‘Dönmeleri’ Anlatmak Sana mı Kaldı?

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Hayvan Çiftliği oyuncusu Ahmet Melih 2Kadınlar Aşklar Şarkılar, trans bireylerin çocukluklarına, aşklarına ve ölümlerine adanmış tek kişilik fakat çok sesli bir oyun. Tüm sesler, hikâyelerini doğrudan seyirciye aktarıyor. Fakat seyirci, alıştığımız seyirci değil artık. Adı aşkla, arayışla, özlemle ve ölümle iç içe geçmiş halde bu defa. Her kadın, ölüme doğru yol alırken, varlığı seyircide somutlaşmış bu belirsiz kişiye doğru sesleniyor. Aşkların, ölümlerin, arayışların asıl muhatabı: “Belki bin yıldır burdayız biz” diye anlatılıyor oyun broşüründe. Domus Sanat Çitliği’nin sahnelediği “Kadınlar Aşklar Şarkılar”da Dil Tarih Tiyatro Bölümü 3.sınıf öğrencisi, sokak tiyatrosunda da oyunculuk yapan ve aynı zamanda CerModern’de Erdal Beşikçioğlu’”nun yönettiği ‘Hayvan Çiftliği’ oyuncusu Ahmet Melih’e sorularımızı götürüyoruz.

“Kadınlar Aşklar Şarkılar” oyununun sürecinden bahseder misin biraz?

2011’de, başta 3 kişilik olan ekiple çalışmaya başladık. Başta çıkmış bir “Kadınlar Aşklar Şarkılar” oyunu yoktu. Oyunun yazarı Şamil Yılmaz fragman yazıp gönderiyordu, biz de ezberleyip ertesi gün provaya gidiyorduk. Oyun, birikerek ilerledi. Maddi yetersizlikler nedeniyle provalarımızı yaptığımız Domus Sanat Çiftliği’nin alternatif mekanı kapandıktan sonra Sahne Dışı Sokak Tiyatrosu’nun mekanında prova almaya başladık. Orası da kapanınca provaları bitirdik. Ben bu kış ocak ayında evimde, tekrar oyuna çalışmaya başladım ve bu sefer metni tek başıma ilerletecektim. Zaten bir kısmı çıkan karakterlere diğerlerini de çalışarak ekledim. Dans sahnesi ve şarkılar olacaktı. Çalıştığım şekliyle çok dağınık olan oyunu dil tarih mezunu arkadaşımız Serdest Vural, kendi rejisinde toparladı ve 27 Ocak’ta Tiyatro Tempo’da prömiyer yaptık. Yaklaşık 4 ayda  20’den fazla oynadık.

Seyirciyle nasıl bir iletişim kuruyorsun,nasıl tepkilerle karşılaşıyorsun?

Genelde insanlar sarılmak istiyor. Translar üzerinden ‘Biz varız, biz de insanız, şarkı söylüyoruz, çok da güzel dans ediyoruz’ diyoruz. Bu yüzden interaktif bir oyun. Zaten yazar da oyuncuyla bir şekilde gönül bağı kurmamızı istiyor. Kimi yaşlı kadında buluyor o bağı, kimi şarkı söyleyende.

Oyunda, tek kişiydin ama pek çok karakteri canlandırıyordun, bu karakterlerin içinde çocuklar da vardı.

Evet. İki tane hikayemiz var: makyaj yapan çocuk ve topuklu ayakkabı giydiği için annesi tarafından kuyuya atılan çocuk. Çocuklar da bilerek metne konuldu ki, trans olmanın gerçekliğine dikkat çekmek istedik.

Bakan “Eşcinsellik hastalıktır” demişti. Oyunun çocuklara vurgu yapması bu söylemlere cevap niteliğinde diyebilir miyiz?

En çok da o sahneler beğeniliyor. Bir ayakkabı hikayesi,  garip bir ışık var ve bir çocuk hikaye anlatmaya başlıyor ve sonra annesi tarafından kuyuya atılma durumu. İş bekleyen kadının yine toplum tarafından sex işçiliğine mahkum edilmesi… Bu insanlar doktor da olmak istiyorlar, öğretmen de olmak istiyorlar oysa.

