsatta- dillendirdiğimiz evrensel bir tema üzerine kurgulanmış; Aşk!

Sevda Şener iki kişilik oyunların kendine özgü bir yapısı olduğundan bahseder makalelerinde… Bu yapının hem toplumdaki karşıtlıkları sergileme de, hem de bu karşıtlıkları dengeleyerek özlenen bir uyumu göstermek için elverişli olduğunu da ekler. İki kişilik oyunlarda sorun içeren bir durumun ele alındığı ve bu durumun birbirine karşıt kişiler tarafından enine boyuna tartışıldığı kabul görmüş dramaturgik bir bilgidir. Burada önemli olan bu durumun gelişmesi ve sonuçlanmasından daha çok tartışılmasıdır! Çünkü tartışma dramatik diyalog aracılığı ile aksiyona ilginçlik, gerilim ve sürükleyicilik kazandırmış olur. Tartışma ya taraflardan birinin yenilgisi ya da karşıt görüşlerin birbiri ile dengelenmesi sonucunda sona erer. (Bkz. Sevda Şener, Çağdaş Türk Tiyatrosunda İki Kişilik Oyunlar, Tiyatro Araştırmaları Dergisi, Sayı: 8 Sayfa: 001-024 Yayın Tarihi: 1988) “Aşk Bir Şey Değildir” oyununda söz konusu bu “tartışma” evlilik ve aşk zemini üzerinde gerçekleşiyor. Oyun boyunca aşk ve evliliğe yönelik bir dizi sorular uçuşuyor belleğinizde ve usunuzda… Evlilik aşkı öldürür mü? Kıskançlık aşkın olmazsa olmaz duygusu mudur? Aldatma varsa aşk bitmiş midir? Aşk nasıl bir şeydir ve(ya) değildir? Aşk nedir?

2002 yılı Nazım Hikmet Oyun Yazma Ödülü, PSAD Öykü Ödülü, PSAD Şiir Ödülü, Mahmut Tuna Boylu Öykü Ödülü, Hacı Bektaş Öykü Ödülü, Mersin Ulusal Şiir Ödülü, Datça Nihat Akkaraca Öykü Ödüllerini alan Şahin Örgel, bol ödüllü bir yazar… 2012-2013 sezonunda Ankara Devlet Tiyatrosunda “Yosunlar” adlı oyunundan sonra, “Aşk Bir Şey Değildir” sahnelenen ikinci oyunu… Yazar  “Aşk Bir şey Değildir” i kaleme alırken ona dair bilinmeyenlerin altını çizmek, sezilmemiş olanı işaretlemek, mucize tespitlere uzlaşmak gibi bir çabasının olmadığını, -hoş olsa da bunun beyhude çırpınmaların uğradığı duraklardan öteye gidemeyeceğinin farkında olduğunu- bu nedenle aşk ile içimize attığımız, aklımızın derinlerinde tuttuğumuz ne varsa onları aynalayan günlük öykülerden yola çıktığını belirtiyor oyun kitapçığında… Yine aynı kitapçıkta rejisör Ali Volkan Çetinkaya, “Aşkın ne olduğuna dair sizin her hangi bir cevabınız var mı? İlk insandan günümüze bu sorunun cevabı verilemedi sanırım… En iyi ihtimalle; bireysel olarak değişen karakterlerden karaktere duygu, fikir ve duruma göre farklılıklara gösteren kişiye özel bir algı meselesidir aşk diyebiliriz. Aşk Bir Şey Değildir oyunu aşkla ilgili sorulara cevap arıyor. Kişisel limitlerimizi, yaşadığımız ilişkileri nereye kadar zorlayabiliriz? Aşk nerede başlar? Nerede biter? Sevgiye dönüşen, alışkanlık olarak adlandırdığımız ve zaman zaman içinden çıkılmaz bir hal alan aşk ne menem bir şeydir?” diye sorarak rejisine yönelik ilk ipuçlarını veriyor seyircisine…

Oyun başladığında sımsıcak bir dekor karşılıyor seyirciyi… Oda tiyatrosunun -yuva sıcaklığındaki samimiyetine dekorun sempatisi karışıyor, bütüncül bir uyumla… Sıradan bir ailenin sıradan bir oturma odası var karşımızda… Duvarda 9’u 5 geçe de durmuş bir saat…  Akıllarda ise hüzünlü bir zaman hatırlatması;10 Kasım… İki koltuk… Bir kaç küçük aksesuar, birkaç küçük butafor… Dikkat çekici tek unsur sahne gerisinde kalp şeklindeki iki kapı! Oyun boyunca neredeyse tüm vurgu bu iki kapı üzerinde… Aşkın pasif bekleyişine, ayrılırken ayrılamamalara, eylemsizliğin eylemine ve daha birçok simgeye bu iki kapı eşlik ve bazen de tanıklık eder… Kalp biçimindeki bu iki kapıdan biri evin içine -ki bu bazen banyo, bazen mutfak olur oyunda- diğeri ise evin dışına -risk ve tehlikelere- açılır. Dışarıdan içeriye gelmeler, içeriden dışarıya gönderilmeler hep erkek (koca) üzerindedir. Yalan söyleyen, karısını aldattığı düşünülen, evlilik bütünlüğünü riske atan, sahiciliğini ve saygınlığını kaybetmiş bu koca elinde valiziyle kapı önünde beklemektedir sürekli… Bitmekte olan bir evliliğin son karesidir onun evden kovuluşu ve terk edişi…

