Devletin Tiyatrosu Olmalı mı?

Gürkan Okan

Tiyatro çevresi içerisinde öğrenim gören ve eğitimi devam eden bir genç olarak bazı farkındalıklarımızı paylaşmayı görev olarak görüyorum. Sanatın tüm dallarıyla beraber tiyatro da üzerinde düşünülmesi ve aydınlığa kavuşturulması gereken meselelerle dolu. Sıradan bir dış göz olsak dahi bunun farkına varabiliyor olmamız gerekiyor aslında. Bu gözlemler dahilinde ülkemizde özel topluluklarca ve sivil yapılanmalarca ödeneksiz olarak büyük mücadeleler verilmekte. Her şeyden önce tiyatronun düşünselliği ve toplumu aydınlatıcı yönleri yadsınmamalıdır. En nihayetinde sanat özellikle de tiyatro insanlığa tutulan bir aynadır.

Ancak ne yazık ki Devlet Tiyatroları’nın özellikle İstanbul bölgelerinde klasikleşmiş bir bakış açısı var. Yer gösterici personelinden oyuncusuna kadar memurlaştırılmış bir mantık hakim. Elbette toplumumuzun her kesiminden izleyiciye hitap etmesi ve ucuz bilet fiyatlarıyla perde açıyor olması bir artı. Fakat izleyicimiz bu zihniyet nedeniyle tiyatroyu belli bir yükseltide oynanan, dut yemiş bülbüller gibi çıt çıkarmadan izlenilmesi gereken sosyal aktiviteler olarak görüyor. Kostümler, ışıklar, kullanılan dekorlar yüksek maliyetlerde. Azımsanamayacak derecede bir gösteriş hakim. Evet. Ancak devlet himayesi altındaki oyuncular ödenekli imkanlara sığınan monotonlaşmış bir 657 profili çiziyor kanımca.

DT repertuarında; gittikçe daha da kötüye giden performanslara çokça şahit oldum. Tüm olagelenlere rağmen “DT olmasaydı tiyatro bitmişti!” düşüncesi bazılarınca halkımıza aşılanmaya çalışılıyor. Hakikaten gülünç buluyorum. Tiyatro bir monarşi de DT bu monarşiye krallık mı ediyor?

Öte yandan televizyonlaştırılmaya da çalışılıyor. Dizilerde ya da herhangi bir tv işinde rant sağlayan kişiler kapalı gişe piyasasına birer katkı olarak kullanılıyor. Bu akıma kapılanların başında birtakım özel tiyatroların yanı sıra yine ne yazık ki Devlet Tiyatroları ve Şehir Tiyatroları’nı görmekteyiz. Bu akıl tiyatroya musallat edilmemeli! Tiyatro amansız medya rekabetinde araç olarak kullanılmamalıdır. Sistemden artık iflahı kesilen ve istifasını veren isimler de duyulmaya başladı artık. Haklı buluyorum. Geçtiğimiz yıl Şehir Tiyatroları kapatılamaz!” sloganlarıyla sokaklara dökülenler ancak sıkıntı kendi etraflarını da sarmaya başlayınca harekete geçiyorlar. Söylediğim gibi rahatlarının bozulması hoşlarına gitmiyor. Sanki tiyatro sadece o topluluktan ibaret.

İstanbul’da “merdiven altı” diye isimlendirilen birçok küçük sahne var. Oyunculuğun sınırlarını zorlayan, alışılmıştan çok daha yenilikçi işler yapılıyor. Neden bunları göremiyoruz? Borçlarla açılan yerler bunlar. Büyük maddi sıkıntılara rağmen seyirciyle çok daha bütünlüklü ilginç mekanlar seçiliyor. Gönüllü ve özgürlükçü çok sayıda çalışma heveslilerimiz var. Üstelik ne dekor/kostüm bütçeli ne de herhangi bir güvenceleri var. İkea’dan seyirci için alınan 50 sandalyeyle ve oldukça mütevazi dekorlarla düzenlenen işler…

DT kapatılsın! Evet kapatılsın. Çünkü tiyatro resmi kurumlardan ibaret değil. Bunun anlaşılması için kapatılması gerekiyorsa kapatılmalı. Zihniyeti artık iflah olmaz. Sabahtan akşama kadar çalışıp yorulan insanımızı oyalayacak güldürecek bir stres topu muamelesi yaptırıldı tiyatroya. Yıllarca “halka inmek” adı altında yapılan ucuz seviyeli oyunlar sanat olarak addedildi. Halkımızı neye alıştırıyorsak onu izler ya da başka deyişle zaten halk ne verirsen onu alır algısı bir türlü yıkılamadı. Neden nitelikli ve marjinal işlere alıştırmıyoruz ki halkı? Suç toplumumuzun değil, piyasayı tiyatronun efendisi ve merkezi haline getiren zihniyetin. Algımız işte böyle yanlış yerlere çekildi maalesef. Tiyatroya sahip çıkmak demek resmi kurumların kapatılma haberleri alındıktan sonra sokaklara caddelere dökülmek demek değildir! Bu zamana kadar neredeydiniz diye sormak geliyor içimden.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


üç + = 6

TÜM YAZARLAR >>

TÜMÜ >>