‘KATİLİ OYNAYINCA BU KADAR SORGULAMIYORLAR’

LGBT bireyler önce yakınlarından baskı görüyor. Nefret cinayetlerine varan şiddet var. Bu rolü oynadığın için böyle tepkilerle karşılaştın mı?

Annemden bahsetmem gerekiyor burda. Bu oyunu oynadığımı öğrenince beni aradı ve: “Sen ne yapıyorsun?” dedi. “Oyun çıkartıyoruz” diye yanıtladığımda “Sana mı kaldı dönmelerin hayatını anlatmak” dedi . Ben uzun zamandır ‘dönme’ kelimesini duymamıştım ve o kadar kötü oldum ki; bunu en yakınımdan duymak. Annemin tepkisinin nedenini anlamaya çalıştım ama o da bilmiyordu. “Bir katili, tecavüzcüyü oynadığımda neden bu kadar tepki göstermedin?” diye sordum. Uzun süre konuşmadık. Oyunu izleyince onun da anlayacağını düşünüyorum.

İnsanların gerçekle kurguyu karıştırması bir bakıma…

Evet, mesela İzmir turnesinde oyunu bir tiyatro barda oynadık. İnsanlar oyunun atmosferinden dolayı rakı söylediler. Ben de dans sahnesinde insanların arasına karıştım. Adamın biri cebinden 20 lira çıkartıp göğsüme sokuşturdu. O an oyunun gerçeğine düştüm. Sokak tiyatrosunda gibi hissettim. Sokak tiyatrosunda sahnedeki gibi güvende değilsindir, her an her şey olabilir. Sahnede, insanlar koltuğa oturup izlerler. Bu defa hikayeden dolayı gerçekle kurguyu karıştırma durumuyla karşılaştım. Benim gerçekten trans olup olmadığımı merak eden çok fazla insanla karşılaştım. Bunu hiç bir zaman katili oynadığımda sorgulamıyorlar. Çünkü katil olmadığımı biliyorlar. Çok garip, belki de bu yüzden benim için de hem samimi hem gerçek hem de kurgusal. Translar gerçekten çok cesaretliler, helal olsun hepsine.

Bugün yeterli olmasa da çabalarla oluşmuş iyi gelişmeler var ortada. Güzel şeyler olacağına dair umutluyuz. Sen ne düşünüyorsun?

“Kadınlar Aşklar Şarkılar” oyunu da umutluyum diyor zaten, böyle bitiyor. O kadının gece iş beklerken göz kırpışı ve gülümseyişi.. adeta toplum beni ölüme mahkum etse de; “ben varım” diyor. Bu yüzden umutlu. “Hayat, kadere inat seni sil baştan yaşayacağım.” diyor ve sigarasını üflüyor. Her şeye rağmen, tüm faşizme rağmen gökkuşağının renkleri çok güzel…

‘TRANSLARLA BİRLİKTE OYNADIK OYUNU’

Translar oyunu izledi mi?

Translar önce izlememişti. Uzun bir süre de gelmediler. Sonra bir gün trans bir arkadaş geldi ve oyunu çok beğendi. Bunun üzerine bir organizasyon düzenledik, translar için bir gün ayarlayıp oyunu oynadık.

Onların karşısında oynamak ne hissettirdi, nasıl bir iletişim kurdun? Farklı olmalı…

Senin oynadığın anları, acıları yaşamış insanlar var karşında. “Hangi tiyatroyu yapıyorsun, hangi yansılamayı gerçekleştiriyorsun?” diye bir yabancılaşma yaşadım. Bir yerden sonra onlarla birlikte oynadık, şarkıları birlikte söyledik. Aslında bu samimiyet durumu tiyatroda pek rastlanılan bir durum değil. Kostüm, dekor vb. bunlar hep seyirciyle arana duvar koyan şeyler bir bakıma. Ama bu oyunda böyle olmuyor. Sanırım; sahip çıkmakla, oyunun çok güncel olmasıyla alakalı.

Evrensel

Paylaş.

Yorumlar kapatıldı.