Oyun başlar başlamaz daha ilk tabloda evli bir çiftin trajikomik tartışmasına tanıklık ediliyor. Tiyatro salonu bir anda şen kahkahalara dolup taşıyor. Oyuncular, seyirciyi gülümse eyleminden gülme eylemine, oradan da kahkahalara taşıyor ustaca… Kuru gürültü gülüşler de değil, ayrıca bu kahkahalar! Altında ustaca kullanılmış mimiklerin, yıllanmış sahne deneyiminin başarısı var. Çok geçmeden bir bakıyorsunuz ki, tiyatro denen gizemli büyü sinsi sinsi kanınıza işlemiş, hınzır hınzır gülümsetiyor sizi, mutlu ediyor içinde bulunduğunuz eğlence… Oyun kasmıyor, yormuyor seyirciyi… Hüznün derin kuyularında ürpertmiyor… Güldürüyor… Eğlendiriyor… Ama yeri geldiğinde de en acımasız hoyratlıkla düşündürüyor sizi… Anlayacağınız bir o kadar da yerine getiriyor tiyatro sanatının olmazsa olmaz işlevini… Oyun boyunca anlıyorsunuz ki, ne yazar ne de yönetmen hiçbir şeyi zorla göstermeye çalışmıyor seyircisine… “Yokla kalbini, ruhunu ve aklını… Orada ne buluyorsan mesajım da odur işte”  dedirten bir yaklaşım bu… Oyunda her şey su gibi akıyor… Her şey su gibi yatağını buluveriyor… Aşk da zaten böyle bir şey değil midir? Su gibi elzem… Su gibi değişken… Su gibi hayat veren… Ve su gibi ele avuca sığmayan…

İki kişilik oyunlarda oyuncunun yükünün arttığı, üstün bir performans gösterme mecburiyetinin olduğu bilinmektedir. Sahne uyumu önemli başarı -ya da başarısızlık- nedenidir ikili oyunlarda… Bu bağlamda -gerçek yaşamda da evli bir çift olan- Ali Volkan Çetinkaya ile Ecehan Şarman Çetinkaya seyirciyi hayal kırıklığına uğratmıyorlar. Sahnedeki uyumları oldukça başarılı… Söz konusu bu uyum o kadar başarılı ki, bir an da kendinizi bir evliliğin tam orta yerinde bulmanız an meselesi… “Aşk Bir Şey Değildir” de yalın ama güçlü bir oyunculukla karşı karşıya kalıyorsunuz…  Ecehan Şarman Çetinkaya rolü gereği yaşadığı değişim, dönüşüm ve gelişim anlarında alkışa değer usta bir oyunculuk performansı sergiliyor… Ali Volkan Çetinkaya ise mimikleri, beden dili ve özellikle sesini kullanma gücüyle seyircinin takdirini topluyor oyun boyunca…

Bilindik bir tema ve iki kişilik bir oyunla karşı karşıya kaldığınızda ister istemez düşünür seyirci, “acaba aksiyon yavaş mı?”“Aşk Bir Şey Değildir”  rejisi bu kaygınıza da yok ediyor kısa bir sürede… Geçmişe dönüşlerle akıcı ve eğlenceli bir şekilde gelişen olaylar dizisi seyirciyi sıkmadan ilerliyor. Oyun boyunca tanışma evresinden balayı zamanına, oradan da evlilik aşamasına kadar uzanan süreçte bir çiftin başına gelebilecek tüm olasılık tartışmaları keyifli bir yönelişle seyirciye gösteriliyor, gülümsetiyor. Aşkın ne olduğu ve(ya) olmadığı üzerine fotoğraf kareleri görüyoruz ve gülüyoruz sahnede…

Sonuç olarak denilebilir ki, Bursa Devlet Tiyatrosu’nun Oda Tiyatrosu Sahnesinde  -sezonun ses getiren başarılı çalışmalarından biri olduğu izlenimi ve kanaatini taşıdığım-  “Aşk Bir şey Değildir” oyunu izlenmeye değer rejiler arasında görülmeli ve değerlendirilmeli… Yalın ama güçlü rejisiyle, usta ve başarılı oyunculuğuyla “Aşk Bir Şey Değildir” Bursa Devlet Tiyatrosu arşivinde yerini almadan önce kaçırılmaması gereken oyunlar listesinden seyircisine haylaz haylaz göz kırpmakta… Şimdiden iyi seyirler…

Yorum


işlemi tamamlayınız:


sekiz + 2 =

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>